Bir zamanlar yöneticiler vardı...
Makam odalarının kalın duvarlarının arkasına saklanmayan, önlerine konulan süslü raporlarla yetinmeyen yöneticiler. Kılık değiştirerek halkın arasına karışır, çarşıyı, pazarı, kahvehaneyi, sokaktaki insanı dinlerlerdi. Buna "tebdili kıyafet" denirdi.
Çünkü bilirlerdi ki gerçekler makam koltuklarında değil, hayatın içinde saklıdır.
Bugün ise yöneticiler vatandaşın karşısına çıkmadan önce güzergâhlar temizleniyor, eksikler gizleniyor, sorunlar örtülüyor. Hazırlanmış sunumlar, filtrelenmiş bilgiler ve pembe tablolar eşliğinde her şey mükemmelmiş gibi gösteriliyor. Oysa vatandaşın yaşadığı hayat bambaşka...
Emekli geçinemiyor, gençler gelecek kaygısıyla boğuşuyor, esnaf artan maliyetler altında eziliyor, kiracılar ev bulamıyor, işsizler umutlarını her geçen gün biraz daha kaybediyor. Ancak bu feryatlar çoğu zaman raporlara yansımıyor.
İşte bu yüzden bugün her zamankinden daha fazla tebdili kıyafete ihtiyaç var.
Bir yönetici korumasız, konvoysuz ve habersiz şekilde bir pazara gitse... Bir emeklinin alışveriş sepetine baksa... Bir öğrencinin bursla ay sonunu nasıl getirdiğini dinlese... Bir işsizin kapı kapı dolaşırken yaşadığı çaresizliği görse... Belki de önüne gelen raporların gerçekle ne kadar örtüşmediğini fark edecektir.
Halkın nabzını tutmanın yolu yüksek duvarlı toplantı salonlarından değil, sokaktan geçer. Çünkü vatandaşın derdi protokol masalarında değil, mutfakta kaynayan tencerededir. Gerçek enflasyon market raflarında, gerçek işsizlik iş bulamayan gençlerin gözlerinde, gerçek geçim sıkıntısı ise ay sonunu getirmeye çalışan ailelerin evlerinde görülür.
Tebdili kıyafet sadece bir yönetim yöntemi değil, aynı zamanda bir vicdan muhasebesidir. Yönetenlerin yönetilenleri gerçekten tanımasının, onların dertleriyle hemhal olmasının en samimi yoludur.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni raporlar değil; yöneticilerin yeniden halkın arasına karışması, alkışlayan kalabalıkların değil, dert yanan insanların sesini duymasıdır.
Çünkü milletin sesini duymayan yönetimler zamanla milletin gerçeklerinden uzaklaşır. Ve gerçeklerden uzaklaşan her yönetim, çözüm üretme kabiliyetini de kaybetmeye mahkûmdur.
Belki de sorulması gereken soru şudur:
Bugün bir yönetici tebdili kıyafetle sokağa çıksa, halkın yaşadığı hayat karşısında ne hissederdi?