Mustafa Kutlu’nun Mavi Kuş hikâyesini okurken onun bir hikâyeci olmakla birlikte usta bir mimar da olabileceğini düşündüm. Mimar olmasa da en azından mimari bilgi ve görüşüne son derece hâkimdir. Bu görüşünü kitabın 72. sayfasında şu sözlerle dile getirir:
“Mesela evleri ele alalım. Bu evler sokağa değil, avluya bakar. Sokağa dönük yüzünde insan boyunu aşan duvarlarında pencere dahi yoktur. Çokluk taştan yapılır ve sağırdır. Sokağa bakan kafesli pencereler, bu taş kısmın üzerinde yükselen ikinci katta bulunurlar. Evet, ev bahçeye yani içe ayrılır. Burası mahrem bir alandır. Çiçek, meyve, sebze ve havuzdaki su ile bir bakıma tabiatın devamıdır. Güzel ve ferahtır. Ev saydığımız unsurlarla tezyin edilmiştir.”
Kutlu, başka yazılarında da bahçeli eve vurgu yapmıştır. Söz gelimi mektuplarının birinde, "İnsanlar bu ahşap evlerin, ağaçların, çocukların, sokak köpeklerinin, saf satıcıların teşkil ettiği mekânlarda asude bir zamanı yaşarlar; fakir ama mutlu bir görünüm sergilerlerdi" diyerek bu özlemi dile getirir.
Mustafa Kutlu’nun Mavi Kuş hikâyesinde “zaman” da bölünmez bir bütünlük arz etmektedir. Hikâyede geçen bu ifade, aslında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ünlü şiirine de bir atıftır ve cümleyi şu şekilde tamamlayabiliriz:
"Mustafa Kutlu’nun Mavi Kuş hikâyesinde zaman da yekpâre bir anın parçalanmaz akışındadır."
Hikâyede kasabanın ve taşra hayatının o durağan, ağır akan ve modernist zaman algısından uzak yapısı vurgulanırken Ahmet Hamdi Tanpınar’ın "Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpâre, geniş bir ânın / Parçalanmaz akışında" dizelerine de açıkça gönderme yapılır.
Yazarın işlediği mekânlar soyut değil, somut mekânlardır; yani gerçekle doğrudan bir ilişkisi vardır. Hikâyede Mavi Kuş ismi, Şirinyurt kasabası halkını tren istasyonuna taşıyan, maviye boyalı ve üzerinde kuş resmi bulunan eski otobüsü ifade eder. Kışın otobüsün ortasına bir soba kurulur, borusu tavandan çıkarılır ve meşe odunu yakılır. Ön camın üzerindeki alınlıkta ise şöyle yazar:
“Issız dağların garip yolcusu”
Bagajı çatısındadır; arkadan yukarıya monte edilen metal bir merdivenle çıkılır. Mavi renk umut ve huzur çağrışımı yaparken, kuş motifi göğe yükselmeyi ve sınırlardan kurtulmayı simgeler. İkisi bir araya geldiğinde ortaya "umudun kanatları" çıkar diyebiliriz.
Mustafa Kutlu, Mavi Kuş kitabında kitap tutkusu ile kitap okuma tutkusunu birbirinden ayırır. Hikâyede kitaba merak saran Doktor Yahya karakteri çok ilginç bir figürdür. Bu karakter, Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası romanındaki Bihruz Bey’in kitaplara karşı duruşunu çağrıştırır; fakat işin özünde ikisinin davranışları birbirinden tamamen farklıdır.
Bihruz Bey, aldığı kitapların üzerine kendi isminin baş harfi olan "B" harfini koyar. Ancak bunu sıradan bir şekilde yapmaz; o dönem alafranga çevrelerde moda olduğu üzere, isminin baş harfini şık bir mühür şeklinde kitapların cildine ya da ilk sayfalarına bastırır. Bu davranış, onun kitaba veya içindeki bilgiye değer vermesinden çok; kitapları tamamen bir statü sembolü, lüks birer dekor ve ne kadar "Batılı/modern" olduğunu başkalarına kanıtlamak için kullandığının bir göstergesidir. Zaten romanda da bu kitapların çoğunu ya hiç okumadığı ya da yarım yamalak Fransızcasıyla anlamadan sayfalarını çevirdiği anlatılır.
Mavi Kuş’taki Doktor Yahya ise Mustafa Kutlu tarafından bir bibliyoman olarak takdim edilir. Kitaba merak sarmanın Fransızcada iki farklı terimle karşılığı vardır: Bibliyofil ve bibliyoman. Birincisi kitap muhibbidir (dostudur); kendi zevkine, kültürüne veya belirli bir hedefe göre kitap seçer; kıskanç değildir, bunları başka kitap dostlarıyla paylaşmaktan zevk alır. Hayatı boyunca kütüphanesini kurmak için harcadığı zahmet kadar, onları başkalarının faydasına sunmak, hatta dağıtmak ve sonunda bağışlamak için de adeta çırpınır. İkincisi, yani kitap hastası olan bibliyoman ise her gördüğü kitabı elde etmeye çalışan, bunlara sadece sahip olmaktan zevk alan, sahip olduktan sonra da kimseye kaptırmayan, hatta koklatmayan insandır.
Bibliyomanı bir hasta şeklinde tarif edenler de vardır. Bibliyoman olmaktansa bibliyofil olmak makbuldür zannımızca. Mavi Kuş’taki hükümet doktoru Yahya da böyle birisidir; yani bir bibliyoman. Doktordur ama o da hastadır; kitaplara sahip olmak, onları kimseyle paylaşmamak, hatta kimseye dokundurmamak istemektedir. Doktor Yahya’nın bu bibliyomanlığı o kadar ileridir ki medenî durumunu ve yurdunu yuvasını sarsacak boyuttadır. Hikâyede boşanma sebebinin de onun bu kitap hastalığı olduğu anlatılır.
Tıbbiyeyi bile bu hastalığı yüzünden geç bitirmiştir. Kitaplar çoğalınca sedir altları, kıyılar köşeler hep kitapla dolunca eşi, "Tercihini yap; ya ben ya kitapların!" diyecek kadar durumu özetler. Doktor Yahya; gezer, dolaşır ve bir güzel kafayı da çeker. Sonra birkaç işçi ve bir de kamyonet kiralatıp tüm kitaplarını alarak eşine veda eder. Eşine son sözü "Evin sana mübarek olsun" olur. Hanımı, Doktor Yahya’ya "Sen nereye gidiyorsun?" diye sorsa da Doktor Yahya kitaplarla birlikte yola koyulmuştur. Ama o da sonunda kitaplardan ayrılmak zorunda kalacaktır. Hanımı evliliğini devam ettirmek ister ama Doktor Yahya kaçmıştır.
Doktor Yahya kitaplarını sahaflar çarşısında satar. Adı zaten öteden beri bilinen bu bibliyoman, kamyoneti çarşıya yanaştırınca tüm sahaflar başına üşüşür. Kendisinin de mekânsızlık problemini ortadan kaldırmak için kendi eliyle Mavi Kuş otobüsünün gidip geldiği kasabaya hükümet tabibi olarak tayinini/sürgününü yaptırır. Böylece kendisi de bir yerde mekâna kavuşur.
Fakat bu hadiseyi anlatırken sürekli eşini haklı görür ve şimdiki aklı olsaydı bunu yapmayacağını belirtir. Bunları öğretmen Murat’a anlatırken gözyaşlarına boğulmuştur. Doktor Yahya, bir bibliyoman olarak Mavi Kuş’ta yolculuk eden hastalık sahibi bir doktordur. Bu hâliyle Mustafa Kutlu’nun kaleminden çıkma özgün bir şahsiyettir. İfrat ve tefrit bu epizotla güçlü bir şekilde karşımıza çıkar. Şairin dediği gibi, belki o da "kafiye için Safiye’yi boşamıştır".
Bu hikâyede-romanda Mustafa Kutlu’nun kaleminin kudreti şüphesiz her türlü saygıyı hak etmektedir.