Epstein belgelerinin küresel ölçekteki ahlâkî çürümüşlüğü bir kez daha gözler önüne serdiği, ABD–İran arasında yeni bir savaş riskinin konuşulduğu, İsrail saldırganlığının devam ettiği ve Suriye’deki gelişmelerin sıcaklığını koruduğu bir dönemden geçiyoruz. Bütün bu önemli gelişmelere rağmen, bu hafta “Millî bilinçten millî birliğe” başlığını seçtik. Zira küresel karmaşa arttıkça ayakta kalanlar, silahı güçlü olanlar değil; hafızası diri, iradesi ortak ve millî bilinci yüksek olan milletlerdir.

Bu bakımdan yazımızın başlığı yalnızca bir slogan değil; bir milletin hafızasından vicdanına, üzüntüsünden umuduna uzanan derin bir kavrayıştır. Çünkü millî birlik; tarihini ve kültürünü bilen, kendisi için istediğini milleti için de isteyen, “ben” yerine “biz” diyebilen bir bilincin neticesinde oluşur. Bu, farklılıkları bir ayrışma sebebi değil, toprağın zenginliği olarak görebilen bir ruh hâlidir.

Bir kasaba hayal edin… Kasabanın tam ortasında, yıllarca farklı seslere şahitlik etmiş bir çınar vardır. Yazın kavurucu sıcaklarında kasabalılar gölgesinde muhabbetin tarifsiz keyfine varır; bazen sevinçlerini paylaşır, bazen de kırgınlıklarını giderirlerdi.

Bir kış günü şiddetli bir fırtına çıkar ve herkes evine kapanır. Ansızın çınarın gövdesinden çatırdayan sesler yükselir. Kasabalılar, çınarın devrileceğini düşünerek kadını erkeği, genci yaşlısı, amiri memuru, zengini fakiri demeden koşar ve çınarın etrafında kenetlenir. Kimi ip getirir, kimi destek olur, kimi gözyaşları içinde dua eder ve çınar ayakta kalır. Kurtarılan yalnızca çınar değildir; gölgesinde yaşanan hatıralar ve altında bir araya gelme iradesi de kurtarılmıştır.

Kasaba halkı farklı düşüncelere sahip olsa da kaderleri, çınarın kökleri gibi birbirine geçmiştir. Biri zayıflarsa diğerinin de sarsılacağını görmüşlerdir. İşte millî bilinç; tarihi ve değerleri koruma iradesi, millî birlik ise zor zamanlarda kasaba halkı gibi omuz omuza durabilme kararlılığıdır.

Depremde uzanan bir el, şehit haberinde tutulan ortak yas, selde paylaşılan bir ekmek; aynı kaderin çocukları olduğumuzu hatırlatır. Bir bayram sabahında aynı duaya “âmin” demek, Mustafa Kutlu’nun Vatan yazısında aynı heyecanı hissetmektir. Zira acılar ve sevinçler paylaşıldıkça millet olma bilinci, bir çınar gibi toprağın derinliklerine kök salar.

Millî birlik; birbirini anlayarak güçlenen ortak bir iradedir. Siyasi tercihine bakmadan, adalet ve merhametle muamele edebilmektir. Adalet ve merhametin olduğu yerde huzur ve barış vardır. Bugün yan yana durabildiğimiz ölçüde yarına güvenle bakabiliriz. Çünkü millet olmak yalnızca aynı toprakta yaşamak değil; aynı acıda kenetlenmek, aynı sevinçte buluşmak ve zor zamanlarda birbirinin elini bırakmamaktır.

Kurallara dayalı bir uluslararası düzenin olmadığı, haklının değil güçlünün itibar gördüğü bir dünyada Türkiye güçlü olmak zorundadır. Kutuplaşan değil, kucaklaşan bir toplum güçlü bir toplumdur. Aşırı kutuplaşmış ülkelerin dış müdahalelere ne denli açık hâle geldiği ortadadır. Bu nedenle millî bilinçten millî birliğe uzanan ortak iradeyi güçlendirmek hayati bir zorunluluktur. Mesele ciddi ve derindir. Şimdilik Şikago’dan, güzel ülkemizin güzel insanlarına selam ve sevgiler…