“Eğer toplanıp seferber olmazsanız Allah sizi elem veren bir azapla cezalandırır, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na zerrece zarar veremezsiniz. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Tevbe, 9/39)

Bu ayet bir tercih bildirir. Ortası yoktur. Ya saf tutacağız ya saf dışı kalacağız. Kur’an’ın dili nettir. Muğlak değildir. “Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda seferber olun’ denildiğinde yere çakılıp kaldınız? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz?” (Tevbe, 9/38)

Yere çakılı kalmak…

Bu ifade sadece fizikî bir duruşu anlatmaz. Bu, ruhun çivilenmesidir. Konfora, korkuya, hesaba, menfaate çivilenmek…

Bugün en büyük tehlike açık düşmanlık değil; tarafsızlık kisvesi altında saf dışı kalmaktır. Çünkü tarafsızlık çoğu zaman hakkın yanında yer almamaktır.

Rabbimiz buyuruyor:

“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed, 47/7)

Demek ki yardım, yerinde oturanlara değil; saf tutanlara gelir. Ayağa kalkanlara gelir. Bedel ödeyenlere gelir.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim)

Bugün kendimize sormalıyız:

Elimiz nerede?

Dilimiz nerede?

Kalbimiz gerçekten rahatsız mı, yoksa alıştı mı?

Saf tutmak; sadece slogan atmak değildir. Saf tutmak, kimliğini belli etmektir. Değerlerini saklamamaktır. Hakkın yanında durduğunu hayatıyla göstermektir.

Çünkü Rabbimiz uyarıyor:

“Eğer yüz çevirirseniz, O sizin yerinize başka bir kavim getirir; sonra onlar sizin gibi olmazlar.” (Muhammed, 47/38)

Bu tehdit ürperticidir. Allah’ın dini eksilmez. Ama saf dışı kalanlar eksilir. Şeref kaybeder. Tarihten silinir.

Tarih bunun örnekleriyle doludur. İmanıyla dirilenler iz bırakmış; konforuna yenilenler unutulmuştur. Bedir’de azlık mazeret olmadı. Hendek’te açlık geri adım attırmadı. Uhud’da yaralar safı dağıtmadı. Çünkü mesele sayı değil, saf bilincidir.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor:

“Ümmetimden bir topluluk kıyamete kadar hak üzere mücadele etmeye devam edecektir.” (Buhârî, Müslim)

Hak safı boş kalmayacak. Soru şu: O safta biz var mıyız?

Saf dışı kalmak bazen açık inkârla olmaz; gevşeklikle olur. Ertelemekle olur. “Şimdi zamanı değil” demekle olur. Kendi küçük dünyasına kapanmakla olur.

Oysa Kur’an bir ölçü koyar:

“Allah, bir kavim kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)

Değişim saf bilinciyle başlar. Ben neredeyim sorusuyla başlar. Hangi cephedeyim sorusuyla başlar.

Bugün çağrı nettir:

Ya saf tutacağız…

Ya saf dışı kalacağız…

Ya hakkın tarafında olacağız…

Ya da sessizliğimizle zulmün gölgesinde…

Unutmayalım:

Allah’ın davası kaybetmez.

Ama saf dışı kalanlar kaybeder.

Tarihte yerini kaybeder.

Dualarda yerini kaybeder.

Nesillerin hafızasında yerini kaybeder.

Şerefli olan; risk almaktır. Bedel ödemektir. Kimliğini gizlememektir.

Çünkü Allah’ın her şeye gücü yeter. Saflar değişir, isimler değişir, nesiller değişir… Ama hak safı ayakta kalır.

Mesele şu:

Biz o safta mıyız?