Zorbalar yenilseler bile yenilgiyi kabul etmemeye çabalarlar! Bin bir dolap çevirirler gururlarına yediremedikleri bu gerçeği örtbas etmek için! Bu özellik onların şeytansı yönlerinden kaynaklanmaktadır.
Kimden ve neden söz edeceğimi tahmin ettiniz değil mi? Evet tahmin ettiğiniz gibi günümüzde kendini dünyanın kralı kabul eden Tramp’tan söz edeceğim. Ülkesi dışındaki dünya ülkelerinin tamamını egemenliği altına alıp sömürmeye çalışıyor. Dünyanın neresinde bir zenginlik kaynağı varsa bir zavallı çocuğun elindeki ekmeğini almaya çalışan kurt gibi saldırmaya çalışıyor ve zavallı çocuk dirense de ekmeği vermemek için o yine de acımadan, insaf demeden çocuğun elindeki yiyeceğini de almak için saldırıyor; alamazsa darbeler vuruyor ve gerektiğinde amacına ulaşmak için öldürmekten geri kalmıyor! Bunları yaparken kendini ateşe atmamaya özen gösteriyor ve mümkün olduğunca maşa kullanıyor! Elinde emperyalist emeller gereği önceden önlemini almış olduğu için maşa da çok zaten! Ayrıca yaptığı ve yapacağı eylemlerinde birlikte hareket ettiği; hatta isteklerine çeşitli nedenlerle boyun eğdiği; kendini isteklerini yerine getirmek zorunda hissettiği biricik ortağı da var! Bu ortak da tıpkı onun gibi çevresindeki ülkelerin toprağında gözü olan, onları evlerinden, ocaklarından, yurtlarından, silah zoruyla çıkarıp onların evlerine yerleşen bir ortak! Üstelik bunu dünyanın gözü önünde yapmaktan ne çekiniyor ne utanıyor ne de acıyor!
Bu gaddar ortağı İsrail’in terörist bakanı “Bin Gavur” evlerini gasp ettiği Filistinlilere şunu söylüyor: “Siz burada yaşama hakkına sahip değilsiniz; daha doğrusu buraya layık değilsiniz; buraya ancak biz yakışırız! Hatta sizin yaşamanıza bile gerek yok. Siz birer pisliksiniz! Bu pisliği ne kadar erken temizlersek o derece mutlu oluruz!”
İsrail’in bölgede bu kadar güçlü olmasının nedeni ebette ki sadece ABD’nin gücü değildir. Asıl gücünü biz Müslümanların başı boş bir biçimde uykuya dalmamız ve tembellik, bilgisizlik, vurdumduymazlık içerisinde olup temsil ettiğimizi iddia ettiğimiz İslam’ın bize yüklediği sorumluluklarımızın farkında olmamamızdır! İslam bize çalışın diyor; “İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur!” (ayet meali) diyor; biz ise Bağdat tembeli gibi ağacın altına uzanmışız, ağaçtaki meyvenin ağzımıza düşmesini bekliyoruz! İslam’ın; “Size engel olmak, size yaşama hakkı vermek istemeyenlere karşı siz de onlar gibi çalışın, çabalayın; gecenizi gündüzünüze katarak teknolojide ilerleyin, günün koşullarına göre güçlenin ve silahınızı hazırlayın!” tavsiyesini bir kenara bırakıp “Elma piş ağzıma düş!” diye kahve/kafe köşelerinde vakit geçirmekle ömrümüzü bitiriyoruz!
Allah, diyor çalışan kazanır, üstün olur, biz kendimize düşeni yapmadan/ tevekkülün de içini boşaltmışız bekliyoruz! Hiç ders almıyoruz Allah’ın Resulü ve kahraman arkadaşlarının onlara ayak bağı olmaya çalışanlarla nasıl mücadele ettiklerinden! Onlara yaşama fırsatı vermek istemeyenlere karşı Allah’ın Resulü (as) de mescitte, sohbetle, cemaati toplayıp zikirle, duayla ya da sure okuyalım deyip düşmanın yenilmesini bekleyebillirdi. Öyle yapmadılar önce kendilerine düşeni yapıp zorluklara göğüs gerdiler; gerektiğinde aç kaldılar, susuz, kaldılar, hatta az kalsın namazı bile kaçıracaklardı; ancak yine de önlem almaktan geri durmadılar! Bizim gibi keyfîlerine ayak uydurup yan gelip yatmadılar ve “Bir lokma, bir hırka!” felsefesiyle yaşamadılar!
Müslümanlar olarak aklımızı çalıştırıp yattığımız yerden kafamızı kaldırıp etrafımıza bakmalı ve deyim yerindeyse “göz açık” olmalıyız ki bizi sevmeyenlerin, bize engel olmaya ve bize hayat hakkı tanımayanların ayakları altında ezilmeyelim. Üstat M. Akif’in
uyarısıyla yazımızı bitirelim:
“Herkes koşuyorken yol üstünde yatılmaz!
Gelip geçenlerin ayakları altında ezilirsin!”