Cumhuriyet’in yukarıda tam metnini verdiğimiz başmakâlesi üzerine, Tan, ertesi günki nüshasında, âdetâ bir infiâl hâlinde, Cumhuriyet’e karşı bir seferberlik başlattı: 19 Ekim 1937 târihli nüshasında, üç yazı bu mevzûu işliyordu. Bunlar, karşılıklı olarak, sonraki birbirinden haşîn yazıların başlangıcı oldular.

Ahmet Emin Yalman’ın başmakâlesi “Çok Lüzumlu Bir Hassasiyet” başlığını taşıyor. Hemen başlığın altında ağır bir ithâm var: “Soruyoruz: Bir Türk gazetesinin Alman Propaganda Nazırına avukatlık etmesi caiz mi, değil mi?” Yânî Cumhuriyet de Faşizm propagandasına âleti oluyor… Makâle, bu ithâmı îzâh ediyor:

“(Ankarada bulunan Başmuharririmizden telefonla)

“Bugün tayyare ile buraya gelen ‘Cumhuriyet’ gazetesinde: (Bir nutuk üzerinde koparılan lüzumsuz gürültüler) serlevhalı bir yazı var. Yazıyı nikaplı biri yazmış (**) diye imza atıyor.

“Yazıda da birçok nikaplı cümlelere tesadüf ediliyor. Fakat buna rağmen asıl gaye, çok şeffaf bir surette ortada duruyor. Bu gaye, Alman Propaganda Nazırı B. Goebbels’in avukatlığını etmektir. […]

“Nuremberg kongresi hakkında telgraf havadisi olarak neşredilen haberler arasında bu nutkun tafsilâtı yoktu. Tafsilâtı okur okumaz Goebbels’in cümlesi karşısında teessür duyduk ve bu teessürü, çok tabiî bir hassasiyetle ortaya koyduk.

“ ‘Cumhuriyet’ gazetesi, Alman propaganda nazırının sözlerini tevil için birçok diller döktükten sonra diyor ki:

‘Türkiyede faşizm propagandası yapıldığı şahsan bizim nazarı dikkatimize çarpmamıştır.’

“Arkadaşımızın görüş ufkunun çok dar olduğuna hükmedeceğiz. Çünkü bu propaganda tâ kendi sütunlarından bazılarına kadar sokulmak imkânını bulabilmiştir.

“Nuremberg kongresi sıralarında bu neşriyat çok sıklaştı. Bir gün bir Alman bayrağı resminin ‘Nuremberg kongresi binası önünde dalgalanan bayraklardan biri’ diyerek ‘Cumhuriyet’in ilk sayfasında çıktığını gördük, diğer sayılarda da propaganda kokulu yazı ve resimler sık sık görülmeğe başladı. Bunun üzerine biz de, ‘Ulus’ arkadaşımız da ‘Cumhuriyet’ gazetesini arkadaşça bir lisanla ikaz ettik. ‘Cumhuriyet’ bize sudan bir cevap verdi, fakat propaganda yazılarının arkası bir müddet için kesildi.

“Şimdi birdenbire Goebbels’in avukatlığı yolunda (**) imzalı bir yazının, ‘Cumhuriyet’in başmakale sütununu doldurduğunu görüyoruz.

“Arkadaşımıza tekrar tekrar hatırlatmak isteriz ki yürüdüğü yol gazetecilik ölçülerile caiz görülmemesi lâzım gelen bir yoldur. Goebbels ‘Nazi idealleri’ diye tarif ettiği bir davanın Almanyada zaferle neticelendiğini söylüyor ve ayni davanın İtalyada, Japonyada, Avusturyada, Macaristanda, Lehistanda, Brezilyada, Türkiyede ve Portekizde ‘göze görünür’ derecede kökleştiğini anlatıyor.

“Nutuk: ‘Adolf Hitler bize yolu gösteriyor!’ sözlerile bitiyor.

“Goebbels bu sözlerile bizi Kemalizm ile taban tabana zıt bir cephenin malı diye gösteriyor ve bizi, katiyen yol arkadaşı olmadığımız bir takım memleketlerin yol arkadaşı yapıyor. Kemalizm maceradan uzak, barış ve istikrar taraftarı, Milletler Cemiyeti ve müşterek emniyet ideallerine bağlı, demokrat ve inkılâpçı bir rejimdir. Ne Goebbels’in bahsettiği cephe ile, ne de diğer ifrat tarikile alâkası yoktur [“vardır” olmalıydı!]. Kendi yolunu kendi ihtiyaçlarının ve menfaatlerinin icabına göre tayin etmek istiklâl ve hürriyetinde pek çok hassastır. […]

“Almanlarla berrak ve dostça bir münasebet tarzına varmanın yolu, millî uyanıklığımızı ve hassasiyetimizi katî bir şekilde Almanlara anlatmaktır. Buraya varmamanın yolu da ‘Cumhuriyet’ gazetesinin yaptığı gibi, Almanların çirkin hareketlerini örtmek ve onlara avukatlık etmektir.” (Ahmet Emin Yalman, “Çok Lüzumlu Bir Hassasiyet”, Tan, 19.10.1937, ss. 1 ve 9)

Sabiha Sertel de, Cumhuriyet’i, Nazi propagandasına âlet olmakla ithâm ediyor

Sabiha Sertel’in Tan’ın bu nüshasındaki makâlesi, Yalman’ın makâlesiyle aynı tondadır:

“Cumhuriyet Gazetesi Goebbels’in Müdafaa Vekili midir?

“Herr Goebbels Nuremberg kongresinde faşizm cereyanının, propagandasının Türkiyede ilerlediğini açık açık söyledi, bizi faşist memleketler listesine koydu. Türkiyede rejimin Kemalizm ve demokrasi olduğunu bildiğimiz için böyle bir propagandanın Türkiyede yürümesine karşı hassasiyet gösterdik. ‘Cumhuriyet’ gazetesi, nedense, büyük bir telâşa düşüyor ve Türkiyede böyle birşeyin mevcudiyetini, bir örtbas et siyaseti güderek, inkâr ediyor. İki yıldızlı muharrir, Goebbels gibi salâhiyetli bir adamın, resmî bir kongrede var dediğine karşı neden hassasiyet göstermiyor da, bizim, aman uyanalım, dememize karşı ateş püskürüyor? Bize hücum ederek Goebbels’in müdafaasını yapıyor…

“Bu meselenin örtbas edilmiye tahammülü yoktur. Kemalizm kuvvetlidir, faşizmden korkusu yoktur, demek faşizm cereyanlarına kapıları açık bırakmaktır ki, Herr Goebbels’in de istediği budur. Yoksa Cumhuriyet gazetesinin de dileği bu mudur? Amerikada, İngilterede, Fransada, dünyanın her yerinde demokrasiler kuvvetli oldukları halde neden müşterek cepheler yaparak anti-faşist mücadeleye giriştiler? Çünkü faşizm tecavüze geçmiştir. Dünyanın her tarafında harpler çıkaran, istilâ ordularile beraber yürüyen bir cereyana karşı kapılarımızı açık mı bırakalım?

“Türkiyede faşizm propagandası Goebbels’in dediği gibi vardır. Ve o gazetenin sütunlarında da yer bulmuştur. Roosevelt’in nutkuna karşı çıkan yazı nedir? Bal gibi Japon propagandası. Daha nice niceleri de vardır. Almanyada okumakla talebemizin seciyesi bozulmaz, Türkiye faşizm propagandasından korkmaz, demek öyle korkunç bir mugalatadır ki, bu mugalata gözlerimizi kör edebilir, ve düşmanı görmemize mâni olur. Demokrasinin hakikî müdafileri ise tehlikeleri görmeli ve göstermelidirler. Biz bunu yaptık.

Sabiha Sertel, kendi Komünist neşriyâtının propaganda değil, ilmî faâliyet olduğu iddiâsında!

“İki yıldızlı muharrir, bizim faşizm tehlikesi karşısındaki ikazımızdan telâşa düşerek, bu memlekette her fikrin propagandasına demokrasinin müsaade ettiğini, hattâ benim tarihî materyalizm hakkında broşürler neşrettiğimi söylüyor. 200-400 sayfalık kitaplara evvelâ broşür denmez. İlmî, nazarî kitapların propaganda ile hiçbir alâkası yoktur. Fikrî cereyanların mahiyetini izah eden kitapların tercümesine, neşrine elbette ki demokrasi müsaade eder. Faşizmin de nazarî olarak mahiyeti izah edilebilir. Fakat propagandaya geçmek, bu memleketin millî istiklâlini parçalamak istiyen herhangi bir propagandaya âlet olmak tehlikelidir ki, bunu ilmî kitaplarda değil, günlük hâdiseler önünde tarafgirâne yapılan neşriyatta aramak lâzım.

Münâfık Zümrenin dîğer iddiâsı: “Türkiye’de Demokrasinin hâkim olduğuna kânî” imişler!

“Herr Goebbels dünya muvacehesinde söylediği nutukla bizi faşist memleketler listesine soktu. Bu listeye girmekten Cumhuriyet gazetesi bir iftihar mı duyuyor ki, buna karşı lâkayt kalmamızı istiyor. Biz, Türkiyede demokrasinin hâkim olduğuna kaniiz, onu müdafaa için her düşmana karşı cephe alırız. Faşizmin diğer perdeler arkasında, demokrasiler[e], millî istiklâllere düşman olduğunu da biliyoruz. Bunun içindir ki faşizmin bu memlekette yayılmasına karşı müdafaaya geçiyoruz. Cumhuriyet gazetesi neden Goebbels’i müdafaaya geçiyor? Onun müdafaa vekili midir?” (Sabiha Zekeriya, “Cumhuriyet Gazetesi Goebbels’in Müdafaa Vekili midir?”, Tan, 19.10.1937, s. 5)

“Biz telâş ediyoruz, doğru… Fakat siz niçin telâş ediyorsunuz?”

19 Ekim 1937 târihli Tan’ın 5. sayfasında, üç sütûnu kaplıyan imzâsız makâle, bir paragrafında Yunus Nadi’ye iltifât etmekle berâber, dîğerleri gibi o da, Cumhuriyet’i Faşizm propagandasına âlet olmakla ithâm ediyordu. Bizdeki intibâa göre, bu makâle, Zekeriya Sertel’in kaleminden çıkmıştır:

“Nuremberg’te toplanan Nazi kongresinde Alman propaganda nazırının, Nazi davasının Türkiyede de ilerlemekte olduğu hakkındaki nutku üzerine vaki neşriyatımız ‘Cumhuriyet’ gazetesini telâşa düşürmüş. Dün, âdeta Goebbels’in vekâletini yapar gibi bir eda takınarak, Almanyanın yalnız komünizme karşı bayrak açtığını, bizim için korkacak bir şey olmadığını söylüyor… […]

“Yunus Nadi gibi görüşü keskin, dünya hâdiselerine vukufu geniş, mantığı kuvvetli, memleket meselelerinde fevkalâde hassas ve titiz bir üstadın elindeki gazetenin bu kadar saf, bu kadar basit bir düşünce ile işi kapatmak istemesi, bizi tatmin etmedi.

“Biz telâş ediyoruz. Çünkü propagandanın ne kuvvetli bir silâh olduğunu iyi biliriz. Cihan Harbinde muhariplerin kullandıkları en müessir silâhlardan biri de propaganda idi. Bu silâhla ittifakları parçaladılar, müttefikler kazandılar, düşman cephelerinin arkalarında panikler vücude getirdiler. […]

“Propagandanın ne kadar tehlikeli ve kuvvetli bir silâh olduğunu, bütün hayatını gazetecilikte geçirmiş olan Yunus Nadi bizden daha iyi bilir. Fakat nedense memlekette Nazi propagandasının yapılmasından korkmuyor görünüyor. […]

“Bugün de kendi rejimlerini bütün dünyaya yaymak istiyen mütecaviz milletler faşist devletlerdir. Bunların bu işle meşgul birer propaganda nezareti vardır. Dünyanın her tarafına yayılmış bulunan Alman tebaası bu teşkilâtın tabiî birer âzasıdır. Bu Almanlar bulundukları memleketlerde Nazizmi yaymak ve faaliyetleri hakkında merkeze haber vermek mecburiyetindedirler. […] Bu teşkilât Türkiyede de vardır. Burada da metodik bir şekilde çalışmakta, içimize kadar girmekte, ve propagandasını yapmaktadır. […]

“Biz telâş ediyoruz. Çünkü Nazi propagandasının bazan sinsi sinsi, bazan küstahça ve açıkça matbuatımıza kadar girdiğini, irfan müesseselerimize kadar sokulduğunu görüyoruz.

“Bundan bir müddet evvel, Cumhuriyet sütunlarında istiyerek istemiyerek Alman propagandasının sokulduğuna delâlet edecek yazılar çıktığını işaret etmiş ve Cumhuriyet refikimizi bu kabil propagandalara alet edilmesine karşı uyandırmağa çalışmıştık. Fakat, o vakittenberi Cumhuriyetin bu kabil yazılara sütunlarında yer vermemesi şöyle dursun, bilâkis açıktan açığa Nazi ve faşist propagandası telâkki edilecek yazılar neşrettiğini görerek müteessir olduk. […]