“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,”

On İkinci Kalkınma Planı ve Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programlarında "Doğurganlığın nüfusun yenilenme seviyesinin üzerinde tutulması, aile kurumunun güçlendirilmesi, yükselen ortalama evlenme yaşının evliliklerin özendirilerek daha genç yaşlara düşürülmesi ve ikiden fazla çocuk sahibi olmanın desteklenmesi suretiyle sağlıklı ve dinamik nüfus yapısının korunması..."

Türkiye 2025-2035 yıllarını aile yılları ilan etti.

Nüfus artış hızı 1,47 civarında.

Halbuki neslin devamı ve kalkınabilmek için nüfus artışının 2’nin üzerinde olması gerekiyor.

Nüfusun azalması bir başka açıdan milletin varlığını tehdit etmektedir. Milletin yavaş yavaş ölmesi demektir.

Milletlerin kendine has özelikleri vardır. Bu millî değerlerdir. Küreselleşme bu değerleri adeta yutmaktadır.

Tehlikeye karşı alınması gereken en keskin tedbir eğitim sistemidir. Eğitimde nicelikten öte nitelik önemlidir.

Süre ile kalite doğru orantılı değildir.

Önemli olan neyin, niçin öğretildiğidir.

28 Şubat Post Modern Darbe Sürecinde eğitimin 8 yıl mecburi olması zaten bir felaket idi. Meslek liselerinin köküne kibrit suyu dökülmüştü.

Bu liselere kayıt yaptıranların –tabiri caizse- hayatı kaydı.

Katsayı uygulamasıyla çocukların istikbali yok edildi.

Bir öğrenci üniversite giriş sınavında soruların tamamını da doğru cevaplandırsa alanı dışında bir tercihe yerleşemedi.

Dolaysıyla meslek liseleri, öğrencisizlikten kapanma durumuna geldi.

Ancak…

2002’den sonra katsayı haksızlığı kaldırılabildi.

Ne var ki bu defa da “zorunlu eğitim” 12 yıla çıkarıldı.

Felaketin kapıları aralandı.

Bütün mesele bundan da ibaret değil; ders içerikleri de buna adeta tüy dikti…

6 yaşını tamamlayan çocuk sınıf tekrarı yapmadan 19 yaşında zorunlu eğitimi tamamlıyor.

Ne zaman çırak, kalfa, usta, meslek sahibi olacak?

Belki bir şey olur ümidiyle üniversiteye yöneliyor. Üniversite mezunu işsizliği göze alıyor.

4 yıl da yükseköğretimde geçiyor. 23,24 yaşında diplomalı işsiz.

KPSS hazırlıklarının süresi de 35 yaşla sınırlı.

Psikoloji altüst..

Nasıl olmasın şair “Yaş otuz beş yolun yarısı eder.” diyor.

Evliliklerde yaş ortalaması 30’a yaklaşıyor.

Ekonomik sebeplerle kadın da çalışmak durumunda.

Hem çalışma hem doğum?

Nasıl olacak?

Çocuk izni en son 24 haftaya çıkarıldı. Yetmez bu hafta ifadesi ay olarak değiştirilmeli. Her çocuk için yıpranma payı verilerek annelerin emeklilikleri yeniden düzenlenmeli.

Eğitim, Sosyoloji, aile ve mimari iç içedir.

Mimaride 1+1 evler artması da felaketin göstergesidir.

Çünkü komşuluğun, akrabalığın da sonu demektir.

Bu evde yatılı misafir kalabilir mi?

Bayramlarda, düğünlerde, taziyelerde akrabalık ilişkileri de yok olmaya mahkum.

Toplumsal ilişkilerde kreşler, yaşlı bakımevleri/huzurevleri birer göstergedir.

Nüfus ve toplum ilişkisinde göç hadisesi de etkilidir.

Çarpık yapılaşmayla (kentleşme) problemleri katlanıyor.

Günübirlik kararlarla adeta “planlı çarpıklaşma” örneği verilmekte. “Kentsel dönüşüm” de derde şifa olamamaktadır.

*

Tarım alanında çalışanların yaş ortalaması 58…

Köy nüfusu genel nüfusun ancak yüzde 7’si…

Yazın köyde , kışın şehirde yaşayanlar bu orana dahil değil.

Köyler terk ediliyor; ıssız…

Sanayi yatırımları köylere de yapılsa idi, göç hadisesi bu kadar derin yaralar açmayacaktı.

Nüfusu 2 binin altında olan belde belediyeleri kapatıldı. Çalışanlar, şehirlere gönderildiler. Halbuki bunlar tarım ve hayvancılık işleri de yapıyorlardı.

Felaketin resmi…

İşe başlayanların yüzde 42'lik önemli bir kesimin ilk işe giriş yaşı; 30 ve üstü…

Nüfus, nüfuzdur…