"İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti, kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah lânet eder hem de lânet ediciler lânet eder." (Bakara, 2/159)

İnsanlık tarihi boyunca küfür kadar tehlikeli bir başka hastalık daha olmuştur: Hakkı bilip gizlemek. Çünkü cahilin sapması yalnızca kendisini etkiler; fakat âlimin susması toplumları karanlığa gömer. Bu sebeple Kur'an, hakkı gizleyenleri yalnızca kınamamış, onlar hakkında son derece ağır bir hüküm vermiştir: Allah'ın lâneti.

Lânet, Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmak demektir. Bir insanın Allah'ın rahmetinden mahrum kalmasından daha büyük bir felaket olabilir mi? İşte Rabbimiz, açık delilleri gizleyenlerin böyle bir akıbete uğrayacağını haber veriyor.

Bugün ümmetin yaşadığı birçok felaketin temelinde hakkı gizleyenler, eğip bükenler ve suskunluğu tercih edenler vardır. Hakkın konuşulması gereken yerde susmak da çoğu zaman onu gizlemenin başka bir şeklidir.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Gerçeği batıl ile karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin." (Bakara, 2/42)

Hak ile batılın birbirine karıştırıldığı çağımızda Müslümanların en büyük imtihanlarından biri budur. İnsanlar Allah'ın dinini olduğu gibi öğrenmek yerine, nefislerin ve çıkarların süzgecinden geçirilmiş bir din anlayışıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.

Resûlullah (sav) da ilmi gizlemenin ne kadar büyük bir günah olduğunu şöyle haber vermiştir:

"Kendisine sorulan bir ilmi gizleyen kimseye kıyamet günü ateşten bir gem vurulur." (Ebû Dâvûd, İlim, 9; Tirmizî, İlim, 3)

Bu hadis, ilmi gizlemenin yalnızca bir kusur değil, ahirette ağır bir azabı gerektiren büyük bir günah olduğunu göstermektedir.

Kur'an'ın birçok yerinde Yahudi âlimlerinin vahyi tahrif etmeleri ve hakikati gizlemeleri eleştirilmiştir. Ancak bu ayetler sadece geçmiş ümmetleri anlatmak için indirilmemiştir. Onlar, aynı hataya düşmememiz için bize gönderilmiş ilahi uyarılardır.

Allah Teâlâ buyuruyor:

"Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir bedel karşılığında satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmazlar." (Bakara, 2/174)

Dünya menfaati uğruna hakikatin üzerini örtenler, makamlarını kaybetmemek için susanlar, çevrelerinden tepki almamak için gerçeği saklayanlar bu ilahi tehdidi yeniden düşünmelidir.

Ne yazık ki günümüzde insanlar, Kur'an'ın apaçık hükümlerini söylemekten çekinir hale gelmiştir. Faiz haramdır demekten, zulmü zulüm olarak adlandırmaktan, Allah'ın emirlerini açıkça savunmaktan korkan bir dil ortaya çıkmıştır. Oysa müminin görevi alkış toplamak değil, hakikate şahitlik etmektir.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah'a iman edersiniz." (Âl-i İmrân, 3/110)

Bu ümmetin hayırlı oluşu, hakkı konuşmasına bağlıdır. Sustukça hayırlılığını kaybeder.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman, 78)

Bugün diller susturulmuş, kalpler uyuşturulmuş, vicdanlar menfaatlerin gölgesinde kalmıştır. Gazze'de çocuklar öldürülürken susanlar, zulmü görüp görmezden gelenler, Allah'ın hükümlerini gizleyenler ve hakikati perdeleyenler bu ayetin muhatabı olmaktan korkmalıdır.

Çünkü Allah'ın lânet ettiği kimseyi insanların övgüsü kurtaramaz. Makamlar, ünvanlar, alkışlar ve kalabalıklar da kurtaramaz.

Kurtuluş; hakkı bilmekte, hakkı yaşamakta ve hakkı cesaretle söylemektedir.

Bugün Müslümanların ihtiyacı yeni sloganlar değil, hakkı gizlemeyen diller; menfaat karşısında eğilmeyen omurgalar ve Allah'ın kitabını olduğu gibi anlatan samimi davetçilerdir.

Unutmayalım ki kıyamet günü bize şu soru sorulmayacaktır: "İnsanlar senden razı oldu mu?"

Bize sorulacak olan şudur:

"Allah'ın sana emanet ettiği hakikati insanlara ulaştırdın mı?"

Ne mutlu hakkı söyleyip Allah'ın rızasını kazananlara...

Ne yazık hakkı bildiği halde gizleyip Allah'ın lânetine uğrayanlara...