0

Gözü yoldadır bekleyenin, yüreği ayaktadır, umudu ayaktadır; ha geldi ha gelecek diye. Beklenen gelmedi mi, vuku bulmayan gelme gecikti mi, yürek hop oturup, hop kalkar, heyecan delice kırbaçlar göksü...‏ Bekleyenin her tarafı göz olur, merakı fal taşıdır, sabır sırat üzerindedir düştü düşecek. Beklenen ne bilir ki, bekleyenin hep ayaktaki sabırsızca halini. Beklenen atlı gelmeyince, yollar uzar bekleyene… Ayasofya bekliyor, Ayasofya ayakta, Ayasofya, cemaatli camiler içinde, yüreği boşaltılmış, damarları kansız bırakılmış.

Hangi aşık Ayasofya kadar beklemiştir? Hangi sevdalının yüreği Ayasofya kadar yanmıştır? Tutsak edildiğinden beri kaç idamlıklar affedildi, kaç afla hapishanelerin kapıları açıldı? Açılmayan Ayasofya, halen tutsak olan Ayasofya; zincirlere vurulu, eli uyuşmuş, ayağı uyuşmuş, inadına dimdik bekliyor, tekbirlerle kanatlanmak, rahmet deryasına uçmak için. Öyle bir kilit vurulmuş ki, açılmadığı sürece umudumuz tutsak… Tövbesidir Ayasofya'nın kiliseden camiye dönmesi. Birde tövbe bozan vardır; kilit vurarak…

Bu millet İslam'a huzuru kalple, korkmadan iliklerine kadar ikna olarak, severek girdi... Girer girmez benimsedi ve yayılmasına, müdafaasına başladı… Ekseriyetle insanımız Kur'an ve sünnete uymaya gayret etti; hayatını bu değerler ile tanzim etmeye çalıştı… İmanlı ecdadımız, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluğunu dini coşkularla, ulvi heyecanlar ile kurdu… Milletin benimsediği ve sahip çıktığı yönetimler ve liderler, halkın desteğini muhabbetini de arkalarına alarak, fetihler yaptılar; hem maddi, hem manevi… Bu fetihlerle, muhteşem eserler bıraktılar her alanda… Camiler ve külliyeler, inandıkları davanın mühürleri oldu, en yakın yerden, en uzak köşelere kadar… Bazen de anlamı büyük ve değerli olan eserleri cami yaparak başka mühürlerde vurdular; Ayasofya gibi… Bu kildi açana, dualar sağanak olur, peşinde sevgi katlanarak sel olur, kim bilir ne fetihlerin kapısı olur…

Ecdadımız İslam'a girerken: "Kıl namazını, yap işini, sakın etliye, sütlüye karışma" gibi oyunlardan uzak durdular… İslam adına ne gerekirse, kefen boyunda, feda olma niyeti ile adımlar attılar... Bu samimiyeti ile İstanbul'u fethetti ve manevi kilidi olan Ayasofya'yı tekbirlerle açtı. İstanbul'un manevi kilidi olan Ayasofya açılınca, hilafetin yolu da açıldı ve layık olduğumuzu kanıtladık. Yavuz hilafeti o tasdik edilen kahramanlık ve açılan Ayasofya kilidi sayesinde getirdi. Maalesef Kader-i İlahinin tasdik ettiği kahramanlıkla açıldı, ihanetle kapandı. Önceki açılışı hilafeti getirdiği gibi şimdiki açılışı da İslam birliğini getirecektir. Peygamber Efendimizin (sav) müjdesine mazhar olan İstanbul'un Fethi arkasındaki bir hikmette, Ayasofya'nın cami olması muradı... İstanbul Ayasofyasız eksik ve yarımdır. Özgürlüğüne kavuşturmamak, Efendimizin müjdesindeki bir diğer hikmet olan Ayasofya'yı tanımamaktır.

İngilizler İstanbul'u işgal etmiş, ama Ayasofya'yı işgal edememişti; yürekleri, cesaretleri yetmemişti. Elin İngiliz'inden de tehlikeli olan bizim bizden olmayanlarımız, aklını başka yerlere kaptıranlar, imparatorluğun son kalesi Ayasofya'yı hançerlediler… Dünya toplandı üzerimize İslam ordusu: "Çanakkale geçilmez" dedi, geçit vermedi. Yine dünya küffarı toplansa idi güçleri ile Ayasofya'yı namazdan, Kuran'dan men edemezlerdi, düşüremezlerdi… Heyhat Ayasofya'yı düşüren bizimkiler oldu... Beyin ölümünü bir türlü gerçekleştiremedikleri imparatorluğun son kalesini de yıkmak istediler… Düşmanın dokunamadığı camilere kin kustular, el atılmadık dini değer bırakmadılar… Sıra Ayasofya'ya gelmişti. Unutturmak için yıkamazdılar, ahıra çeviremezdiler; batılılar ayağa kalkardı... İstanbul'un derin hafızası Ayasofya, kilidi yedi, başkalarının gayelerine kilitlenenler tarafından… Üzerinden kaç bahar, yaz, kış geçti; ne fırtınalar, yağmurlar, kar, tipi gördü üşüdü direndi, yandı direndi, en ağır olanı cemaatsiz kaldı. Ayasofya üşüyor, Ayasofya yeter artık diyerek titriyor… Ne zor şeymiş öz vatanında fetihlerin İslam alemine buketi olan İstanbul'da, öz yurdunda, diğer camiler ezanlar ile ortalığı çınlatırken, cemaatiyle coşarken, Ayasofya'nın garip, Ayasofya'nın yetim olması.

Ayasofya lal ama yüksek bir çığlık sahibi duymayanlara inat… Ayasofya lal, öyle bir feryadı var ki, ehli imanın doğmamış sabileri gibi, geçmişe arşivlenmiş müminler de duymaktalar... Bu feryadı geçmiş duyuyor, gelecek duyuyor, bugün de duyacaktır elbet. Çığlık, sıradan bir çığlık değil ki: "Sen aleme merhametinle sahiptin, sen gittiğin yere kulluk götürdün, Albayrak götürdün, huzur götürdün." Diyor. Ve çığlık devam ediyor: "Sen ayakta iken, uhuvvet vardı, tesanüt vardı. Sen ayakta olduğunda küfür oturdu, zulüm oturdu" diyor. Her geçen gün lal Ayasofya'nın çığlıkları daha da büyüyor, güçleniyor. o susmadığı için, bizimde yüreklerimiz közde çevrile çevrile yanıyor… Namazdan ezandan soyutlanan Ayasofya'yı lal olmaktan kurtarmak lazım! Lal Ayasofya çok şey haykırıyor…

Not: Gazetemizin kampanyasından haberiniz var mı? Bence kaçırmamalısınız!