“O gün zalim kimse ellerini ısırarak şöyle diyecek: Keşke peygamberle birlikte aynı yolda olsaydım!” (Furkan, 27)

Kur’an’ın çizdiği bu sahne, bir pişmanlık cümlesinden ibaret değildir; bir ömrün boşa harcanışının ilanıdır. Elleri ısırmak… İnsan kendi kendine öfkelenir mi? Evet, hakikati bile bile erteleyen, duyduğu halde gereğini yapmayan, tanıdığı halde tabi olmayan insan, o gün en büyük öfkeyi kendine duyacaktır. Çünkü artık mazeret üretme imkânı kalmamıştır. Dünya bitmiş, perde kapanmış, amel defteri mühürlenmiştir.

Peygamberi tanımak bir bilgi meselesi değildir; bir bağlılık meselesidir. Bugün birçok insan Resulullah’ın (sav) hayatını anlatabilir. Doğumunu, hicretini, mücadelelerini bilir. Fakat hayatını O’nun getirdiği ölçülere göre düzenlemiyorsa, bu bilgi sahibini kurtarmaz. Kur’an açıkça bildirir: “Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve salihlerle beraberdir.” (Nisa, 69). Beraberlik kuru sevgi beyanıyla değil, itaatle mümkündür.

Resulullah (sav) “Kişi sevdiği ile beraberdir.” buyurur. Bu hadis hem müjdedir hem tehdittir. Eğer gerçekten seviyorsak, onun yolunu tercih ederiz. Eğer başka yolları daha cazip buluyorsak, o zaman sevgimizi yeniden sorgulamak zorundayız. Çünkü sevgi, bedel ister. Sevgi, taraf olmayı gerektirir. Sevgi, kalabalıklara rağmen hakikatin yanında durmayı göze alır.

Tarih boyunca peygamberlerin çağrısı küçümsendi. “Bu da bizim gibi bir insan değil mi?” (Müminun, 24) diyerek mesajı basite indirdiler. “Zamanı değil”, “şartlar uygun değil”, “dünya değişti” diyerek hakikati ertelediler. Oysa hakikat zamana göre değişmez; insan değişir. Allah’ın ölçüleri çağın modasına göre şekillenmez. Bugün de aynı zihniyet farklı cümlelerle karşımıza çıkıyor. Peygamberin adalet anlayışı “idealist”, ahlak ölçüsü “zor”, sünneti “çağın gerisinde” diye nitelendiriliyor. Fakat kıyamet günü aynı insanlar, “Rabbimiz! Bizi geri gönder de salih amel işleyelim.” (Secde, 12) diye yalvaracaklar. Ne var ki geri dönüş olmayacak.

Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, Peygamber’i sembolleştirip örnekliğini hayattan çıkarmaktır. Onu anma programlarında överken, ticarette onun hassasiyetini yok saymak… Ailede onun merhametini unuturken, sosyal hayatta onun adaletini devre dışı bırakmak… Oysa Allah şöyle buyurur: “Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça ve verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65). Bu ayet, imanın ölçüsünü belirler: Peygamberin hükmüne gönül rahatlığıyla teslim olmak.

Resulullah (sav) “Size iki şey bıraktım; onlara sarıldıkça asla sapıtmazsınız: Allah’ın kitabı ve benim sünnetim.” buyurmuştur. Sapmaların arttığı, değerlerin bulanıklaştığı bir çağda bu hadisin ağırlığı daha da hissediliyor. Kitap ve sünnet hayatın merkezinden çekildiğinde, boşluğu ideolojiler, arzular ve popüler kültür doldurur. Sonra da insan kimliğini, huzurunu, yönünü kaybeder.

Furkan suresindeki ayetin devamında o zalim kişinin şu feryadı yer alır: “Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim!” (Furkan, 28). Demek ki mesele sadece peygamberi tanımamak değildir; yanlış dostluklar, yanlış rehberler, yanlış öncelikler edinmektir. Kimi örnek alırsan ona benzersin. Kimin peşinden gidersen onunla haşrolursun. Dünya hayatında alkışladıkların, ahirette seni kurtaramaz.

Kur’an, o günün yalnızlığını şöyle tasvir eder: “O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.” (Abese, 34-36). Herkes kendi hesabının derdine düşer. Hiç kimse kimsenin yükünü taşımaz. O gün makamlar, unvanlar, takipçi sayıları, dünyevi başarılar konuşmaz. Sadece iman ve amel konuşur.

Henüz yaşıyoruz. Henüz nefes alıyoruz. Henüz tercih yapma imkânımız var. “Keşke” dememek için bugün karar vermek zorundayız. Peygamberi tanımak; onun getirdiği davayı ciddiye almakla başlar. Onun ahlakını kuşanmakla derinleşir. Onun ölçülerini hayatın merkezine koymakla tamamlanır.

Yarın ellerimizi ısırmamak için bugün ellerimizi duaya açmalıyız. Yarın pişmanlık yaşamamak için bugün yönümüzü düzeltmeliyiz. Peygamberi hayatın dışına iten bir iman, sahibini kurtarmaz. Onun davasını önemsemeyen bir kalp, kıyamet günü ağır bir yükle karşılaşabilir.

Bugün hâlâ fırsat var. Bugün hâlâ kapı açık. Bugün hâlâ peygamberle aynı yolda yürümek mümkün. Ki yarın, ellerini ısıranlardan değil; yüzü ak, kalbi huzurlu olanlardan olalım.