Çağımıza iki büyük yanılsama hakimdir. Birinci yanılsama şudur: Aşk her şeyi çözer. İkinci yanılsama ise şudur: Aşk sadece kimyadır. Birincisi yapay bir mit üretir, ikincisi indirgemeci bir biyoloji. İkisi de insanı eksiltir.Gerçek ise şudur: Aşk, birçok şeyin çözümüne imkan yaratır, ancak her şeyi çözmez. Aşk, kimyadır, ama sadece kimya değildir. Aşk, kimyadan daha fazla bir tecrübedir.

Aşkı ya kutsallaştırıyoruz ya da küçümsüyoruz. Ya mistik ve kutsal bir büyüye dönüştürüyoruz ya da nörolojik bir salgıya indiriyoruz. Aşkın, kutsallaştırmaya veya küçümsenmeye ihtiyacı yoktur.İnsan ne yalnızca ruh ne de yalnızca bedendir. İnsan, ruhtan, bedenden, doğadan ve ilişkilerinden oluşan özel bir varlıktır. İnsan, kendisine özgü yaşamak isteyen özgür bir varlıktır. Aşk meselesi yalnızca duygusal değil; felsefi, teolojik, sosyal, sınıfsal, ekonomik, hukuki, ahlaki, kültürel ve psikolojik boyutları olan derin bir tecrübedir.

Aşk, insanın kendini merkez sanma yanılsamasına düşmemesidir. Aşk, bireyin insanlığa ve doğaya açık olarak sürekli olarak genişlemesidir. Aşk, hiç kapanmayan açılımdır. Aşk, bir macera olarak hayatı yaşamaktır. Sevdiğimiz zaman, dünya artık yalnızca “ben” etrafında dönmez. Kişi, aşk halinde doğada diğer insanlar ve canlılar etrafında döner, dolaşır ve derinleşir.Aşk, psikolojik açıdan narsisizm kırıcıdır. Felsefi açıdan öznenin kendini mutlaklaştırmamasıdır, abartmamasıdır ve koflaştırmamasıdır. Aşk, kibirden arınmanın başlangıcı ve insanın sadece insan olduğunun olgunluğuna varmak için yolda olmasıdır.

Aşkta ince bir çizgi vardır. Egonun sınırlarını kırmak ile kendini yok etme arasında fark vardır. Aşk, egonun sınırlarını sürekli olarak aşan bir özgürleşme sürecidir. Aşk, kendini yok etme değildir. Kendini yok etme veya hiçleştirme maskesine bürünen aşk, sapmadır ve sapkınlıktır. Aşk, kendini ve diğer insanları var etme çabasıdır. Aşk, insanı olgunlaştırabilir; ama insan sevdiğini yücelttiği ve kutsallaştırdığı anda, aşk bağımlılığa dönüşür.Bütün bağımlılıklar, çürüme ve çöküştür. “Onsuz yaşayamam” cümlesi romantik değil, tehlikelidir. İnsanın varoluşunu başka bir varlığa bağlaması, hem kendisini hem karşısındakini taşıyamayacağı bir yükle karşı karşıya bırakır. İnsan, istisnasız hiçbir varlığa, kurguya, kuruntuya ve otoriteye bağımlı değildir. İnsan, hiçbir varlığa bağlı ve bağımlı değildir.

Hiçbir insan veya varlık mutlak değildir. Bir kurgusal varlığın mutlak olduğunu sanmak en büyük yanılsamadır ve sapmadır. Bütün kötülüklerin kaynağı mutlaklaştırılan vehimlerdir. Felsefi açıdan hiçbir özne, diğerinin anlamının tek kaynağı olamaz. Psikolojik açıdan ise aşırı idealizasyon, kaçınılmaz bir hayal kırıklığı üretir. Bu nedenle aşk, tapınma değil tanıklık olmalıdır.Her tapınma, taşkınlıktır.Aşk, tapınmayı ve taşkınlığı reddetmektir. Karşıdakinin varlığına şahitlik etmek; onu yüceltmeden, küçültmeden, olduğu haliyle kabul etmek.

Aşk çoğu zaman yoğun bir başlangıçtır. Sevmek ise sürdürülebilir bir karardır. Aşk kendiliğinden gelir; sevgi ise emek ister. Aşk büyüleyicidir; sevgi sorumludur.Psikoloji bize bağlanma stillerinden bahseder: kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, güvenli bağlanma… Çocukluk deneyimleri, travmalar, terk edilme korkuları ilişkilerimizi şekillendirebilir. İnsan, yalnızca geçmişinin ürünü değildir. İnsan seçim yapabilen bir varlıktır.

Sevmek, karşıdakini araç yapmamaktır. Sevgiliyi, kendi eksikliğimizi dolduran bir nesneye indirgememek, sevmektir.. Sevmek, onun özgürlüğünü tanımaktır. Özgürlüğü tanımadan sevgi olmaz; yalnızca kontrol ve kapatma olur.

Sevgi, kendini var etme çabası içinde varlığın, onuruna saygıdır. Felsefi açıdan sevgi, ötekinin yaratıcı özne olduğunu kabul etmektir. Psikolojik açıdan sevgi, bağımlılık değil, güven üretmektir. Sevgi kıskançlıkla karıştırıldığında, sahiplenme sevgi zannedildiğinde, ilişki yavaş yavaş tahakküme dönüşmektedir.

Beden insanın düşmanı değildir. Ancak beden insanın tamamı da değildir. Tarih boyunca iki aşırı uç hep var oldu: Biri bedeni bastıran, onu kirli gören ahlak anlayışı; diğeri bedeni pazarlayan, onu tüketim nesnesine dönüştüren kültür.Her iki uç da insanı böler. Beden bastırıldığında suçluluk ve ikiyüzlülük doğar. Beden sınırsızca tüketildiğinde ise anlam kaybı ortaya çıkar. Cinsellik, günah veya kapalı kimlik değildir. Cinsellik, insanın bedensel yakınlık arayışıdır. Cinsellik, yalnızca haz üretmez; bağ üretir. Cinsellik, anı ve anlamdır.İnsan bedeni, temasla hafıza oluşturur. “Sadece fiziksel” denilen ilişkiler, çoğu zaman ruhsal izler ve yaralar bırakır.

Psikolojik olarak temas, güven ve bağlılık hormonlarını harekete geçirir. Bu nedenle insan, bedeniyle yaşadığı şeyi, zihinsel olarak yok sayamaz. Bedene karşı sorumluluk, varlığa karşı sorumluluktur.Hiçbir güç, bedenin sahibi değildir. Felsefi açıdan beden, insanın dünyayla kurduğu en temel temas biçimidir. Beden araçlaştırıldığında insan da araçsallaşır.Cinsellik, özgürlük ve rıza temelinde anlamlıdır. Ama rıza yeterli değildir; saygı gerekir. Haz mutlaklaştırıldığında insan, kendi iç boşluğunu geçici yoğunluklarla doldurmaya çalışır. Fakat yoğunluk kalıcılık üretmez.

Romantizm ilişkiyi estetik bir çerçeveye taşır. Şiir, jest, söz, sürprizler… Bunlar insanın anlam arayışının ifadesidir. Romantizm, hakikatin yerini aldığında sorun başlar. Romantizm, hakikat değildir. İnsan karşısındakini değil, kendi hayalindeki kurguyu sever hale gelebilir.Mükemmeleştirme, kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı üretir. Hiçbir insan, zihnimizdeki kusursuz tasarıma uymaz. Gerçek aşk, kusurun farkında olarak sevebilmektir. Kusursuzluk beklentisi, narsisizmdir, sevgi değildir.Aşkta, maneviyatta, ahlakta ve akılda esas olan şey, kusurluluk, eksiklik, tamamlanmamışlık ve eleştiridir. Mükemmeliyet ve masumiyet yoktur.

Doyum yalnızca orgazm değildir. Doyum, insanın bölünmemiş olmasıdır. İnancı başka, bedeni başka, zihni başka konuşuyorsa doyum mümkün değildir. Hakikatsiz haz geçicidir. Özgürlüksüz aşk boğucudur. Sevgisiz cinsellik, eksiktir.Gerçek doyum, özgürlük ile sorumluluğun dengede olduğu bir yakınlıktır. Kendini inkâr etmeden, karşıdakini yok etmeden birey, diğeriyle birlikte olabiliyorsa orada doyum başlar. Doyum, yoğunluk değil derinliktir. Derinlik ise emek ister. Sevmek, derinleşmektir.