TDV Kurban

22 Mart 2021

Merdiven Altı Muhalefet ve İstanbul Sözleşmesi

 

Türkiye Cumhuriyeti, 2011 yılında imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’nden Cumartesi gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı 3718 Sayılı karar ile çekildi.

Türkiye’de bilhassa son iki yılda çokça ve haklı olarak eleştirilen İstanbul Sözleşmesi, yani, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedildi.

Daha önce de yazmıştık: Sözleşmenin pek çok maddesine katılıyoruz lakin, “Cinsel Yönelim, Aile Mahremiyeti ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” gibi maddeler var ki ifsad doluydu.

Bakınız konu ile ilgili olarak Ağustos 2020’de yazdığım yazıda ifsad özelliği taşıyan bir madde hakkında yaptığımız değerlendirmede:

“…Meseleyi Cinsel Yönelim ile birlikte düşündüğümüzde böyle bir ailenin ayakta kalabileceğini düşünmek saflık ötesi bir durumdur…

Aile efradı sözleşmeden cinsel yönelim koruması alırsa,

Sözleşme ile sağlanan koruma sayesinde cinsel yönelimi teşvik eden medya, kitle iletişim araçları da çocuklara, gençlere yönelik cinsel yönelime teşvik bombardımanları uygularsa,

Bizim kutsal kabul ettiğimiz aileden eser kalır mı?

Eşcinseller için evlilik (başka düzenlemeye ihtiyaç duyar) olmasa bile birlikte yaşamalarının bütün imkanları doğunca ailelerin içine düşecek hali düşünmek ruhumuzu titretiyor.

Aile temelli, bireyin ve toplumun onuruna yakışan ve tamamen ‘yerli ve milli’ bir çözümle dünyaya örnek bir paradigma sunabiliriz. Bu milletin mayasında ne çözümler olduğunu tarihin kayıtlarında bulmak mümkündür…

Tekrar söylüyorum, bu hususta Cumhurbaşkanı Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın sözleşme için, “İstanbul Sözleşmesi nas değildir” açıklamasına olan itimadımız tamdır…” demiştik.

Evet, Başkan Erdoğan her konuda olduğu gibi sözleşme hakkında lehte ve aleyhte olan bütün değerlendirmeleri aldı, inceledi, istişarelerini yaptı ve bu sözleşmeden çekilmenin milletimizin yararına olduğunu kanaat getirdiği için sözleşmeden çekildik.

Çekildik ama bilhassa müzmin muhalefet ile merdiven altı muhalefet tezvirata başladı. Sanki İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekle “Vurun kadına!” demişiz.

Mesela;

“İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik her türlü şiddete karşı ilk hukuki çerçevede detaylı bir koruma sağlayan ilk uluslararası sözleşmedir.” diyorlar.

Oysa kısa adı CEDAW olan ve 1979 yılında imzalanan sözleşme bu konudaki ilk belgedir. Kaldı ki 2012 yılında kadına şiddetin önlenmesi 6284 sayılı kanun ile hukukumuza dahil edilmiştir. Aslında Türkiye kadına karşı şiddetin tarafıdır ve bu konuda yükümlülüklerini yerine getirecektir de.

Aklı evveller zannediyorlar ki kadına karşı şiddetin önlenmesi ile ilgili bütün kazanımlarımızı İstanbul Sözleşmesi denen ucubeye borçluyuz. Halbuki 2002 yılından beri, yani AK Parti iktidara geldikten hemen sonra AB uyum yasaları çerçevesinde kadın hakları konusunda gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Bu konuda herhangi bir yasal boşluk bulunmamaktadır. Dolayısıyla merdiven altı muhalefet ve CHP’nin yaptıkları tezviratların hiçbir gerçekliği ve kıymet-i harbiyesi yoktur.

Kadına tacizi parti teşkilatına taşıyan CHP’nin, kadına tecavüz ettikten sonra bu tecavüzü mahkemeye taşıması halinde mağdureyi tehdit eden HDP’nin itirazları görülmeye değerdi.

Son 3 ayda her hafta CHP teşkilatlarında bir cinsel taciz vakası yaşanıyor. Yaşanan bütün arsızlıklara kulaklarını tıkayan Kılıçdaroğlu ve CHP’nin feshedilen edilen sözleşmeye kutsal metinleri gibi sarılmaları kadına verdikleri değer ile alakalı değildir. O zaman geriye LGBT gibi insani ve ailevi bütün değerleri yok eden cinsel sapma ile CHP ve merdiven altı muhalefetin ilişkisi araştırılmalı değil mi?

İşin daha komik yanı, AK Parti’de siyaset yaptığı dönemde İstanbul Sözleşmesini eleştirenler, bugün başka partidemerdiven altı muhalefet yapınca sözleşmenin ardından gözyaşı döküyorlar.

Bu merdiven altı muhalefet de CHP’lileşerek“Erdoğan ne yapsa kötüleyeceğiz” diyerek sanki kadına vurmanın serbest olduğu tezviratına başvuruyorlar.

Ülkede hatta ülke dışında en ufak bir olumsuzluk yaşandığında bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mal eden merdiven altı muhalefetin kimi muhipleri İstanbul Sözleşmesi’ne karşı oldukları halde 3 gündür sessizliğe gömülmüşler. Erdoğan aleyhindeki yazıları paylaşma için birbiriyle yarışanların bu sessizliği vicdanların nasıl köreldiğini gösteriyor.

Teşekkürler Sayın Erdoğan!..

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement