Kur'ân-ı Kerîm'de insanın bütün hayatını özetleyen ayetler vardır. Öyle ayetler ki yalnızca birkaç kelimeden oluşur; fakat bir ömre yetecek kadar derin anlamlar taşır. İşte Hûd Sûresi'nin 112. ayeti bunlardan biridir. "Öyleyse emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Seninle birlikte tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Aşırılığa sapmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir." (Hûd, 11/112) Bir Ayetten Rahatsız Olanlar, Aslında Neden Rahatsız Oluyor?
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!"
· Bu ayet, sadece bir tavsiye değildir.
· Bu ayet, bir hayat nizamıdır.
· Bu ayet, müminin şahsiyetini inşa eden ilahî bir emirdir.
· Bu ayet, iman ile ahlâkın, söz ile davranışın, hukuk ile vicdanın birleştiği noktadır.
· Öyle ağır bir emirdir ki Resûlullah (sav) bu ayet sebebiyle: "Beni Hûd Sûresi ihtiyarlattı." (Tirmizî, Tefsîr, 56) buyurmuştur.
Sahâbenin büyük müfessiri Abdullah b. Abbas (radıyallahu anh) ise şöyle der: "Kur'ân'da Resûlullah'a bu ayetten daha ağır gelen bir hitap nazil olmamıştır." Peki... Allah Resûlü'nü ihtiyarlatacak kadar ağır olan bu emir neydi?
· Çünkü istikamet kolay değildir.
· Doğru olmak kolay değildir.
· Her şartta hakikatin yanında durabilmek kolay değildir.
· İnsanların alkışladığı yerde değil, Allah'ın razı olduğu yerde durabilmek kolay değildir.
· En yakınlarının aleyhine de olsa adil davranıp dosdoğru olmak kolay değildir.
Üstelik bu emir yalnızca Peygamber Efendimize değil, onun ümmetine de yöneltilmiştir: "...Seninle beraber tevbe edenler de dosdoğru olsunlar..." Resûlullah'ı asıl düşündüren de buydu. Çünkü ümmetinin bu ağır emaneti hakkıyla taşıyıp taşıyamayacağı endişesini taşıyordu. Nitekim düşündüğü gibi de oldu. İşte o ayeti kapatmaya çalışanlara sorulsa, hemen hepsi de “elhamdülillah Müslümanım” diyeceklerdir. O zaman; “Bu nüce Müslümanlıktır” diye sormazlar mı?
Dosdoğruluk, Müslümanın Kimliğidir
· İstikamet; yalnızca doğru konuşmak değildir.
· İstikamet; İnançta doğruluktur.
· İbadette doğruluktur.
· Ticarette doğruluktur.
· Mahkemede doğruluktur.
· Şahitlikte doğruluktur.
· Yazıda doğruluktur.
· Yöneticilikte doğruluktur.
· Akademide doğruluktur.
· Ailede doğruluktur.
Kısacası istikamet; sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vd. hayatın tamamını Allah'ın rızasına göre yaşayabilmektir. Kur'ân başka bir ayette şöyle buyurur: "Şüphesiz 'Rabbimiz Allah'tır.' deyip sonra dosdoğru olanlara melekler iner..." (Fussilet, 41/30) Demek ki Allah katında değerli olan yalnızca iman etmek değil; iman üzere dosdoğru kalabilmektir.
Bir Üniversitede Ve Hem De Hukuk Fakültesinde Bir Ayetten Rahatsız Olunması...
Yakın zamanda Yeditepe Üniversitesi, Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde yaşanan hadise, toplumun vicdanında derin bir üzüntü meydana getirdi. Törende üzerinde yalnızca şu ayetin yer aldığı bir pankart vardı: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol."
· Ne bir siyasi slogan...
· Ne bir ideolojik çağrı...
· Ne bir hakaret...
· Ne de bir ayrıştırıcı ifade...
· Sadece Kur'ân'ın bir emri...
Ancak buna rağmen bazı öğrenciler pankartın kaldırılmasını istedi. Talep kabul edilmeyince de pankartın önüne geçerek ayetin görünmesini engellemeye çalıştılar. Aslında burada sorulması gereken soru şudur: Bir insanı, "dosdoğru ol" çağrısından rahatsız eden şey nedir?
Hâlbuki doğruluk; bütün hukuk sistemlerinin, bütün ahlâk anlayışlarının ve bütün insanî değerlerin ortak paydasıdır. Doğruluk, yalnızca Müslümanların değil; vicdan sahibi her insanın savunması gereken evrensel bir ilkedir.
Hukukun Temeli Doğruluk Değil midir?
· Üstelik bu hadisenin bir hukuk fakültesinde yaşanmış olması düşündürücüdür.
· Hukuk fakülteleri, adaletin kapısını aralayan ilim yuvalarıdır.
· Hatta adaletin temelini atan ve binasını yükselten mercilerdir.
· Adalet ise doğruluk üzerine bina edilir.
· Doğruluğun olmadığı yerde hukuk güçlünün silahına dönüşür.
· Doğruluğun olmadığı yerde mahkemeler güven kaybeder.
· Doğruluğun olmadığı yerde hâkim de, savcı da, avukat da toplumun vicdanını temsil edemez.
· Bir hukukçunun en büyük sermayesi bilgisi değil, doğruluğu ve dürüstlüğüdür.
· Çünkü bilgi, ahlâkla, doğrulukla birleşmediğinde zulme de hizmet edebilir.
· Kur'ân'ın "dosdoğru ol" emri, işte tam da bu yüzden hukukçular için sıradan bir cümle değil; meslek hayatlarının temel ilkelerinden biri olmalıdır.
Asıl Engellenmek İstenen Nedir?
· Gerçekte bir pankart mı engellenmiştir?
· Hayır...
· Engellenmek istenen, insanı hakka çağıran bir ilkedir.
· Çünkü doğruluk, yalancının huzurunu bozar.
· Adalet, zalimi rahatsız eder.
· Emanet, haini rahatsız eder.
· İffet, ahlâksızı rahatsız eder.
· Hakikat ise bâtılı rahatsız eder.
· Ama kâfirler, zalimler, hainler, ahlaksızlar istemese de; Kur'ân'ın çağrısı budur.
· Bu yüzden tarih boyunca peygamberlere karşı çıkanlar da önce onların söyledikleri hakikatten rahatsız olmuşlardır.
İstikamet, Sadece Camide Değil Hayatın Her Alanındadır
· Bugün Müslümanların en büyük ihtiyacı daha fazla slogan değil, daha fazla istikamettir.
· Daha fazla tartışma değil, daha fazla doğruluktur.
· Daha fazla gösteriş değil, daha fazla samimiyettir.
· Bir tüccarın terazisinde...
· Bir hâkimin kararında...
· Bir öğretmenin dersinde...
· Bir gazetecinin haberinde...
· Bir siyasetçinin sözünde...
· Bir akademisyenin ilminde...
· Bir gencin karakterinde...
· İşte gerçek istikamet budur.
Son Söz
· Belki de bugün yeniden Hûd Sûresi'nin bu ayeti üzerinde uzun uzun düşünmeye ihtiyacımız var.
· Çünkü insanı ayakta tutan serveti değildir.
· Makamı değildir.
· Şöhreti değildir.
· İnsanı ayakta tutan, dosdoğru yaşayabilmesidir.
· Bir gün herkes makamını bırakacak...
· Diplomalar duvarlarda kalacak...
· Unvanlar silinecek...
· Alkışlar bitecek...
· Fakat Allah'ın huzurunda geriye tek bir soru kalacaktır: "Emrolunduğun gibi dosdoğru oldun mu?"
İşte bu soru, sadece bir üniversite kampüsünde bulunan birkaç gence değil; kendisini Müslüman olarak tanımlayan hepimize yöneltilmiş ilahî bir çağrıdır. Allah Teâlâ bizleri doğruluktan ayırmasın, hak karşısında eğilmeyen, menfaat uğruna istikametten sapmayan ve Kur'ân'ın emrine ömrünün sonuna kadar sadık kalan kullarından eylesin. Âmin.