Zamanı değil, bazen kendi duygularımızı erteliyoruz.
Güne gözlerimizi açtığımızda yapılacaklar listesi zihnimizde çoktan oluşmuştur. Aranacak telefonlar, tamamlanacak işler, başlanacak kitaplar, verilecek kararlar… Ancak gün ilerledikçe bir cümle kendini tekrar eder “Bunu yarın yaparım.” Yarın gelir, fakat ertelenen işler çoğu zaman bizimle birlikte yeni güne taşınır.
Erteleme, yalnızca zamanı doğru kullanamamakla ilgili basit bir alışkanlık değildir. Bazen kaygının, başarısızlık korkusunun, mükemmeliyetçiliğin veya yapmak istemediğimiz bir işle karşılaşmanın oluşturduğu rahatsızlıktan uzaklaşma biçimidir. İnsan, tamamlaması gereken görevi düşünürken yaşadığı sıkıntıyı azaltmak için kısa süreli bir rahatlama arayabilir. Görevi ertelemek o anda huzur verebilir. Ancak sorumluluk ortadan kalkmadığı için kaygı daha sonra yeniden ortaya çıkabilir.
Ertelemenin Ardında Ne Var?
Bir öğrencinin sınava hazırlanmayı sürekli geciktirdiğini düşünelim. Dışarıdan bakıldığında bu davranış isteksizlik olarak değerlendirilebilir. Oysa öğrencinin zihninde “Ya başaramazsam?”, “Yeterince iyi değilim” veya “Her şeyi eksiksiz öğrenmeliyim” gibi düşünceler bulunabilir. Bu düşünceler görevi başlatmayı zorlaştırır.
Erteleme üzerine yapılan araştırmalar, görevin kişiye ne kadar zor veya itici geldiği, öz yeterlik algısı, dürtüsellik ve öz denetim gibi etkenlerin davranışla ilişkili olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla her erteleme davranışını tembellik olarak açıklamak, sorunun altında yatan psikolojik süreçleri görmemize engel olabilir.
Kısa Süreli Rahatlama, Uzun Süreli Yük
Erteleyen kişi çoğu zaman işini tamamen bırakmak istemez. Sadece o anki sıkıntıdan uzaklaşmayı tercih eder. Bir e-postayı göndermemek, önemli bir görüşmeyi geciktirmek veya sağlıkla ilgili bir randevuyu sürekli ötelemek, geçici bir rahatlama sağlayabilir. Fakat zaman geçtikçe yapılmayan işler birikir, suçluluk duygusu artar ve kişinin kendisine olan güveni zedelenebilir.
Bu döngü kırılmadığında kişi kendisini “Ben zaten hiçbir şeyi zamanında yapamıyorum” şeklinde tanımlamaya başlayabilir. Böylece davranış, kişinin kendisiyle ilgili olumsuz inançlarını da besleyebilir.
Değişim Büyük Kararlarla Değil, Küçük Adımlarla Başlar
Ertelemeyle mücadelede ilk adım, kişinin kendisini suçlamak yerine davranışını anlamaya çalışmasıdır. “Neden yapamıyorum?” sorusu kadar “Bu işe başlarken hangi duyguyu yaşıyorum?” sorusu da önemlidir.
Büyük bir görevi küçük parçalara ayırmak, yalnızca beş dakika çalışmayı hedeflemek, dikkat dağıtıcı unsurları azaltmak ve gerçekçi bir zaman planı oluşturmak başlangıcı kolaylaştırabilir. Bilişsel davranışçı terapi üzerine yapılan araştırmalar da erteleme davranışını azaltmaya yönelik psikolojik müdahalelerin yararlı olabileceğini, ancak sonuçların müdahale türüne ve bireysel özelliklere göre değişebildiğini göstermektedir.
Yarın Değil, Bugün İçin Bir Adım
Hayatımızda ertelediğimiz her şey önemsiz değildir. Bazen bir telefon, bazen bir özür, bazen de kendimize ayırmamız gereken zaman beklemektedir.
Değişim, bütün işleri bir günde tamamlamakla değil, sürekli ertelenen bir işe küçük bir adımla yaklaşmakla başlayabilir. Çünkü zaman yalnızca geçen saatlerden oluşmaz. Aynı zamanda bugün verdiğimiz kararlarla şekillenir.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: “Neyi erteliyorum ve bunu ertelerken kendimden neyi uzak tutmaya çalışıyorum?”