Bir mektubun kaderi, zarfın üzerine düşen birkaç satır yazıya bağlıdır. Harfler doğruysa yol açıktır; adres şaşmışsa mektup ya gecikir ya kaybolur ya da hiç ulaşmaz. Oysa kâğıt güzeldir, cümleler özenle seçilmiştir, niyet samimidir… Fakat adres yanlıştır. Hayat da böyledir.

Bizler her gün nice istekler kaleme alıyoruz. Kimi zaman dudaklarımızla, kimi zaman içimizden, kimi zaman gözyaşlarımızla… İstiyoruz, arzuluyoruz, bekliyoruz. Fakat durup da kendimize şunu ne kadar soruyoruz: “Ben bu talebi kime yöneltiyorum? Bu isteğin gerçek muhatabı kim?”

Yanlış kapıları aşındıran yorgun kalplerle dolu dünya. Gücü yetmeyenden medet umuyor, faniden baki olanı bekliyoruz. Oysa her isteğin bir adresi, her ihtiyacın bir merci vardır. Mesele, o adresi doğru yazabilmektir. İnanan bir yürek için en doğru adres, şüphesiz ki Yüce Allah’tır. Çünkü kudret O’ndadır, mülk O’nundur, hüküm O’nundur. İnsan insandan ister; fakat verir gibi görünen de aslında O’dur. Kapılar O’nun izniyle açılır, gönüller O’nun dilemesiyle yumuşar.

Peki Allah’tan nasıl istemeliyiz?

Dua, göğe savrulmuş kuru bir temenni değildir. Dua, kulun kendi aczini fark ederek Rabbine yönelmesidir. Diz çökmeden de secde edilebilir; yeter ki kalp eğilsin. Dil konuşmadan da dua edilebilir; yeter ki gönül yakarsın. Samimiyet, duanın mührüdür. İhlas, zarfın pulu gibidir. Edep ise hitabın zarafetidir.

Allah’tan isterken önce O’nu tanımak gerekir. O’nun Rahman olduğunu bilerek umutla, Hakîm olduğunu bilerek teslimiyetle, Adil olduğunu bilerek güvenle istemek… İstediğimiz şeyin hayırlı olup olmadığını da yine O’na bırakmak… Çünkü biz dar bir pencereden bakarız; O ise bütün ufukları görür. Çoğu zaman “Neden olmadı?” diye sitem ederiz. “Bu kadar istedim, niçin verilmedi?” diye iç geçiririz. Oysa belki de verilmemesi bir lütuftur. Belki de gecikmesi bir terbiyedir. Belki de Rabbimiz, bize istediğimizden daha hayırlısını hazırlıyordur. Kul ister, Allah takdir eder. Kul kapıyı çalar, açılma vaktini ev sahibi belirler.

Elbette dua yalnızca söz değildir. Çabasız beklenti, tohumsuz hasat arzusuna benzer. İnsan üzerine düşeni yapmalı, gayret etmeli, sonra neticeyi Rabbine havale etmelidir. İşte o zaman dua, göğe yükselen bir nida olmaktan çıkar; hayatın içine karışan bir kulluk hâline dönüşür.

Zarfın üzerini doğru yazmak… Ne kadar sade bir benzetme, değil mi? Ama ne kadar derin… Kalbimizi temiz bir niyetle doldurur, isteğimizi edep ve samimiyetle ifade eder, adresi de doğru yazarsak mektubumuz yerine ulaşır. Belki istediğimiz şekilde, belki daha güzeliyle, belki de ahirette karşımıza çıkacak bir mükâfat olarak…

Önemli olan doğru kapıyı bilmektir. Çünkü en güvenilir adres, asla değişmeyen adrestir. Ve o adres, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın kapısıdır. Zarfı doğru yazalım. Kalbimizi doğru yöneltelim. Gerisini, en güzel takdiri yapana bırakalım.