Dünya’ya doğru bir kasırga yaklaşıyor.

Bu öyle bir kasırga ki, yaratacağı etkiler bakımından dünyanın önümüzdeki yıllarına yön verecek sonuçlar doğurabilir.

Tüm matematiksel hesapların yeniden yapıldığı, stratejilerin yeniden şekillendirildiği bir dönemin eşiğindeyiz. Yaklaşan bu kasırganın ne zaman ve nerede ortaya çıkacağını kesin olarak bilmek mümkün değil. Ancak ortaya çıkması halinde yaratacağı etkileri bugünden konuşmak ve olası sonuçlarını değerlendirmek gerekiyor.

“Kasırga gelirse ne olur?” sorusuna cevap aradığımızda karşımıza birkaç önemli başlık çıkıyor.

Birincisi: Yaklaşan kasırganın merkez üssünün Kıta Avrupası veya Doğu Akdeniz olması ihtimali üzerinde durulabilir.

İkincisi: Böyle bir çatışmanın maddi boyutunun trilyonlarca dolara ulaşabilecek bir ekonomik maliyet oluşturması mümkündür.

Üçüncüsü: İnsan kaybının boyutunu bugünden hesaplamak mümkün değildir. Çünkü bölgesel başlayan bir çatışmanın ne kadar genişleyeceği ve hangi ülkeleri içine çekeceği önceden öngörülememektedir.

Dördüncüsü: Böyle bir gelişmenin sonucu yalnızca yeni bir savaşın başlaması olmayabilir. Dünya, alışılmış dengelerin değiştiği, yeni ittifakların ve yeni stratejilerin ortaya çıktığı bambaşka bir döneme girebilir.

Peki, bu kasırganın çıkabileceği iki kritik bölge neden bu kadar önemli?

Kıta Avrupa’sı

Ukrayna-Rusya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte Avrupa'nın güvenlik mimarisi ciddi biçimde sarsıldı. Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki güvenlik gerilimi giderek daha fazla tartışılır hale geldi.

Özellikle bazı Avrupa ülkelerinin Ukrayna'ya verdiği açık destek, Rusya ile Batı arasındaki gerilimin daha da yükselmesine neden oldu.

Buradaki en önemli risk ise şudur:

Rusya ile bir NATO ülkesi arasında doğrudan bir çatışmanın ortaya çıkması.

Böyle bir durumda NATO'nun devreye girmesi, bölgesel bir çatışmanın çok daha geniş bir savaşa dönüşme ihtimalini beraberinde getirebilir.

İşte Avrupa'yı kasırganın merkezlerinden biri haline getiren temel risk budur.

Çünkü Avrupa'da başlayacak büyük bir çatışmanın etkileri yalnızca Avrupa ile sınırlı kalmayacaktır.

Enerji, ticaret, savunma harcamaları, göç, finans piyasaları ve küresel ekonominin tamamı bundan etkilenecektir.

Doğu Akdeniz

Kasırganın ikinci merkezi ise Doğu Akdeniz olabilir.

Doğu Akdeniz yalnızca jeopolitik konumuyla değil, sahip olduğu enerji kaynakları ve önemli ticaret yollarıyla da dünyanın en kritik bölgelerinden biridir.

Bölgenin çevresindeki ülkeler uzun yıllardır siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik krizler, darbeler, iç savaşlar ve dış müdahalelerle karşı karşıya kaldı.

Ancak bugün bölgede yeni bir dönem yaşanıyor.

Suriye'den Lübnan'a, Filistin'den İsrail'e, Mısır'dan Kıbrıs'a kadar uzanan geniş coğrafyada yaşanan gelişmeler, Doğu Akdeniz'in yalnızca bölgesel değil, küresel dengeler açısından da önemini artırıyor.

Özellikle Katil Siyonist İsrail ile bölgedeki diğer aktörler arasında yaşanabilecek yeni bir askeri gerilim, Doğu Akdeniz'i daha büyük bir çatışmanın merkezine dönüştürebilir.

Buradaki tehlike de tam olarak budur.

Doğu Akdeniz'de başlayabilecek büyük bir çatışma; enerji kaynaklarını, deniz ticaret yollarını ve bölgedeki ülkelerin güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Çatışmanın genişlemesi halinde ise bunun ekonomik ve siyasi sonuçları dünyanın çok daha geniş bir bölümüne yayılabilir.

Asıl Kasırga Nerede?

Belki de üzerinde durulması gereken asıl mesele, kasırganın tek bir bölgede ortaya çıkıp çıkmayacağından daha büyüktür.

Çünkü Avrupa ile Doğu Akdeniz birbirinden bağımsız iki bölge değildir.

Enerji yolları, ticaret güzergâhları, güvenlik ittifakları ve büyük güçlerin bölgesel çıkarları bu iki coğrafyayı birbirine bağlıyor.

Avrupa'da yaşanacak büyük bir savaşın enerji dengeleri üzerinde oluşturacağı baskı, Doğu Akdeniz'i de etkileyebilir.

Doğu Akdeniz'de yaşanacak büyük bir savaş ise Avrupa'nın enerji güvenliğinden göç politikalarına kadar birçok alanı doğrudan etkileyebilir.

Yani kasırga belki de tek bir merkezden çıkmayacak.

Bir bölgede başlayan fırtına, başka bir bölgede yeni bir fırtınayı tetikleyebilir.

İşte dünyanın asıl korkması gereken senaryo budur.

Çünkü böyle bir durumda mesele artık iki ülkenin veya iki bölgenin savaşı olmaktan çıkacak; yeni ittifakların kurulduğu, eski dengelerin bozulduğu ve küresel güç mücadelesinin yeni bir aşamaya geçtiği bir döneme dönüşecektir.

Belki de 21. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren dünya siyasetinin yeniden şekillenmesine neden olacak yeni bir dönem başlayacaktır.

Bugün yaptığımız bütün hesapların yeniden yapılması, bütün stratejilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir.

Bakalım kasırga gerçekten çıkacak mı?

Yoksa dünyanın büyük güçleri, diplomasi ve akıl yoluyla bu kasırganın oluşmasını engelleyebilecek mi?

Bunu zaman gösterecek.

Ancak şunu şimdiden söylemek mümkün:

Dünya, büyük bir değişimin eşiğinde.

Ve yaklaşan kasırganın nerede başlayacağından çok, başladığında ne kadar büyüyeceği önem taşıyor.

Bakalım zaman bize ne gösterecek. Hep birlikte yaşayıp göreceğiz.