0
Sayın Cumhurbaşkanı, insanımızı "hesabî" değil, "hasbî" olmaya çağırıyor…
"Sosyal ve kültürel iktidar noktasında sıkıntılar var!" diyor…
"Eğitim ve kültür alanlarında" arzu edilen noktaya gelinemediğini vurguluyor.
Kongre'deki akıl almaz dağınıklığı, şuursuzluğu gördüğünde…
Rahmetli Ziya Paşa'yı anıyor:
"Eyvah bu bazîçede bizler yine yandık;
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık!"
Bir vakitler, böyle şeyler pek söylenmezdi.
Bir vakitler, hep birlikte mücadele edilirdi…
İnsanımız bir vücudun uzuvları gibiydi.
Bir uzvun acısını bütün vücut hissederdi.
"Bir şeylerin değişmesi" için hemen herkes üzerine düşeni yapmaya çalışırdı…
Şimdi ise…
"Cam Filmi"nden "TEOG"una kadar…
"Akademisyen"inden "Marş Bestesi"ne kadar…
İrili ufaklı ne kadar iş varsa…
Ne kadar mesele varsa, neredeyse hepsi "bir kişi"nin omuzlarında…
Allah kolaylık versin.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın nice konuşmasında "geçmişe özlem"den derin izler var.
Doğrusu ben de çok özledim o eski günleri!..

Niceleri aklımda;
O yıllarda, bütün "ekran tartışmaları"ndan "galip" çıkardık!..
Üzerimizde bin türlü baskı, tehdit olduğu halde…
Doğruları eğmeden, bükmeden, kıvırmadan ve tabii "edep dairesinde" dile getirirdik!..
"Şer odaklarından" çekinmezdik asla, dostlarımız da hep yanımızdaydı…
Bizi "yalnız" bırakmazlardı...
Dünyevî beklentileri yoktu bizden, olamazdı zaten!..
Şimdi…
Ekranlara bakın da anlayın umumî manzarayı…
"Belli kanallarda" yer bulan tartışma programlarının "Yerli ve Milli" tarafına yerleştirilen zatlardan bazılarının iftiralar karşısında nasıl da sindiklerini…
"Yanlış anlaşılma" ya da "bir daha çağrılmama" korkusuyla, lafı nasıl da eveleyip gevelediklerini…
Her programda nasıl da "kum torbalarına" döndürüldüklerini görmemek ne mümkün!..
Sadece oralarda değil, her yerde…
Bugün gerçekleri net bir şekilde ortaya koymaktan çekinenler, yarın, öbür gün iktidara "başkaları" gelecek olsa…
Neler neler yapmazlar!..
Bugün…
"Zeytin Dalı Harekatı" sürerken…
Terör destekçisi iftiracılara hak ettikleri cevapları vermek yerine "hesabî" davrananlar…
İşler değiştiğinde nerelerde yer aramazlar!..
Kimlerle nasıl işbirliği yapmaz…
Kimleri, nasıl satmazlar!..
Bir vakitler maziye bak;
Lafları nasıl da gediklerine oturturduk…
Sözümüz fasih idi ve mukteza-yı hale münasip idi…
Sağlam dururduk, dik dururduk, çünkü biz "diğerlerine" benzemezdik!..
Biz…
Kime yönelirse yönelsin ve kimden gelirse gelsin bütün haksızlıklara karşı çıkar…
"Dostlarımızı" Allah rızası için uyarmaktan da çekinmezdik…
O günlerde, Sayın Cumhurbaşkanı'nın da şikayetçi olduğu "troller" yoktu…
Civarda "sıkıntılı tipler" vardı elbet ama pek tutunamazlardı…
Sözlerine itibar edilmezdi pek!..
TRT'de yayınlanmak üzere hazırlanan (Ve ilk bölümü dün akşam izleyiciyle buluşan)
GURBET KUŞLARI adlı "eser"in Külliye'de gerçekleştirilen Galası'nda…
"Neredeydik, Nerelere Geldik!" meselesi üzerine tefekkür ettik…
Sayın Cumhurbaşkanı, başörtüsü zulmünün bütün şiddetiyle yaşandığı o yılları…
Eğitim için yurt dışına göndermek mecburiyetinde kaldığı evlatlarının hasretiyle kavrulduğu o acı yılları anlatırken gözyaşlarına hakim olamaz noktaya geldi.
O muhteşem hanımefendiler; 28 Şubat sürecinde kendilerine yaşatılanları dile getirirken…
Bir noktanın altını çizdiler hep…
Dediler ki;
"Eğitim hayatımız bitecekmiş, hayatımız bitecekmiş…
Hayır!..
Bir an bile başımızı açmayı düşünmedik.
Böyle bir şey olmadı, hiç olmadı…
Taviz vermeyi bir an bile düşünmedik!"
Tıp Fakültesi'nin 5'nci sınıfındayken, hatta son sınıfındayken "baş açmayı" kabul etmediği için "okuldan atılan" bir hanımefendiyi düşünün…
Ne olacaktı ki, "bir süreliğine" açıverseydi?..
"Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demenin" ne sakıncası vardı ki?..
-Bak evladım; bunca yıl kafa patlatmış, dirsek çürütmüşsün…
-Annen, baban boğazlarından kesip, borç edip seni okutmaya çalışmış…
-Ümmetine, devletine faydalı olabilmen için okulunu bitirmen lazım.
-Hem zaten "taşıyamayacağın yük de yüklenmez" ki sana!..
-Aç başını evladım okula girmeden, aç ve güzel güzel bitir okulunu…
-Allah affeder, görmüyor musun millet ne hallerde?..
-Al diplomanı sen cebine… Gün ola harman ola!..
Telkin, telkin, telkin…
Yok…
Bu yiğit hanımefendiler, davalarından zerre taviz vermeden…
Eğilip bükülmeden…
Doğru bildikleri yolda ilerlediler…
Zulmü Allah'ın izniyle alaşağı ettiler!..
Bugün…
Çoğu köşesine çekilmiş…
Olan biteni izliyor!..
-28 Şubat'ın bugün de dimdik ayakta olan o meşhur "beşli çete"sini…
-28 Şubat'ın bugün de dalga geçercesine "yönlendiren" o meşhur "bir kısım medya"sını izliyor!..
Kimlerin ne küçük hesaplar için ne büyük tavizler verdiğini…
"Kardeşlik Hukuku"nu nasıl ezdiğini…
Bir vakitler birbirlerine dört elle sarılan vatan evlatlarının bugün nasıl ve nerelere savrulduklarını…
Bir vakitler, o büyük "tehditler" karşısında "dua"dan ve "dayanışma"dan güç alan insanımızda…
"Güç" anlayışının nasıl kaydığını…
"Dava adamları" üzerinde ne oyunlar oynandığını…
Daha nicelerini nicelerini gören…
Bunları "Eskilerden kim kaldı?" diyerek bizlerle paylaşan o kadar çok "28 Şubat mağduru" var ki…
Efendim…
AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakçı Hanımefendi'nin öncülüğünde güzel bir çalışma:
"Gurbet Kuşları"
"Cemaatrix-FETÖ'nün Şifreleri" adlı kitabın yazarı, Mütefekkir Servet Aydemir'in hazırladığı belgeselde, zulmü alaşağı eden Mesture Hanımefendilerin yanı sıra,
"28 Şubat'ta yaşananlara an be an şahitlik etmiş bir gazeteci" olarak bizim de değerlendirmelerimiz yer alıyor…
Uzun söyleşilerden pasajlar var…
Demişiz ki mesela:
"28 Şubat sürecindeki o samimiyeti bir türlü yakalayamadık!"
Yüce Allah…
Hepimizi…
"Kişiliğinden" asla taviz vermeyen… "Kınayıcıların kınamasından korkmayan" …
Riyakarlık, istismarcılık, çıkarcılık ve yalakalıktan uzak duran…
O tertemiz hanımefendilerin şuuruna erdirsin!..