Henüz yaşanmamış günlerin sessizliği...

Ev dediğimiz şey, bu yüzden dört duvardan daha fazlasıdır. İnsan hayatının planları çoğu zaman bir evin içinde şekillenir. Bir aile nerede yaşayacağını bildiğinde, hayatının geri kalanını da daha rahat planlayabilir.

İstanbul'da dar gelirli vatandaşların uygun fiyatlarla konuta erişimini kolaylaştırmak amacıyla hayata geçirilen kiralık sosyal konut projesinde başvurular 14 Eylül'de başlıyor.

"Yüzyılın Konut Projesi" kapsamında İstanbul'da inşa edilecek 100 bin konutun yanı sıra, 15 bin sosyal konutun da kiraya verilmesi planlanıyor. İlk etapta 1071 konut, şartları taşıyan vatandaşlara üç yıl süreyle tahsis edilecek.

Kira bedelleri aylık 10.000 TL'den başlayacak. Konutlar bölgedeki rayiç bedellerin altında kiralanacak.

İlk etapta kiraya verilecek konutlar İstanbul'un farklı bölgelerinde bulunuyor. Başakşehir, Gaziosmanpaşa, Beyoğlu ve Güngören'de 360; Maltepe, Tuzla ve Kartal'da 330; Ataşehir, Sancaktepe, Ümraniye ve Üsküdar'da 291; Arnavutköy'de ise 90 konut olmak üzere toplam 1071 konut tahsis edilecek.

İstanbul il sınırları içinde yaşayan vatandaşlar, ikamet ettikleri ilçeden bağımsız olarak proje kapsamındaki istedikleri ilçe için başvurabilecek. İstanbul dışında ikamet eden vatandaşlar ise başvuru yapamayacak.

Başvurular 14-25 Eylül tarihleri arasında e-Devlet üzerinden yapılacak ve başvuru ücreti alınmayacak.

Konutların tahsis süresi üç yıl olacak. Bu üç yıllık dönem boyunca kira sabit kalacak; sürenin sonunda kira yeniden belirlenecek.

Rakamların her birinin arkasında ise farklı bir hayat var.

10.000 TL'lik bir kira, bir aile için başka; başka bir aile için başka bir anlam taşıyabilir.

Kira giderinin azalması, bütçede yeni bir alan açar.

O alan kimi zaman çocuğun eğitimine ayrılır.

Kimi zaman mutfak masrafına.

Kimi zaman bir borcun kapanmasına.

Kimi zaman da uzun zamandır ertelenen küçük bir hayalin gerçekleşmesine.

Hayatın dengesi çoğu zaman böyle kuruluyor.

Bir kalemin yükü hafiflediğinde başka bir kaleme yer açılıyor.

Aynı gelirle yaşayan iki ailenin barınma giderleri farklılaştığında, önlerindeki hayatın seçenekleri de farklılaşabiliyor.

Aynı şehir.

Aynı iş.

Aynı gelir.

Farklı kira yükü.

Farklı ihtimaller.

İstanbul'un konut meselesi tam da bu noktada insanın hayatına dokunuyor.

Şehir büyüyor.

İş imkânları değişiyor.

Ulaşım süreleri uzuyor.

Aileler çocuklarının okuluna, işyerlerine ve yakınlarına daha yakın bir ev arıyor.

Sonra bütün bu ihtiyaçlar bir rakamın içinde buluşuyor:

Kira.

Konutun fiyatı yükseldiğinde insanın hayatındaki başka alanlar daralıyor.

Eğitim.

Birikim.

Dinlenme.

Sosyal hayat.

Aile bütçesi.

Bu yüzden erişilebilir kiralık konut, bir ailenin sadece bugününü değil, yarına ilişkin kararlarını da etkileyebilir.

Ev sahibi olmak herkes için aynı anda mümkün olmayabilir.

Fakat güvenli ve öngörülebilir bir kiralık konut, insanın hayatını yeniden düzenleyebilmesi için önemli bir imkân sağlayabilir.

Üç yıl boyunca nerede yaşayacağını bilmek az bir güvence değildir.

Kira yükünün sabit kalacağını bilmek, aile bütçesinin önünü görebilmesini sağlar.

Çocuğunun okulunu değiştirmeden aynı mahallede kalabilmek de bu güvenin bir parçasıdır.

Bir ailenin her yıl yeni bir ev aramak zorunda kalmaması, şehir hayatındaki görünmeyen yüklerden birini ortadan kaldırır.

Fakat hayat üç yıllık takvimlere sığmıyor.

Bir genç çift düşünelim.

Bugün iki kişiler.

Bir evin salonunda iki sandalye var.

Bir masa.

Küçük bir mutfak.

Belki balkonda iki saksı.

Üç yıl içinde o eve bir beşik gelebilir.

Salondaki boş bir köşe çocuk odasına dönüşebilir.

Alışveriş listesi değişebilir.

Ulaşım masrafı artabilir.

Eğitim ve bakım giderleri başlayabilir.

Ailenin bütün hesabı yeniden kurulabilir.

Bir çocuğun dünyaya gelmesi, evin içindeki hayat kadar evin hesabını da değiştirir.

İşte geleceğe dönük sosyal konut politikaları için üzerinde düşünmeye değer bir alan burada ortaya çıkıyor.

Mevcut uygulamada üç yıllık tahsis süresi bulunuyor.

Peki bu üç yıl içinde bir aile çocuk sahibi olursa?

Ailenin şartları değişmiş olacak.

Barınma ihtiyacı değişmiş olacak.

Ekonomik yükü artmış olacak.

Tam o sırada üç yıllık sürenin sona ermesi, aileyi yeniden bir kira arayışının içine bırakabilir.

Belki de gelecekte bunun için yeni bir model düşünülebilir.

Üç yıllık tahsis süresi içinde çocuk sahibi olan ailelere, belirli sosyal ve ekonomik şartlar çerçevesinde iki yıl ilave tahsis süresi tanınabilir.

Bu, çocuğu bir "ödül" mekanizmasının konusu yapmak anlamına gelmez.

Tam tersine, çocuğun dünyaya gelmesiyle artan aile yükünün bir bölümünü konut politikası üzerinden hafifletmek anlamına gelir.

Üstelik böyle bir uygulama sadece doğum oranlarını artırmaya yönelik bir teşvik olarak da görülmemeli.

Daha geniş bir aile politikasının parçası olabilir.

Çünkü bir çiftin çocuk sahibi olma kararının arkasında sadece istek yoktur.

Ev vardır.

Gelir vardır.

İş vardır.

Eğitim vardır.

Bakım vardır.

Ulaşım vardır.

Geleceğe duyulan güven vardır.

Bir çocuğun doğacağı evin güvenliği, o çocuğun hayatının ilk şartlarından biridir.

Bu nedenle nüfus meselesini konuşurken sadece doğum sayılarına bakmak yeterli değildir.

Ailelerin çocuk büyütürken karşılaşacağı ekonomik yükü azaltmak da nüfus politikasının bir parçasıdır.

İnsanlara "Daha fazla çocuk sahibi olun" demek kolaydır.

Asıl mesele, çocuk sahibi olan ailenin hayatını sürdürebileceği şartları oluşturabilmektir.

Bir aile yeni bir çocuğun heyecanını yaşarken, aynı anda "Şimdi evimiz ne olacak?" endişesine sürüklenmemeli.

Bir ülkenin geleceğine yapılan yatırım, doğumla birlikte başlar.

O yatırımın ilk adreslerinden biri de evdir.

Bu nedenle sosyal konut ile aile politikasının birbirinden tamamen ayrı düşünülmesi gerekmiyor.

Konut, aile hayatının başladığı zemindir.

Çocuğun büyüdüğü odadır.

Anne babanın geleceği hesapladığı masadır.

Bir aile için evin anlamı, tapu veya kira sözleşmesinin çok ötesindedir.

İnsan önce bir eve yerleşir; sonra hayat o evin içine yerleşmeye başlar.

1071 konutun her biri bu yüzden farklı bir hikâyenin başlangıcı olabilir.

Birinde yeni evli bir çift yaşayacak.

Birinde çocuklu bir aile.

Bir diğerinde yıllardır İstanbul'da yaşayan ve kira yükü altında bütçesini ayakta tutmaya çalışan bir hane.

Aynı anahtar, farklı insanların elinde farklı hayatların kapısını açacak.

Bu noktada rakamların başka bir anlamı ortaya çıkıyor.

1071 konut, 1071 ayrı adres demek.

Fakat bununla birlikte 1071 bütçe hesabı, 1071 aile hikâyesi, 1071 yeni başlangıç ihtimali demek.

Bir konut politikasının gerçek etkisi, kâğıt üzerindeki sayısından sonra başlıyor.

Çünkü o sayılar evlere dönüştüğünde, evler de hayatlara dönüşüyor.

İstanbul'un ihtiyacı sadece daha fazla bina değil.

İnsanların hayat kurabilecekleri alanların çoğalması.

Gençlerin evlilik kararını verirken barınma kaygısını biraz daha az hissetmesi.

Çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin geleceğe daha güvenli bakabilmesi.

Dar gelirli bir hanenin her ay kira ödedikten sonra hayatının geri kalanına da pay ayırabilmesi.

Bütün bunlar aynı meselenin farklı yüzleri.

Bir kalemdeki değişiklik, başka bir kalemin yükünü hafifletebilir.

Bir ev, bir ailenin bütçesini değiştirebilir.

Bir ailenin bütçesi, çocuk kararını etkileyebilir.

Bir çocuğun gelişi, evin ihtiyaçlarını değiştirebilir.

Hayat birbirinden kopuk hesaplardan oluşmuyor. Her tercih, başka bir ihtimali yanında taşıyor.

Bu yüzden 14 Eylül'de başlayacak başvurulara sadece bir konut başvurusu olarak bakmamak gerekiyor.

Birileri için yeni bir adres olacak.

Bir genç çift için ilk ortak ev olacak.

Bir çocuk için ilk odası olacak.

Bir aile için üç yıl boyunca nefes alabilecekleri bir dönem olacak.

Ve doğru politikalarla bu güvence, hayatın önemli değişimlerine göre daha da güçlendirilebilir.

Çünkü bugün 1071 konut olarak gördüğümüz sayı, yarın 1071 farklı hayatın içine dağılacak.

Bir evin değeri duvarlarının genişliğiyle sınırlı değildir.

O evde kaç sofranın kurulacağı, kaç çocuğun büyüyeceği, kaç hayalin ertelenmeden yaşanabileceğiyle ilgilidir.

Bir şehrin geleceği, yükselen binaların gölgesinde değil; o binaların içinde güvenle hayat kurabilen insanların hikâyelerinde büyür.

Ve bir anahtarın cebinizde taşıdığı ağırlık birkaç gramdan ibarettir.

Fakat o anahtarın açtığı kapının ardında bir ailenin yarını, bir çocuğun çocukluğu ve bir şehrin geleceği vardır.

Bazen bir ülkenin geleceği büyük rakamlarla değil, bir ailenin akşam eve döndüğünde kapısını güvenle açabilmesiyle başlar.