Ülkemizin son yıllarda hem savunma hem de diğer alanlarda katettiği teknoloji hamlesi, TEKNOFEST adıyla büyük bir festivale dönüşmüş durumda. T3 Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’ın öncülüğünde düzenlenen bu festivali Şanlıurfa GAP Havalimanı'nda izleme imkânı bulduk.

Festivaller, özü itibarıyla şehirlere özgü faaliyet alanlarını içerirken TEKNOFEST ise tek bir şehre veya bölgeye özgü değildir. Tüm Türkiye’yi kuşatan; hatta ülkemiz sınırlarından İtalya’ya, Ukrayna’ya kadar üretim yapan bir teknoloji üssünün faaliyet alanına sahip, ülke genelinde teknoloji ekosistemini ve Millî Teknoloji Hamlesi'ni yaygınlaştıran uluslararası bir vizyon hâline gelmiştir.

Selçuk Bayraktar’ın şu sözlerini dikkatle dinliyoruz: “TEKNOFEST Şanlıurfa ya da daha kuşatıcı adıyla TEKNOFEST Güneydoğu; Göbeklitepe deneyim alanında geçmişten geleceğe uzanan, Şanlıurfa’nın neolitik havzasından yapay zekâya ulaşan insanlığın üretim hikâyesini hep birlikte keşfediyoruz.”

TEKNOFEST; taklitçiliğe, bayicilik anlayışına, "biz yapamayız" diyen zihniyete bir başkaldırıdır. Bu nedenle sürekli itiraz ettiği öğrenilmiş çaresizliği bir özgüven ortamına dönüştürmesi; çocuklarla ve gençlerle birlikte "biz yaptık" şarkısını dillendirmesi oldukça önemliydi. TEKNOFEST gençliği, o pasif zihniyete festival meydanından haykırarak "Biz yaptık, biz yapıyoruz, en iyisini de biz yapacağız!" deme gururunu yaşadı. Hakikaten psikolojik ve sosyolojik açıdan bakıldığında bu süreç, tam anlamıyla bir "toplumsal özgüven ve kendine gelme inkılabı" olarak nitelendirilebilir.

Selçuk Bayraktar’ın altını çizdiği bir diğer konu da Millî Teknoloji Hamlesi'nin sadece gökyüzü ile sınırlı kalmasına olan itirazıdır. Bu hamleyi tarlada, fabrikada, laboratuvarlarda, hastanelerde, atölyelerde, üniversitelerde ve daha birçok alanda uygulamayı amaçlıyor. Bir fikir ekonomik değere, bir hayal üretime, bir proje istihdama, bir teknoloji Türkiye'nin refahına dönüşüyorsa Millî Teknoloji Hamlesi amacına ulaşacaktır. Hedefleri arasında yüksek teknolojiyi yerli üretime ve katma değerli ihracata dönüştürmek de yer alıyor. Nitekim TEKNOFEST kuşağının öncülüğünde Türkiye’nin tam bağımsızlığına güç katacak bir girişimcilik ekosistemi kurmak nihai hedeflerinde mevcuttur.

Günümüzde insanlığın hayatını idame ettirmesi için en stratejik alanlardan biri olan tarıma dayalı üretim ve gıda, oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle TEKNOFEST kuşağı, Tarım Teknolojileri Kümelenmesi adı altında bir yapı kurmuş. Bu yapının faaliyet ve çalışmalarını da festival alanında öğrenme fırsatı bulduk.

Festival alanında Selçuk Bayraktar’ın yapay zekâ ile ilgili değerlendirmelerini ilk elden dinleme imkânı da bulduk. İnsanlığın yapay zekâ ile büyük bir dönüşüm yaşadığına dikkati çeken Bayraktar; bu teknolojinin öğrenmeyi ve araştırmayı hızlandırdığını, ancak aklın yerini alan bir rehberden ziyade potansiyeli büyüten bir kaldıraç olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Bayraktar’a göre bugün teknolojinin gücü dünyada karanlık amaçlar için de kullanılabiliyor. Bu nedenle ahlakı ve vicdanı özünde barındıran insanoğlunun yapay zekâya yön vermesi bir gerekliliktir. Bizim yapmamız gereken, yapay zekâyı mekanik olarak güçlendirmekten ziyade; hangi aklın, hangi fikrin o yapay zekâya yön verdiğini sorgulamak ve o alanı genişletmektir. Teknolojiyi insanlığın hizmetinde kullanmak isteyen Selçuk Bayraktar’ı bu yönüyle takdir ediyoruz. İlimden bilime uzanan yolculukta bilimle vicdanı, zekâyla ahlakı ve kuvvetle adaleti buluşturma gayretinde, soyadıyla müsemma olarak birer "bayraktar" olmalıyız. Ancak bu şekilde "adil bir dünya" kurulabilir. Yıllar önce rahmetli Erbakan Hoca’nın "Adil düzen prensibi ağır sanayi hamlesiyle gerçekleşecektir" sözünün somut örneklerini bugün Selçuk Bayraktar’ın öncülüğünde görüyorum.

Selçuk Bayraktar, konuşmasının sonunda şöyle bir cümle sarf etmişti: “Gelin, Şanlıurfa'dan, tarihin sıfır noktasından geleceğin teknolojilerine doğru yeni bir yolculuk başlatalım. Gelin, daha adil bir dünyayı birlikte kuralım. Yolumuz açık, istikametimiz hakikat, ufkumuz Kızılelma.”

Bu ifade sanırım şöyle ifade edilseydi daha doğru olurdu: Şanlıurfa’nın tarihi “tarihin sıfır noktası” olmayıp Milattan Önce 10 binli yıllara kadar uzanmaktadır. "Tarihin sıfır noktası" kavramı milat kabul edilen Hz. İsa’nın doğum tarihine işaret eder. Bu nedenle Göbeklitepe’ye vurgu yapmak amacıyla "tarihin sıfır noktası" yerine "tarihin akışını değiştiren yer" ifadesi kullanılabilirdi.