Dünyada bazı gelişmeler vardı; ilk bakışta birbirleriyle hiçbir ilgileri yokmuş gibi görünür.

Bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri, 2022'den bu yana 24 milyar doların üzerinde dijital varlık ve itibari para hareketini işlediği iddia edilen Xinbi Guarantee adlı Çin bağlantılı yapılanmaya karşı operasyon düzenliyor. ABD makamları, yapının dolandırıcılık, para aklama ve suç hizmetleri için kullanılan büyük bir çevrimiçi pazar işlevi gördüğünü belirtiyor. Aynı küresel operasyon kapsamında Madagaskar'da Çinli suç örgütleri tarafından işletildiği belirtilen 13 dolandırıcılık merkezine müdahale ediliyor; yaklaşık 400 kişi gözaltına alınıyor ve 3.200'den fazla elektronik cihaza el konuluyor.

Diğer tarafta İran, Ermenistan ve Gürcistan üzerinden Karadeniz'e ulaşabilecek yeni bir ticaret bağlantısı arıyor. Kuzey-Güney Koridoru kapsamında İran sınırından Ermenistan'a, oradan Gürcistan üzerinden Karadeniz'e uzanacak hat, Tahran açısından mevcut ulaşım seçeneklerini çeşitlendirme arayışının bir parçası olarak öne çıkıyor.

Biri suç ağının peşinde.

Diğeri ticaret yolu arıyor.

Biri paranın izini sürüyor.

Diğeri malların geçeceği yolu arıyor.

İlk bakışta iki ayrı dünyanın gelişmeleri.

Fakat biraz daha dikkatli bakıldığında aynı gerçeğin iki farklı yüzünü gösteriyorlar:

Dünya artık tek tek merkezlerden çok, bağlantıların gücü üzerinden şekilleniyor.

Suçun, paranın, ticaretin ve güvenliğin hareket biçimi değişirken bizim olayları açıklama biçimimiz aynı hızda değişmiyor.

Asıl mesele biraz da burada.

Suç eskiden belirli bir adreste aranırdı. Şimdi farklı ülkelerde bulunan insanlar, iletişim kanalları, ödeme araçları ve şirketler aynı zincirin halkaları haline gelebiliyor.

ABD Hazine Bakanlığı'nın açıklamasına göre Xinbi Guarantee, dolandırıcılık merkezleriyle finansal hizmet sağlayıcılarını ve teknolojik destek sunan yapıları buluşturan bir merkez olarak çalışıyordu. Singapur merkezli SafeW Technology'nin şifreli iletişim altyapısı, Kamboçya merkezli Anwen Technology'nin ise kripto para cüzdanı sağladığı belirtiliyor.

Buradaki önemli ayrıntı yalnızca 24 milyar dolarlık büyüklük değil.

Bir suç yapılanmasının kendisini tek bir ülkeye, tek bir binaya veya tek bir finans kanalına bağlamadan varlığını sürdürebilmesi.

Bir bağlantı kesildiğinde başka bir bağlantı kurulabiliyor.

Bir kanal kapatıldığında başka bir kanal ortaya çıkabiliyor.

Bir ödeme yolu engellendiğinde başka bir yol aranabiliyor.

Devletlerin güvenlik anlayışı da bu nedenle değişmek zorunda kalıyor.

Madagaskar'daki operasyonun ardından yaklaşık 400 kişinin gözaltına alınması ve binlerce elektronik cihaza el konulması, mücadelenin artık tek bir merkezde yürütülemeyeceğini gösteriyor. Paranın hareketi, iletişim kanalları ve farklı ülkelerdeki yapılanmalar aynı dosyanın parçaları haline geliyor.

Buradan ticaret yollarına geçtiğimizde karşımıza aynı mantığın başka bir yüzü çıkıyor.

İran'ın Karadeniz'e açılma arayışı da aslında yalnızca yeni bir yol yapma meselesi değil.

Alternatif üretme meselesi.

Tahran, Ermenistan ve Gürcistan üzerinden Karadeniz'e ulaşabilecek bir bağlantıyı geliştirerek farklı pazarlara erişim imkânını artırmak istiyor. Bunun kısa vadede Türkiye'nin lojistik konumunu sarsacak ölçekte bir alternatif olduğunu söylemek güç. Fakat mesele zaten tek bir yolun diğerini ortadan kaldırması değil.

Mesele, bir ülkenin kaç farklı güzergâha sahip olduğu.

Çünkü ticarette de güvenlikte olduğu gibi tek bir hatta bağımlılık kırılganlık yaratıyor.

Bir limanın değeri yalnızca denize açılmasında değil, hangi demiryoluna, hangi karayoluna ve hangi pazara bağlandığında ortaya çıkıyor.

Bir ülkenin coğrafi avantajı da haritada bulunduğu yerden ibaret değil; o yeri farklı bağlantılarla ne kadar işlevsel hâle getirebildiğiyle anlam kazanıyor.

Bu nedenle İran'ın Karadeniz arayışı Türkiye açısından yalnızca bir rakip güzergâh meselesi olarak okunmamalı.

Türkiye'nin asıl meselesi, sahip olduğu avantajları çoğaltabilmek.

Kalkınma Yolu'ndan demiryollarına, limanlardan sınır geçişlerine kadar bütün parçaların birbirine bağlandığı bir yapı kurmak, coğrafi konumu gerçek bir stratejik üstünlüğe dönüştürmenin yolu.

Dünyanın yeni düzeninde güçlü olmak, tek bir kapının anahtarına sahip olmakla ölçülmüyor.

Gerektiğinde birden fazla kapıyı aynı anda açabilmekle ölçülüyor.

İşte tam bu noktada dışarıdaki dünya ile insanın iç dünyası birbirine yaklaşıyor.

İnsan da kendisini çoğu zaman tek bir cümleyle tanımlıyor.

"Ben böyleyim."

"Ben insanlarla anlaşamam."

"Ben değişemem."

"Ben karar veremem."

"Ben bu işin insanı değilim."

Bu cümleler hayatın belirli bir döneminde yaşanmış gerçek bir deneyimin sonucu olabilir.

Fakat zaman geçtikçe deneyim değişir, şartlar değişir, insan değişir.

Değişmeyen tek şey, insanın kendisi hakkında verdiği eski hüküm olabilir.

Ve en büyük yanılgı da burada başlar.

Bir insan yıllarca kendisini içine kapanık sanabilir. Oysa doğru insanların yanında ne kadar rahat konuşabildiğini fark etmemiştir.

Bir başkası kendisini kararsız zannedebilir. Belki de önüne konulan seçeneklerin hiçbirini gerçekten istemiyordur.

Bir diğeri kendisini değişime kapalı görebilir. Belki de korktuğu şey değişim değil, değiştikten sonra kim olacağını bilememektir.

İnsan kendisini tanıdıkça, bazı hükümlerinin gerçek değil, eski bir fotoğraf olduğunu fark eder.

Bu yüzden kendini tanımak, kendine kesin bir tarif vermek değildir.

Kendini tanımak; davranışlarını izlemek, nedenlerini anlamaya çalışmak ve vardığın sonucu gerektiğinde yeniden değerlendirebilmektir.

Bu süreçte insanın kendisine karşı dürüst olması kadar merhametli olması da gerekir.

Çünkü kendini anlamak, kendini sürekli yargılamak değildir.

İnsan kendi içindeki korkuyu gördüğünde kendisini küçültmek yerine onun nereden geldiğini anlamaya çalışabilir.

Kendi kıskançlığını gördüğünde onu inkâr etmek yerine neden ortaya çıktığını sorabilir.

Kendi öfkesini fark ettiğinde öfkesinin arkasındaki yarayı arayabilir.

Anlamak, her davranışı haklı çıkarmak değildir. Gerçeği görebilecek kadar kendine yaklaşmaktır.

Dünyaya bakarken de aynı hassasiyete ihtiyacımız var.

Bir ülkeyi yalnızca geçmişteki politikalarıyla tanımlamak, bugünkü değişimini görmemize engel olabilir.

Bir bölgeyi eski dengeleriyle açıklamak, yeni bağlantıları fark etmemizi zorlaştırabilir.

Bir tehdidi bildiğimiz biçimde tarif etmek, tehdidin biçim değiştirdiğini kaçırmamıza neden olabilir.

Bugünün dünyasında değişim artık kenardan gelen bir dalga değil.

Haritanın kendisi hareket ediyor.

Suç ağları sınırların üzerinden geçiyor.

Ticaret yolları yeni güzergâhlar arıyor.

Devletler bağlantılarını güçlendiriyor.

Ekonomiler alternatif kapılar oluşturuyor.

İnsanlar da kendi hayatlarında dün verdikleri kararların bugün aynı sonucu doğurmayabileceğini görüyor.

Bütün bunların ortak bir sonucu var:

Eski hükümlerin rahatlığı, yeni gerçekliğin doğruluğundan daha değerli değil.

Kendimiz hakkında verdiğimiz hükmü yeniden düşünmek zayıflık değildir.

Bir ülkenin kendi stratejisini yeniden değerlendirmesi de geri adım değildir.

Tam tersine, değişen şartları okuyabilmenin işaretidir.

Devlet aklı da insan aklı da aynı temel yeteneğe ihtiyaç duyuyor:

Gerçeği değiştirmeden, gerçeğe bakışını değiştirebilmek.

Çünkü dünya, bizim onu tarif ettiğimiz biçimde durmuyor.

İnsan da öyle.

Bugün kendimize ait sandığımız sınırlar, yarının imkânlarını belirlemek zorunda değil.

İran yeni yollar ararken, suç ağları yeni bağlantılar kurarken, devletler güvenlik anlayışlarını yeniden şekillendirirken bize düşen yalnızca gelişmeleri izlemek değil; kullandığımız haritanın hâlâ doğru olup olmadığını da kontrol etmek.

Belki asıl mesele budur:

Hayatı değiştirmeden önce ona hangi gözle baktığımızı değiştirmek.

Çünkü insanın önündeki en büyük sınır, çoğu zaman dünyanın çizdiği sınır değildir.

Kendisinin, yıllar önce kendisi hakkında verdiği hükümdür.

O hüküm değiştiğinde yol da değişebilir.

Ve insan, kendisini yeniden tanımlamaya başladığı yerde hayatının yeni yollarını da görmeye başlar.