Ordu ve polis içine sızmış, kök salmış FETÖ gibi hainler yüzünden, yıllarca süren PKK terörünün acısını analar yüreğinde taşıdı. Her saldırıdan sonra dökülen gözyaşları, bir eşarp gibi yere bırakıldı; tek bir dua vardı: Bitsin, huzur ve barış olsun…

Bebek katili PKK yüzünden sadece sırtımızda değil, yüreklerimizde de bir acı kamburu oluştu.

Yolumuz Doğu’ya düştüğünde, kilometrelerce süren kimlik kontrolleriyle karşılaşırdık. Elbette yapılsın; fakat acı olan şuydu: Kimliği olmayanların, bu topraklara aidiyeti bulunmayan ihtilâlcilerin, “mücadele ediyoruz” edasıyla vatandaşı bunaltmasıydı. Üstelik —istisnalar hariç— PKK diye bir dertleri yoktu; Doğu ve Güneydoğu insanına karşı gerçek bir sevgileri de…

Devletler büyük bir malikânedir.
Temeli istikrar, çatısı barıştır.
İstikrarın çivisi ise adalettir; her şeyi bir arada tutar.

İçerideki düşman nefistir; dışarıdaki düşman ise Kur’an’a, mukaddesatımıza ve vatanımıza saldıranlardır. İçeride barış ve istikrar sağlanınca, dışarıdaki itler de itlik yapamaz!

Bir insan barış istiyorsa, ruhen sağlıklıdır. Ruhu karanlıkta değil, aydınlıktadır. Barışın yükü hafiftir; sahip çıkılmazsa çığ gibi büyür.

Kâinatta bile barış ve istikrar vardır. Barışı tehdit eden göktaşlarına atmosfer, Allah’ın izniyle set çeker. Barış, insanı kasılmaktan ve nefret yükü taşımaktan korur; kalp huzurla çalışır. Barış olunca ne göz arkada kalır ne de sevdiklerimiz toprak altında… Silahlar yakılır, gömülür; güven dirilir, istikrar dirilir. Barış, en kuvvetli ilaçtan bile tesirlidir.

Bir evde kavga varsa, barış henüz gelmemişse; çocukların önüne en güzel yemeği, en tatlı çikolatayı koysanız yüzüne bakmazlar. Yeseler bile zehir yemiş olurlar.

Kan damarlarda dolaşınca güzeldir.
Analar acıdan saçlarını yolmayınca güzeldir.
Çocuklar korkusuzca bakınca çok güzeldir.

Barışta yol kesilmez. Yol ancak, “Aç mısınız, bir tas ayran vereyim mi?” diye kesilir. Barış olunca her sofra misafir bekler. Huzurlu annelerin elinden lezzet akar; güven, lokma lokma besler. Barışta önce çocuklar güvendedir; dağa kaçırılmaz. Dağa ancak kekik, çiçek, umut ve hayal toplamaya çıkılır. Barış olunca gençler daha kolay yuva kurar; anne-babalar daha olgun olur.

Barış ve istikrar olmayınca, deneyler bile aynı sonucu vermez. Herkesin kimyası bozulur. Kirli ellerin istediği sonuçlar ortaya çıkar.

PKK yüzünden köylü tarlasına, çayırına gidemedi. Oysa gittikleri yer yalnızca ekin biçmek değil; umut biçmek, yarınlara güven ekmekti. Biz yarınlara öfkeli bakarken, Kürt kardeşlerimiz ürkek bakıyordu.

Anarşi ve terör ruhumuzu boşalttı, cebimizi boşalttı. Eğer bugünkü kararlı ve sonuç alan mücadele, eski Türkiye’de yapılabilseydi; bugün iftihar ettiğimiz eserler ve teknolojiler belki elli yıl önce hayatımıza girmiş olurdu. Ah o zamanlar… Canımızı yakan zamanlar!

Ne çok kar yağardı Doğu’ya…
Belki de PKK saldırılarında şehit düşenlerin üzerine düşen ilk kefen kar, yazın ise gözyaşıydı.

Gece pusudan kalkan ihanet, “halklara özgürlük” diyerek çoluk çocuk demeden kurşun yağdırıyordu. Medeniyet öğretmeye giden öğretmen, namus nöbetindeki asker şehit ediliyordu. Düşman dışarıdan gelse, göğüs göğüse çarpışırdık; “vatan müdafaası” derdik. Ama ihanet içimizdendi. Aynı ekmeği paylaştığımız, aynı türküleri dinlediğimiz insanlar tarafından vurulduk. Devlete sızmış satılık ruhlardan ihanet gördük.

Oysa dualarımız ve türkülerimiz kardeşliği çoktan başlatmıştı. Kürt ile Türk omuz omuza, sırt sırta vermişti. İşte bu birliktelik, Türkiye ve İslam düşmanlarını kudurtmuştu. Anadolu aynı dua ile, aynı türküyle birleşmemeliydi; hele aynı ağıtla ağlamamalıydı. Çünkü birlikte ağlayanların gözyaşı, en güçlü zamk olurdu. Önce Madımak’ta ayrı ağlattılar, sonra Başbağlar’da ayrı yaktılar ki öfkeler ayrı, nefretler ayrı olsun.

PKK’nın yıllara göre eylemlerini, pusularını, bombalarını tek tek anlatmayacağım; bir tık uzağınızda. Ama unutamadığım bir kare var: Pınarcık Katliamı’ndan… Beyazlar içinde, yüzü kanlı bir bebek. O fotoğraf, barış istemeyenlerin gerçek yüzünü dondurup önümüze koyuyordu. O uzun kirpikler, başta PKK’nın ve onu besleyenlerin yüreğine hançer gibi saplanıyordu.

Gazze’de soykırım yapanlardan akıl alan PKK’nın saldırılarında şehit düşenler, sanki barış dilekçeleriyle ötelere gittiler. Şükürler olsun ki dilekçeleri kabul oldu. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın kararlılığı, Sayın Bahçeli’nin devlet aklı ve Cumhur İttifakı’nın desteğiyle Terörsüz Türkiye yolunda ciddi adımlar atıldı. Allah razı olsun; sağlıkları ve başarıları daim olsun.

Şimdi soruyorum:
İnsan, kanın durmasından neden rahatsız olur?
Yoksa acıdan, feryattan mı besleniliyor?
Delik deşik olmuş kundaktaki bebek hiç mi hatırlanmıyor?

Bugün askerimiz, güvenlik görevlimiz şehit edilmiyorsa; köyler, şehirler güven içindeyse bu, devletin canla başla çalıştığının göstergesi değil midir?

Niçin barış düşmanısınız, niçin huzur düşmanısınız?