İnsan bazen en büyük yalnızlığını kalabalıkların arasında yaşar.

Etrafında yüzlerce insan olabilir. Milyonlarca kişi seni tanıyabilir, söylediklerin takip edilebilir, yaptıkların günlerce konuşulabilir. Gittiğin her yerde insanlar seninle fotoğraf çektirmek, elini sıkmak, yanında görünmek isteyebilir.

Fakat bütün bu kalabalığın ortasında insanın kendisine sorması gereken bir soru vardır:

“Beni gerçekten seven kaç kişi var?”

Şöhretin en büyük yanılgılarından biri, insanı ilgi ile sevgiyi birbirine karıştırmaya sürüklemesidir. Oysa seni tanıyan herkes seni tanımış değildir. Hayranlık, dostluk değildir. Bir insanın başarısından etkilenmek, onun derdini paylaşmak anlamına gelmez.

Bugün seni alkışlayanlar yarın seni eleştirebilir. Çünkü gündem değişir, insanlar değişir, hayat değişir. Bir dönem herkesin konuştuğu isim, zamanla sessizliğin içinde kalabilir.

Özellikle sanatçılar, sporcular, siyasetçiler ve toplumun önünde yaşayan insanlar bu gerçeği daha sert yaşayabilir.

Zirvedeyken hayat hareketlidir. Davetler, telefonlar, teklifler ve tanışıklıklar birbirini izler. Fakat zaman geçtikçe insan, etrafındaki ilişkilerin hangisinin samimiyete, hangisinin şartlara bağlı olduğunu görmeye başlar.

Asıl sınav da burada başlar.

Çünkü insanın gerçek dostu, onun sahip olduklarıyla değil, kendisiyle bağ kurandır.

Makamını kaybettiğinde arayan, başarısız olduğunda sırt çevirmeyen, hata yaptığında susmak yerine doğruyu söyleyen kişi dosttur.

Bundan daha yüce olan ise Allah için kurulan dostluktur.

Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:

“O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirlerine düşman olurlar.”

(Zuhruf Suresi, 43/67)

Dünyada çok güçlü görünen bazı bağların ahirette neden kopacağını bu ayet açıkça ortaya koyuyor. Menfaat üzerine kurulan ilişkiler, menfaat ortadan kalktığında anlamını yitirir. Allah rızası için kurulan kardeşlik ise dünyalık hesapların ötesindedir.

Kur’an-ı Kerim’de:

“Müminler ancak kardeştirler.”

(Hucurât Suresi, 49/10)

buyrulur.

Peygamber Efendimiz (sav) de Allah için birbirini sevenleri müjdeler:

“Allah için birbirini seven, Allah için bir araya gelen ve Allah için ayrılan iki kişiyi Allah kıyamet gününde gölgelendirir.”

(Buhârî, Ezân, 36; Müslim, Zekât, 91)

Demek ki gerçek dostluk, yalnızca iyi günleri paylaşmak değildir.

Bazen herkes susarken doğruyu söylemektir.

Bazen insanın hoşuna gitmeyecek bir uyarıyı, onun iyiliği için yapabilmektir.

Bazen de kimsenin görmediği bir anda kardeşinin yükünü hafifletmektir.

Allah için seven insan, dostunun sadece bugününü değil, yarınını da düşünür. Onu dünyada kaybetmemek kadar ahirette de iyiliğe ulaşmasını önemser.

İşte şöhretin sunduğu kalabalık ile gerçek dostluğun arasındaki fark burada ortaya çıkar.

Şöhret insana görünürlük kazandırır; dostluk ise yalnızlığını giderir.

Şöhret sana insanların ilgisini verebilir; samimiyet ise onların gönlünde yer açar.

Bir gün kameralar kapanır.

Makamlar değişir.

Servet başkalarının eline geçer.

İnsanların ilgisi başka isimlere yönelir.

Fakat insanın hayat boyunca yaptığı iyilikler, güzel ahlakı ve Allah rızası için kurduğu kardeşlikler onun gerçek mirası olur.

Bu nedenle mesele, kaç kişinin bizi tanıdığı değil; kimlerin bizi Allah için sevdiğidir.

Belki de insanın hayatındaki en büyük zenginlik, kalabalık bir çevreye sahip olmak değil, zor zamanında kapısını çalabileceği birkaç samimi dosta sahip olmaktır.

Çünkü insanın değeri alkışların yüksekliğiyle ölçülmez.

Asıl değer, alkışlar sustuğunda ortaya çıkar.

Şöhret insanı herkesin gözü önüne çıkarabilir; fakat o ışıklar söndüğünde insanın yanında kimlerin kaldığını yalnızca hayat gösterir.

Ve sonunda insan şunu anlar:

Dünya seni tanıyabilir, insanlar seni alkışlayabilir; fakat kalıcı olan, Allah için kurduğun dostluk ve O’nun katında nasıl bir insan olduğundur.

İşte şöhretin ardındaki yalnızlığa karşı insanın en büyük sığınağı budur:

Samimiyet, iman ve Allah için kurulmuş gerçek dostluklar.