Son zamanlarda Alihan Kuriş denen şahsın tutuklanması, ele geçirilen korkunç miktardaki para ve yüzlerce kilo altın bana şunu düşündürdü: Bir adam düşünün; dünyadaki en pahalı, en muhteşem arabayı teslim almaya gidiyor. Arabanın kaportası altından, farları kristalden... Üstelik bu fırsatın belirli bir süresi var; tam zamanında adreste olmalı ki o muhteşem araba kendisine törenle teslim edilsin. Şimdi bu adam yola çıkmışken, yol kenarına atılmış bisikletle, kağnıyla, at arabasıyla durup oyalanırsa o fırsatı kaçırmaz mı? Zaman sınırlı! Böyle bir imkânı ıvır zıvır şeylerle heba eden adama "Sen bu fırsatı nasıl kaçırırsın?" diye kızmazlar mı?

Geçtiğimiz günlerde televizyon kanallarını dolaşırken bir sinema filmindeki diyalog dikkatimi çekti ve not aldım. Şöyle diyordu: "Birine sırf para uğruna boş yere umut vermek, kötülüğün ta kendisidir."

Alihan Kuriş meselesinden sonra bu replik beni derin düşüncelere sevk etti.

Dünya yeriyle göğüyle altın olsa, bütün servetler bir adama verilse neye yarar? Dünyanın en zenginlerinin, siyonist odakların ve bütün insanların variyetini toplayıp Süleyman Kuriş’e verselerdi ya da ölüp gitmeden önce FETÖ’ye verselerdi neye yarayacaktı? Şu fani dünyada birkaç on senelik hayat için dağlar altın kesse, bütün binalar senin olsa neye yarar? Bir tanesi çıksın desin ki "Şuna yarar", sesimi keseceğim!

Neticede bir insanın yiyeceği kap bellidir; keyfi midesinin kapasitesi kadardır. Bir günde bineceğin araba, uyuyacağın saat bellidir. İster kulübede uyu ister en lüks otelin suitinde; uyuyacağın zaman sınırlıdır. İslamiyet tek eşliliği tavsiye eder ki en akıllıca olanı odur. Ruhsata binaen dörde kadar müsaade edilmiştir ama onun da hikmetleri vardır. Yahu bir insan serçe kadar, tavşan kadar keyif edebilir mi? Meseleyi bilenler ne demek istediğimi anlar. İnsanın kapasitesi bellidir. Bunun ötesinde dağlar kadar altın da olsa, Allah yolunda harcanmadıktan ve nefsani ihtiraslar terk edilmedikten sonra her şey çer çöptür! Çünkü sana Cennet’i kazandırmayan şey çer çöptür.

Dün FETÖ, bugün Alihan Kuriş denilen adam... Bunlara şunu söylemek isterim: İnsanoğlu Allah’ın rızasını kazanma yarışındadır ve bu yarışın bir süresi vardır. Kimine 60 yıl verilir, kimine 40 yıl... Bize vadedilen o muhteşem Cennet’e ulaşmaya çalışırken yol kenarındaki çer çöple uğraşmak akla sığar mı?

Şimdi bu Alihan denilen adam; başa takke takmakla, bıyıkları sünnete uygun kesmekle, Müslüman tavrı takınmakla Cennet’in kazanılmayacağını bilmeli. Sen ancak senin kafanda olanları kandırırsın! Aslında o kandırdığın insanların bir kısmı da bile bile kanıyor; çünkü senin adından, isminden nemalanmak istiyorlar. Yancılar o imkânlardan faydalanıyor. Diğer kısım ise meseleyi bilmeyen saf insanlar. Onlar senin "Allah", "Kur'an", "Kurban" demene inanıyorlar. Tırnaklarından artırdıklarını getirip sana veriyorlar. Siz hem kendi ocağınızı batırıyorsunuz hem de size inanmış insanların ocağını söndürüyorsunuz. Hakikat olmadığı halde insanlara uhrevi ümitler vererek büyük kötülük yapıyorsunuz.

Sonra kardeşim; Almanya’da o devasa, Pentagon benzeri binayı ne için yapıyorsunuz? Dışişleri Bakanlığımızın binası bile yanında küçük kalır! Neyin peşindesiniz? Allah diyen adamın silahla, tabancayla ne işi olur? Evlerinizde silahlar yakalanıyor!

Bediüzzaman da "Allah" diyordu, Süleyman Hilmi Hazretleri de... Üstelik o zat ne zorluklarla Kur’an öğretiyordu. Trenlerde, ahırlarda çocuk okutuyordu. O zat vefat ettiğinde evinden kilolarca altın, silah mı çıktı? Yazıklar olsun size! Size ümit bağlamış insanların hayallerini yerle bir ettiniz. Kur'an öğretmekten daha büyük servet mi var? Evlerden tonlarca altın çıkıyor!

Bu altınları biriktirmek yerine; vatan sevdalısı, küfrü tanıyan, dine ve devlete hizmet eden şuur sahibi gençler yetiştirseydiniz ya! İnsanlara öyle güzel tesir etseydiniz de Mekke’de, Medine’de hacca gidenler devletin başındaki Reisle helalleşip dua etseydi. "Bu kişi direksiyondadır, araba devrilirse biz de altında kalırız" deyip destek olsalardı... Ama siz, tıpkı FETÖ gibi beddua seansları düzenlediniz. İslamiyet rahmet dini değil mi? Siz onu beddua seanslarına, ezanı türkçeleştiren CHP zihniyetine muhabbet toplama seanslarına çevirdiniz!

O Almanya’daki binada Âlem-i İslam’ın ihtiyacına cevap verecek Ehl-i Sünnet âlimler mi yetişecek? Muhabbet fedaileri mi çıkacak? Öyle bir gaye için öyle şatafatlı binalara gerek yoktur. Süleyman Hilmi Efendi öyle saraylarda mı talebe yetiştirdi? Biz sizin neyin peşinde olduğunuzu çok iyi biliyoruz.

Neden Almanya’da sıradan, vatansever bir âlim gidip öyle karargâh gibi bina kuramıyor? Rahmetli Hüsnü Bayramoğlu, Sungur Ağabey ve Üstadın talebeleri dünyayı bir ceketle, kısıtlı imkânlarla dolaştılar. İman ve Kur'an hizmeti için koştular. Öldüklerinde tonlarca altın değil, sadık Nur talebeleri bıraktılar.

O biriktirdiğiniz paraları, harcadığınız enerjiyi İslam’ın yayılması için harcasaydınız ya! Mesela Çin’de İslamiyet'in tanınması için Çince kitaplar bastırıp dağıtsaydınız... Bir insanın imanının kurtulmasına vesile olmak, o biriktirdiğiniz altınlardan, saman balyası gibi paralardan çok daha kıymetlidir. Ne olurdu Alman’ın, İngiliz’in, Mossad’ın kucağına oturmasaydınız? Bin küsur senedir İslam’ın bayraktarlığını yapmış bu aziz milletin şefkatli kucağına otursaydınız!

O binaya verdiğiniz parayla gelip İzmir’in en güzel yerinde ihtiyaç olan öyle bir cami yaptırsaydınız ki, okunan her ezandan, kılınan her namazdan hissedar olsaydınız...

Buradan sadece size değil; din ve hizmet adına yola çıkan herkese sesleniyorum: Kim Allah için yola çıkmışsa kendisini maddi şeylerden, makam ve mevkiden sakındırsın! Eğer dünya kazanımı peşinde koşacaksanız din adına hareket etmeyin! Din adını kullanarak insanların hakkını yemenizden bıktık artık. Bediüzzaman’a neler teklif ettiler; milletvekilliği, şark umumi vaizliği... Kabul etmedi. Çünkü kabul etseydi Allah için yapacağı hizmette hür olamayacaktı.

Siz para ve menfaat peşinde koştuğunuz için yabancı istihbarat örgütleri zaaflarınızı biliyor, sizi paranın esiri yapıyor ve parmağında oynatarak Türk milletine düşman ediyor. Zaafı olan insanları avlayıp kukla yapıyorlar.

Keşke evlerinizde yüzlerce kilo altın, balya balya para değil de bu memleketin geleceği, Âlem-i İslam’ın birliği ve Kur'an’ın daha çabuk öğrenilmesi için kıymetli eserler ele geçseydi... Şayet öyle olsaydınız, yerli ve milli istihbaratımız da bunu bilirdi. Demek ki öyle değilsiniz ki kahraman emniyet güçlerimiz ve istihbaratımız sizi gün ışığına çıkardı.


Büyük bir yarıştayız, zaman kısıtlı. O cennet arabasına zamanında ulaşmamız lazım. Yoksa o altınlar, para balyaları ve dünya ihtirasları adamın ocağını söndürür, ahirette rezil rüsva eder. Allah hepimize uyanıklık nasip etsin.

Son Söz

Saman balyası gibi yığılan paralardan, kilolarca altınlardan ve şatafatlı devasa binalardan Allah’ın rızasını kazanmaya giden bir yola çıkarmak öyle büyük bir servet, öyle büyük bir zenginliktir ki... İnsanın, böyle uhrevi bir gayenin peşine düşmesi cennet saadetine namzet olması varken; sadece dünyanın peşinde koşması, hiç ölmeyecek gibi servet yığması ve hele ki o devasa binaları İslam düşmanlarının kucağında inşa etmesi çok büyük bir zarar, çok büyük bir kayıptır!

Evet... Ey Kuriş ve dinî duyguları istismar eden benzer zihniyetler!

Devlet de Allah da bunun hesabını sorar... Hem de kuruş kuruş!