(Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)

Bir insanın zaman zaman dalgın olması, işlerini ertelemesi, odaklanmakta zorlanması ya da başladığı işi bitirmekte güçlük çekmesi tek başına DEHB anlamına gelmez. Çünkü benzer belirtileri ortaya çıkarabilecek pek çok durum vardır.

Uzun süreli stres, yoğun kaygı, depresif dönemler, uyku problemleri, tükenmişlik, travmatik yaşantılar, aşırı zihinsel yük ve yaşam koşullarındaki değişimler kişinin dikkatini ve davranışlarını etkileyebilir.

Bazen insanın dikkat problemi yoktur. Zihni yalnızca fazla yük altındadır. Bu ayrımı yapmak önemlidir. Çünkü kendimizi yanlış tanımladığımızda, yaşadığımız güçlüğü anlamak yerine kendimize yeni bir kimlik etiketi yapıştırabiliriz.

“Tembelim” diyen kaç kişi aslında başka bir şey yaşıyor?

Özellikle çocukluk ve gençlik dönemlerinde dikkat sorunları yaşayan kişiler farklı sıfatlarla karşılaşabiliyor:

“Dağınık.”

“Dikkatsiz.”

“İstese yapar.”

“Tembel.”

“Umursamaz.”

“Potansiyeli var ama çalışmıyor.”

Oysa bazen çocuk gerçekten istiyordur. Çalışmak, başlamak ve ödevini bitirmek istiyordur. Fakat istemek ile yapabilmek arasındaki mesafe düşündüğümüzden daha karmaşık olabilir.

İşte burada DEHB açısından önemli bir nokta ortaya çıkar. Konu yalnızca dikkatini verememek değildir. Planlama, zamanı organize etme, işe başlama, sürdürme, öncelik belirleme, dürtüleri kontrol etme ve duygusal tepkileri düzenleme gibi alanlar da kişinin günlük yaşamını etkileyebilir.

Zaman Neden Bazen Kaybolur?

DEHB yaşayan bazı kişiler için zamanı takip etmek zorlayıcı olabilir.

“Beş dakika dinleneyim” diye başlayan bir mola, bir bakmışsınız kırk dakika olmuş. “Birazdan yaparım” denilen iş saatlerce ertelenmiş, son teslim tarihi yaklaşınca ise bir anda yoğun bir çalışma başlamış olabilir.

Dışarıdan bakıldığında bu durum isteksizlik ya da sorumsuzluk gibi görünebilir. Oysa kişinin içinde farklı bir mücadele yaşanıyor olabilir. Bu nedenle davranışın yalnızca sonucuna değil, nasıl ortaya çıktığına bakmak gerekir.

Duygular da İşin İçinde

DEHB konuşulurken çoğu zaman yalnızca dikkat ve hiperaktivite üzerinden konuşuluyor. Oysa bazı bireylerde duygusal düzenleme güçlükleri de günlük yaşamı zorlaştırabilir. Küçük bir olayın büyük bir öfkeye dönüşmesi, hayal kırıklığının uzun süre etkisini sürdürmesi veya eleştiriye karşı yoğun hassasiyet kişinin ilişkilerini ve kendilik algısını etkileyebilir.

Ancak yoğun duygu yaşamak da tek başına DEHB göstergesi değildir. İnsan davranışını tek bir belirti üzerinden açıklamak yerine bütün tabloyu değerlendirmek gerekir.

Sosyal Medya Çağında Kendimize Tanı Koymak

Bugün birkaç dakikalık bir video izleyip kendimizle ilgili çok fazla sonuca ulaşabiliyoruz.

“Ben de bunu yaşıyorum.”

“Bu kesin bende var.”

“Demek yıllardır neden böyle olduğumu buldum.”

Bu cümleler kişiye geçici bir rahatlama sağlayabilir. Çünkü insan yaşadığı güçlüğe bir isim koyduğunda kendisini anlaşılmış hissedebilir. Fakat tanı koymak başka, kendini tanımak başkadır.

DEHB değerlendirmesinde belirtilerin ne zamandan beri bulunduğu, çocukluk dönemindeki gelişimsel öykü, farklı yaşam alanlarındaki etkileri ve kişinin günlük işlevselliği birlikte ele alınmalıdır.

Peki DEHB sadece bir “eksiklik” midir?

Hayır.

DEHB ile yaşayan bazı bireylerde yaratıcılık, hızlı düşünme, farklı bağlantılar kurabilme, yüksek merak ve özgün problem çözme gibi güçlü özellikler görülebilir. Ancak DEHB yalnızca “avantajlar bütünü” gibi sunmak da kişinin yaşadığı güçlükleri görmezden gelmek olur.

Bu nedenle DEHB konusunda yalnızca belirtiyi değil, kişinin kendisi hakkında geliştirdiği hikâyeyi de önemsemek gerekir.

Bir insanın dikkatinin dağılması onun değersiz olduğunu göstermez. Bir çocuğun ödevini zamanında tamamlayamaması onun tembel olduğunu göstermez. Bir yetişkinin zaman yönetiminde zorlanması onun sorumsuz olduğu anlamına gelmez.

Bazen gerçekten değerlendirilmesi gereken nörogelişimsel bir farklılık vardır. Bazen ise zihnin taşıdığı yük fazladır.

Bu nedenle kendimize hızlı etiketler vermek yerine önce anlamaya çalışmak daha değerlidir.

Çünkü insan, kendisini tanımaya başladığında yalnızca neden zorlandığını değil, hangi koşullarda daha iyi çalıştığını da keşfetmeye başlar.