Bir insanın ağzından çıkan bazı sözler vardır ki sıradan bir cümle değildir. Yemin de bunlardan biridir.

Çünkü yemin, sadece sözü güçlendirmek değildir. Yemin; adına yemin edilen varlığı şahit tutmak, onu tazim etmek ve sözün doğruluğuna onun adına vurgu yapmaktır. İşte tam da bu nedenle İslam, Müslümanın diline ve inancına büyük bir hassasiyet getirmiştir.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’tan başkası adına yemin ederse küfre veya şirke düşmüş olur.”

Bu hadis, tevhidin yalnızca kalpte taşınan bir inanç olmadığını; insanın diline, davranışlarına ve günlük hayatına da yansıması gerektiğini gösterir.

Bugün toplumumuzda “anamın başı için”, “babamın üzerine”, “çocuğumun üzerine”, “ekmek hakkı için”, “Kâbe hakkı için”, “şerefim üzerine” gibi ifadeler çoğu zaman düşünmeden kullanılabiliyor.

Oysa Müslümanın dili de tevhidin bir parçasıdır.

Allah’ın yarattığı hiçbir varlık, Allah’ın adına yemin edilecek makamda değildir. Anne değerlidir, baba değerlidir, evlat değerlidir, peygamberler Allah’ın seçkin kullarıdır, Kâbe mukaddestir. Fakat bütün bunların üzerinde mutlak yücelik ve kudret yalnızca Allah’a aittir.

Kur’an bize açıkça şöyle bildirir: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yusuf, 40)

Tevhid tam olarak budur: Yüceltmede Allah’ı birlemek, kullukta Allah’ı birlemek, mutlak otoritede Allah’ı birlemek.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Âlimlerin açıklamalarına göre Allah’tan başkası adına yemin etmek, kişinin o varlığa ilahlık isnat ettiği anlamına gelmediği sürece kişiyi doğrudan İslam’dan çıkaran büyük şirk olarak değerlendirilmez. Ancak bu, yapılan işin önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Bu tür yeminler haramdır ve tevhid hassasiyetini zedeleyen, küçük şirk kapsamında değerlendirilen ağır bir yanlış olabilir.

Asıl tehlike ise insanın yemin ettiği varlığa Allah’a mahsus bir yücelik veya ilahî nitelik vermesidir. Böyle bir inanç, meselenin boyutunu tamamen değiştirir.

Peki, ne yapmalıyız?

Cevap çok açık: Yemin edeceksek yalnızca Allah’ın adıyla yemin etmeliyiz.

Hatta en güzeli, doğru söylemek için sürekli yemin etmeye ihtiyaç duymayan bir Müslüman olmaktır.

Çünkü doğruluğun delili sürekli “vallahi” demek değil, güvenilir bir insan olmaktır.

Resûlullah (s.a.v.), Allah’tan başkası adına yemin eden kimseye tevhidi hatırlatmış ve böyle bir yemin eden kişinin “Lâ ilâhe illallah” demesini emretmiştir.

Öyleyse gelin dilimizi yeniden eğitelim.

Annemiz üzerine değil, Allah’ın adıyla yemin edelim.

Evladımız üzerine değil, Allah’ın adıyla yemin edelim.

Şerefimiz, namusumuz, ekmeğimiz, vatanımız veya herhangi bir yaratılmış adına değil; yalnızca Allah’ın adıyla yemin edelim.

Çünkü Müslümanın hayatındaki en büyük söz şudur:

Lâ ilâhe illallah.

Bunun anlamı sadece “Allah’tan başka ilah yoktur” demek değildir.

Aynı zamanda şudur:

Mutlak yücelik O’nundur.

Mutlak kudret O’nundur.

Mutlak hüküm O’nundur.

Mutlak kulluk yalnız O’nadır.

Dilimiz tevhidi söylesin, kalbimiz tevhidi taşısın, hayatımız tevhidi yaşatsın.

Çünkü tevhid yalnızca söylenecek bir kelime değil, hayatın bütününe hâkim olması gereken bir inançtır.