İnsan, hayatı boyunca yüzlerce seçim yapıyor. Ne okuyacağını, nerede yaşayacağını, ne kazanacağını, kimlerle dost olacağını, neye sahip olacağını düşünüyor. Fakat bütün bu seçimlerin üzerinde duran, çoğu zaman farkına bile varmadığımız daha büyük bir tercih var:

Allah’ı hatırlayanlardan mı olacağız, yoksa Allah’ı unutanlardan mı?

Kur’an, insanın önüne iki farklı yol koyuyor:

“Beni anın ki Ben de sizi anayım.” (Bakara, 152)

Ve diğer tarafta:

“Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu.” (Tevbe, 67)

İşte hayatın bütün karmaşası, aslında bu iki cümlede düğümleniyor.

Birinci yol, zikrin ve şükrün yoludur. İnsan Rabbini hatırlar; nimet karşısında şükreder, darlıkta O’na sığınır, güce ulaştığında haddini bilir. Dünyanın geçici olduğunu, insanın başıboş bırakılmadığını ve her adımın bir hesabı olduğunu unutmaz.

Allah’ı anmak yalnızca dilin söylediği sözlerden ibaret değildir. Allah’ı hatırlamak; hayatı O’nun rızasına göre yaşamaktır. Kazancına haram bulaştırmamak, kul hakkından sakınmak, adaletten ayrılmamak, mazlumun yanında durmak, emanete ihanet etmemek ve güç eline geçtiğinde zulmetmemektir.

Çünkü insanın gerçek zikri, ahlakında görünür.

İkinci yol ise unutuşun yoludur.

İnsan önce Rabbini unutur. Ardından kendisini, yaratılış gayesini, ölümü, hesabı ve sorumluluğu unutur. Dünya büyür, ahiret küçülür. Makam önem kazanır, insanlık değersizleşir. Para çoğalır, huzur azalır. Kalabalıklar artar, insan kendi içinde yalnızlaşır.

Kur’an’ın “Allah’ı unuttular” diye tarif ettiği bu hâl, aslında insanın kendi hakikatinden kopuşudur.

Bugün modern insanın en büyük problemi belki de fakirlik değil, unutkanlıktır.

Nereden geldiğini unutuyor. Nereye gideceğini unutuyor. Kendisine verilen ömrün emanet olduğunu unutuyor. Bir gün bütün sahip olduklarını geride bırakıp yalnızca amelleriyle kalacağını unutuyor.

Oysa ölüm, bütün hesapları yeniden önümüze koyacak.

İşte bu yüzden mesele, sadece nasıl yaşadığımız değildir. Neyi hatırlayarak yaşadığımızdır.

Allah’ı hatırlayan insan, dünyayı elinde tutar ama kalbine koymaz. Makamı olabilir ama makam onu büyütmez. Parası olabilir ama para onu satın alamaz. Gücü olabilir ama gücü zulme dönüşmez.

Çünkü bilir ki kendisini gören yalnız insanlar değildir.

Ve bilir ki bir gün, bütün insanların unuttuğu şeyleri Allah’ın unutmadığı bir gün gelecektir.

Öyleyse önümüzde iki yol var:

Hatırlayanlar ve unutulanlar.

Birinci yolun sonunda Allah’ın rahmeti ve rızası vardır. İkinci yolun sonunda ise insanın kendi elleriyle ördüğü bir yalnızlık ve hüsran vardır.

Tercih bizim.

Her sabah uyandığımızda, her kazanç elde ettiğimizde, her karar verdiğimizde, her haksızlık karşısında sustuğumuzda veya itiraz ettiğimizde aslında bu iki yoldan birinde ilerliyoruz.

Belki de hayatın en önemli sorusu şudur:

Allah beni hatırlayanlardan mı bulacak, yoksa Allah’ı unutanlardan mı?

Cevabını sözlerimiz değil, hayatımız verecek.