Değerli okurlarım, ülkemizin sûnî gündemleri birçoğumuzun mâlumu. Bir tarafta ahbap-çavuşların onurdan ahlaktan yoksun oluşturduğu gündemle demlenenler, diğer tarafta adalet bakanlığımızın temiz eller operasyonu ile sorgulama sırasına koyduğu ünlü ünsüz güruhun kendini savunma adına ifşaları.

Arsızlar, hırsızlar, yolsuzlar çetesinin sayısız ifşalarından da anlıyoruz ki ülkemizin kazanımı olan yerli ve milli ne varsa yok etmekle görevli çağdışı bir güruhla karşı karşıyayız.

Elbette devletimizin gücüne inanmalı ve ümitvar olmalıyız.

Umut etmek, kör bir iyimserlik değil, anlamın henüz tükenmediğini kabul etmektir. İnsan, geleceğin belirsizliğine rağmen bugünü sürdürebiliyorsa, umuda olan güveninden doğar.

Umut, edilgen bir bekleyiş değildir; insanı harekete geçiren, eyleme çağıran bir iç ışık gibidir. Çünkü umutsuzluk, ışıksız bir tünelde bocalamadır ve zaman orada akmaz, düşünce orada yankılanmaz.

Dolayısıyla umut, ne saf duygusallıktır ne de kuru mantık. O, varlığın sınırlarında duran bir bilinç halidir: karanlığın gerçekliğini inkâr etmeden, yine de ışığa yönelmek. Umut eden insan, hakikati süslemeye değil, ona dayanmanın yollarını aramaya cesaret eder.

Umud biterse herşey biter sözü bu gerçeklikten dolayı evrenseldir.

Kurtuluş savaşında dedelerimizin anlattıklarından, doksanlı yıllarda Bosna vahşetini yaşayanlardan ve şimdilerde Gazze’de yaşananların canlı şahitleriyiz, onların yaşama enerjileri umudlarıydı ve umud varsa hayat var dediler ve bize de umud oldular.

Mutluluğu insan yaşarken tadar, umud tadılmaz ama beklentisi ile insanı yaşamda tuttuğu için insana mutlu olma şansını verir.

Ülkemizde yarım asırdır yaşanılan garabetleri sayacak değilim.

Çünkü onlarca kitap yazılsa bile yeterli olmaz. Ancak son ayların gündemine bakarsak geçmişte yaşanmışlıklarla ilgili bize bir fikir verebilir .

Haktan hukuktan adaletten bahseden sahteciler şunu gayet iyi bilirler. Mangalda kül bırakmazlar ve buldukları bağcıları döverler sonra cazgırlıkları gereği yakınır dururlar

Ülke gündeminin ilk sıralarını işgal eden meselelere bir göz atalım.

Yolsuzlar yolsuzluğa karşı yürüyor.

Arsızlar arsızlığa hırsızlar hırsızlığa karşı ayakta.

İroni yapmıyorum. Gerçeğin ta kendisi bu ve başka garabetlerde var elbette.

Ne zaman düzeliriz sorusunun cevabını aynalar karşısına geçip özümüze bakmaya cesaret edebilirsek o zaman düzelebiliriz.

Bu çok kolay olmadığı için hep başkalarına bakıyor başkaları düzelsin diyoruz.

Giderek narsistleşiyoruz. Suçlu ararken yanlış adresleri seçiyoruz. Umud tacirlerine bu fırsatı vermemek elimizde. Bize gelen bir bilgiyi belgeyi araştırmalı soruşturmalı ve sorgulamalıyız.

Mal bulmuş mağribcilik hem kendimize hem çevremize zararlı olmamıza sebep olur.

Sosyal ve dijital mecralardan gelen kirli bilgileri akıl süzgecinden geçirerek temizlemeli sonra servis yapmalıyız.

Yapay zeka ürünü malzemeleri alırken iki kez düşünmeliyiz.

Burada devletimize de büyük görevler düşüyor. Yalana yanlışa tevessül edenleri etkisizleştirirken aynı zamanda vakit kaybetmeden doğrusu ile de vatandaş bilgilendirilmelidir.

Sanayi devrimi artık sürecini tamamlamış durumda. Bundan sonrası dijitalleşmenin getireceklerine göre yaşama uyum sağlama çağı diyebileceğimiz sürprizlerle dolu olacağını umduğumuz bir zaman dilimindeyiz.

Bizim nesil birçok bakımdan aslında şanslıda sayılır. Yokluğu, çaresizliği acıyı eski Türkiye gerçeklerini yaşamış ve görmüş; aynı zamanda yeni Türkiye nimetlerini külfetleri ile de görmeye yaşamaya devam ediyor.

Umudu olanlara ve umudu tükenmeyenlere selam olsun. Ülkemizin bahtı, umudu ve ufku açık olsun temennilerimle bugünkü makalemi sonlandırıyorum.

Sağlık ve mutluluk dileklerimle.