ABD’nin kamu borcu 38 trilyon doları aşmıştır. Buna karşılık ABD’nin resmî altın varlıklarının bugünkü toplam piyasa değeri yaklaşık 1 trilyon dolar civarındadır. Yani ortada 37 trilyon dolarlık yapısal ve kapatılamaz bir açık bulunmaktadır.
Dünyadaki tüm altın rezervlerinin toplam piyasa değerinin yaklaşık 30 trilyon dolar olduğu varsayılsa bile, bu miktar dahi ABD’nin borcunu kapatmaya yetmemektedir. Bu tablo, Amerikan ekonomisinin altınla ya da reel varlıkla değil, tamamen doların rezerv para statüsüne dayalı yapay bir hegemonya üzerine inşa edildiğini açıkça göstermektedir.
Eğer dolar, küresel finans çetelerinin baskısı ve zorlamasıyla rezerv para olma ayrıcalığını kaybederse; ABD doları bir gecede para olmaktan çıkar, Uganda pulu dahi olamayacak bir değersizliğe sürüklenir. Böyle bir durumda ABD içinde yaşanacak devalüasyon ve hiper enflasyon, 1929 Büyük Buhranı’nda Almanya’da yaşanan yıkımın dahi ötesinde olur. Amerika bu senaryoda yalnızca krize girmez; hızla bir çöküş ve çözülme sürecine sürüklenir.
İşte tam da bu nedenle ABD, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi olan Venezuela’ya göz dikmiştir. Venezuela’nın sahip olduğu yaklaşık 303 milyar m³ petrol rezervi, bu çürümüş sistemi ayakta tutmak için son can simididir.
Bugünkü ortalama piyasa koşullarında:
1 m³ petrol ≈ 6,29 varil
1 varil petrol ≈ 80 dolar (ortalama varsayım)
Buna göre 1 m³ petrolün ekonomik değeri ≈ 500 dolar civarındadır.
Bu hesapla:
303 milyar m³ × 500 dolar = yaklaşık 151 trilyon dolarlık brüt ekonomik değer ortaya çıkmaktadır.
Ancak bu rakamlar dahi gerçeği değiştirmez. Venezuela petrollerine çökülmesi, ABD’nin borcunu kökten çözmez; yalnızca iflas saatini birkaç yıl ötelemeye yarar. Zira mesele kaynak eksikliği değil, parasal egemenliğin ve güvenin tükenmiş olmasıdır.
Özetle; dolar altınla, üretimle ya da gerçek ekonomik güçle ayakta durmuyor. Zorbalıkla, baskıyla ve jeopolitik gasp düzeniyle ayakta tutuluyor. Bu baskı kalktığı gün, Amerikan imparatorluğu petrol değil, enkaz üretir.