Milyonlarca gencimiz için en cazip kariyer hedeflerinden biri kamuda bir kadroya yerleşmek.

KPSS kursları, sınav hazırlıkları, atanma listeleri ve mülakat tartışmaları gençlerin gündeminden hiç çıkmıyor.

Özel sektörde çalışırken “kamuya yerleşme sınavı”na hazırlanan çok sayıda genç tanıyorum.

Bazıları da işi gücü bırakıp sınava hazırlanıyor.

Özel sektörde kariyer basamaklarını tırmanmak, kendi işini kurmak veya yeni bir girişim başlatmak yerine devlet memurluğuna ya da devlet işçiliğine yönelmek, giderek daha görünür bir toplumsal eğilime dönüşüyor.

Birçok gencimiz, “Özel sektöre güven olmaz, başarılı olsan da bir gün kapı önüne koyuverirler. Oralarda istediklerini yaparlar bana, hakkımı hukukumu arama imkânım da son derece sınırlı olur!” diyerek kamuya yöneliyor.

Memleketin önde gelen üniversitelerinin çok zor girilebilen bölümlerinden mezun olanlarda bile görüyorum bu eğilimi.

Whatsapp Image 2026 11 03 At 00.22.59

GENÇLER NEDEN ÖNCELİKLE KAMUYU TERCİH EDİYOR?

Bu sorunun cevabını birkaç temel başlıkta aramak gerekiyor:

İlk sırada ekonomik belirsizlik var. Enflasyon, hayat pahalılığı, yüksek kiralar ve satın alma gücündeki aşınma, düzenli gelirin önemini artırıyor.

Genç bir insan için artık yalnızca iş bulmak yeterli değil; kazandığı ücretle geçinebilmek, ev tutabilmek, ailesinden bağımsız yaşayabilmek ve geleceğe ilişkin plan yapabilmek de gerekiyor.

İkinci önemli neden iş güvencesi.

Özel sektörde işten çıkarılma, işletmelerin kapanması, ücretlerin enflasyon karşısında erimesi, uzun çalışma saatleri ve kariyer belirsizliği gençleri endişelendiriyor. Buna karşılık kamu istihdamı, düzenli maaş, sosyal güvence, daha öngörülebilir çalışma koşulları ve belirli bir kariyer istikrarı sunuyor.

Gençler açısından bu fark, çoğu zaman mesleki tatminden bile daha belirleyici hâle geliyor.

Üçüncü neden ise emeğin karşılığını alamama duygusu.

Yıllarca eğitim gören, yabancı dil öğrenen, kendisini geliştirmek için çaba harcayan bir genç, iş hayatına atıldığında düşük ücretle ve deneyimsiz olduğu gerekçesiyle sınırlı imkânlarla karşılaşabiliyor.

Üstelik bazı iş ilanlarında deneyim şartı aranırken gençlerin bu deneyimi nerede ve nasıl kazanacağı sorusu cevapsız kalıyor.

Burada özel sektöre de önemli sorumluluk düşüyor. Elbette özel sektörün bütün işletmelerini aynı kefeye koymak haksızlık olur. Gençlere iyi ücret, kariyer imkânı, mesleki gelişim ve nitelikli çalışma ortamı sunan çok sayıda şirket bulunuyor. Ancak özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde ücret, çalışma saatleri, sosyal haklar ve kariyer planlaması konusunda ciddi sorunlar yaşanabiliyor.

İşverenlerin bir bölümü gençlerden yüksek donanım ve deneyim bekliyor ama bu deneyimi kazandıracak fırsatları sunmuyor. Yeni mezun bir çalışana hem tecrübeli çalışan sorumluluğu yükleniyor hem de başlangıç ücreti teklif ediliyor. Fazla mesai, iş tanımının belirsizliği ve performans baskısı da bu tabloya ekleniyor.

Özel sektörün, çalışanına üç yıl sonra nerede olacağını, hangi becerileri kazanacağını ve hangi koşullarda yükselebileceğini öngörebildiği bir iş ortamı oluşturması şart. Ücretlerin enflasyon karşısında korunması, liyakate dayalı terfi, çalışan haklarına saygı ve iş-yaşam dengesi artık bir lüks değil, nitelikli iş gücünü elde tutmanın temel koşullarıdır.

ÇÖZÜMÜN ÖNEMLİ BİR PARÇASI EĞİTİM

Öncelikle milyonlarca gencimizi zorlayan “12 yıl mecburi eğitim” uygulamasını ele almak gerekiyor.

Milli Eğitim Bakanı Sayın Tekin mecburi eğitimin süresinin kısaltılabileceğine dair mesajlar vermişti ama olmadı.

Çalışma rafa kalktı.

Böyle olunca da…

12 yıl zorunlu ve de sorunlu eğitime “mecburen” devam!

Müsaadenizle mevcut durumda neler yapılabileceğine bir bakalım:

Liseler ve üniversiteler ile iş dünyası arasındaki bağın güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim programları yalnızca teorik bilgi aktarmakla sınırlı kalmamalı; uygulama, problem çözme, dijital yetkinlik, yabancı dil, iletişim, takım çalışması ve girişimcilik becerilerini de kazandırmalı.

Mesleki ve teknik eğitim yeniden ele alınmalı. Sanayinin, teknolojinin, tarımın ve hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli ara elemanlar yetiştirilmeli. Meslek liseleri, organize sanayi bölgeleri ve işletmeler arasında güçlü iş birlikleri kurulmalı. Öğrenciler mezun olmadan önce gerçek iş ortamını tanımalı, nitelikli ve ücretli staj imkânlarına erişebilmeli.

Üniversite öğrencilerinin stajları göstermelik bir zorunluluk olmaktan çıkarılmalı. Öğrenci, staj yaptığı yerde gerçekten öğrenmeli, üretime katılmalı ve mümkünse mezuniyet sonrasında istihdama geçebilmelidir.

Rehberlik ve kariyer planlaması da ortaöğretim döneminden itibaren güçlendirilmeli. Her gencin üniversiteye gitmesinin tek başarı ölçütü olduğu anlayışından uzaklaşılmalı. Gençlerin yeteneklerine, ilgi alanlarına ve ülkenin üretim ihtiyaçlarına göre farklı eğitim ve kariyer yolları oluşturulmalı.

Bunun yanında eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı. Kaliteli eğitim, ekonomik imkânı olanların ayrıcalığı değil, toplumsal yükselmenin ortak aracı olmalı.

DEVLETİN GÖREVİ HERKESİ MEMUR YAPMAK DEĞİL, HERKESE İYİ BİR İŞ SUNABİLMEK

Devletin de bu konuda iki yönlü bir sorumluluğu bulunuyor. Bir taraftan kamu personel alımları şeffaf, liyakate dayalı ve gerçek hizmet ihtiyacına uygun yürütülmeli. Diğer taraftan özel sektörün nitelikli ve güvenceli istihdam yaratmasını sağlayacak ekonomik ve kurumsal ortam oluşturulmalı.

İşsizlikle mücadele yalnızca kamuya personel almakla çözülemez.

Kamu personeli olmak saygın bir haldir, bu itibar özel sektör çalışanına da kazandırılmalıdır.

Her mezunun devlet kadrosuna yerleşmesini beklemek ne ekonomik açıdan sürdürülebilir ne de gençlerin yeteneklerini değerlendirmek bakımından doğru bir yaklaşım. Kamu istihdamı elbette gerekli; ancak özel sektörün de güvenilir, adil ve cazip bir kariyer alanına dönüşmesi gerekiyor.

Bunun için girişimcilik destekleri artırılmalı, gençlerin iş kurmasının önündeki finansman ve bürokrasi engelleri azaltılmalı, yenilikçi işletmeler desteklenmeli. İlk kez işe alınan gençlerin iş deneyimi kazanmasını kolaylaştıran programlar geliştirilmeli. İşe alımda kayırmacılığın önüne geçilmeli, liyakat ve eşit fırsat ilkeleri hem kamuda hem özel sektörde güçlendirilmeli.

GENÇLER MAKUL RİSKLERİ ALMAKTAN KAÇINMAMALI

Aslında üzerinde düşünmemiz gereken temel mesele şu: Gençler neden risk almaktan, üretmekten, girişimci olmaktan veya özel sektörde yükselmekten ziyade güvenli bir kadroya yerleşmeyi tercih ediyor?

Devlet memurluğu elbette saygın ve gerekli bir alandır. Sorun gençlerin memur olmak istemesi değil; memuriyet dışında kalan çalışma hayatının geniş bir kesim için yeterince güvenli, adil ve cazip olmamasıdır.

Bir ülkede gençlerin en büyük kariyer hedefi yalnızca iş güvencesi elde etmek hâline geliyorsa, burada iş dünyasının, eğitim sisteminin ve ekonomi politikalarının birlikte sorgulanması gerekir.

Gençlerin hayali yalnızca ay sonunda maaşını alabilmek olmamalı. Kendi işini kurabilmek, iyi bir şirkette çalışabilmek, bilimsel araştırma yapabilmek, üretmek, dünyayla rekabet edebilmek ve emeğinin karşılığını alabilmek de hayallerinin parçası olmalı.

Unutmayalım: Bir ülkenin geleceği, kaç gencinin devlet kadrosuna yerleştiğiyle değil, kaç gencinin yeteneğini ortaya koyabildiği, üretime katılabildiği ve geleceğe umutla bakabildiğiyle ölçülür.