Bazen hayatımızdaki yorgunluğun nedenini yanlış yerde arıyoruz. Daha fazla çalışmamız gerektiğini, biraz daha sabırlı olmamız gerektiğini, insanları idare etmenin hayatın doğal bir parçası olduğunu düşünüyoruz. Oysa kimi zaman bizi tüketen şey yaptıklarımızdan çok, yapmak istemediğimiz hâlde yapmaya devam ettiklerimizdir.

Bir düşünün…İstemediğiniz bir şeye “evet” dediğimiz kaç anımız oldu?

Sırf karşımızdaki kırılmasın diye kabul ettiğimiz davetler, aslında bize ait olmayan sorumluluklar, söylemek isteyip sustuğumuz cümleler, rahatsız olduğumuz hâlde “önemli değil” diyerek geçiştirdiğiniz davranışlar…

Bunların her biri küçük görünebilir. Fakat sürekli tekrarlandığında insanın kendi hayatındaki yerini daraltabilir.

Çünkü sınır koyamadığımızda yalnızca başkalarına alan açmayız, kendimizden alan eksiltiriz.

Sağlıklı sınır, insanları hayatımızdan uzaklaştırmak değildir. Sınır, “Senin alanın burada, benim alanım da burada” diyebilmektir.

Özellikle “hayır” dediğimizde suçluluk hissediyorsak sınır koymak zorlaşır. Çünkü bazı insanlar için başkasını hayal kırıklığına uğratmak, kendi ihtiyaçlarını ertelemekten daha zor hâle gelmiştir.

“Ya bana küserse?”

“Beni yanlış anlarsa?”

“Bencil olduğumu düşünürse?”

“Onu kırarsam ilişki bozulur mu?”

Bu sorular zihnimizde dolaşırken kendi ihtiyacımızı ikinci plana atabiliriz.

Oysa bir başkasının hayal kırıklığı yaşaması, bizim yanlış yaptığımız anlamına gelmez.

Her “hayır” reddetmek değildir.

“Şu an bunu yapamam.”

“Böyle konuşulmasını istemiyorum.”

“Buna zaman ayıramayacağım.”

“Biraz kendime zaman ayırmaya ihtiyacım var.”

Bu cümleler saldırı değildir. Bunlar kişinin kendi alanını tanımlamasıdır.

Üstelik sınırlar yalnızca başkalarının bize yaptıklarıyla ilgili değildir. Bazen kendi kendimize de sınır koymamız gerekir.

Ne zaman dinleneceğimize ne kadar sorumluluk alacağımıza, hangi davranışları hayatımızda sürdüreceğimize karar vermek de sınırlarımızın bir parçasıdır.

Belki de kendimize bugün şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir.

“Hayatımda beni en çok tüketen şey ne ve ben bunun karşısında hangi sınırı koyamıyorum?”

Cevap her zaman büyük bir değişim gerektirmeyebilir.

Bazen bir telefon görüşmesini ertelemek, bazen yardım istemek, bazen istemediğimiz bir görevi üstlenmemek, bazen de bizi inciten bir davranışı açıkça ifade etmek yeterlidir.

Çünkü sınır koymak bir duvar örmek değildir.

Tam tersine, sağlıklı sınırlar ilişkilerin daha güvenli ve daha anlaşılır olmasına yardımcı olan görünmez çizgilerdir.

Kendimizi koruduğumuzda sevgimiz azalmaz.

Aksine, başkaları için var olurken kendimizi de ilişkinin içinde tutmayı öğreniriz.

Belki de hayatımızda değiştirmemiz gereken ilk şey “Hayır dersem ne olur?” sorusu değil, “Sürekli evet dersem bana ne olur?” sorusudur.

Çünkü insan bazen başkalarını kaybetmemek için kendisinden uzaklaşır.

Ve sınır koymak, tam da o uzaklaşmayı fark edip kendimize yeniden yaklaşmaya başladığımız yerdir.

Sınır koymak tek seferlik bir karar değil, bir farkındalık pratiğidir. Bugün “hayır” dediğimiz bir konuda yarın yeniden zorlanabiliriz. Önemli olan hiç zorlanmamak değil, kendi ihtiyacımızı fark ettiğimizde kendimizi yeniden hatırlayabilmektir.

Çünkü sınırlarımızı korumak, her zaman karşımızdaki insanı değiştirmek anlamına gelmez. Bazen değiştirebileceğimiz tek şey, o davranış karşısında bizim nasıl durduğumuzdur.

Ve belki de olgunlaşmanın önemli göstergelerinden biri, herkes tarafından anlaşılmaya çalışmak yerine kendi içimizde neye “evet”, neye “hayır” dediğimizi netleştirebilmektir.

Kırılabiliriz, üzülebiliriz, suçluluk hissedebiliriz. Bunların hepsi sınır koyma sürecinin bir parçası olabilir. Bir duygu yaşamak, yanlış bir şey yaptığımızın kanıtı değildir.

Belki de hayatımızda değiştirmemiz gereken ilk şey “Hayır dersem ne olur?” sorusu değil, “Sürekli evet dersem bana ne olur?” sorusudur.

Çünkü insan bazen başkalarını kaybetmemek için kendisinden uzaklaşır. Sınır koymak, tam da o uzaklaşmayı fark edip kendimize yeniden yaklaşmaya başladığımız yerdir.