Bir zamanlar bir malın fiyatı vardı. Gidersiniz, alırsınız. Aynı ürünü sizden önce alanla aranızda üç kat, beş kat fiyat farkı oluşmazdı. Bugün ise uçak bileti satın almak adeta borsada hisse senedi almak gibi bir hâle geldi.
Aynı koltuk.
Aynı uçak.
Aynı sefer.
Aynı hizmet.
Ama bir yolcu 1.500 liraya alırken diğeri 6.000 liraya almak zorunda kalıyor.
Neden?
Çünkü havayolları buna "dinamik fiyatlandırma" diyor.
Peki vatandaş buna ne diyor?
Adaletsizlik.
Bir insanın cenazesi çıkmış olabilir. Acil hastası olabilir. İş görüşmesine yetişmeye çalışıyor olabilir. Son dakika ortaya çıkan zorunlu bir sebeple bilet almak zorunda kalabilir. Tam da böyle zamanlarda sistem devreye giriyor ve talep arttıkça fiyatları katlayarak yükseltiyor.
İşin en ilginç tarafı ise bu uygulamanın artık normal kabul edilmesi.
Kimse sorgulamıyor.
Kimse itiraz etmiyor.
Kimse "Bu nasıl bir ticaret anlayışıdır?" diye sormuyor.
Sanki anayasanın ilk üç maddesi gibi dokunulmaz bir alan oluşturulmuş durumda.
Elektrik tarifelerine müdahale edilir.
Su fiyatlarına düzenleme getirilir.
Temel gıda ürünlerinde tavan fiyat tartışılır.
Ama konu uçak biletleri olunca herkes susuyor.
Neden?
Bir koltuğun maliyeti kalkıştan beş dakika önce artmıyor ki fiyatı artsın. Uçağın yakıtı son bir saatte üç katına çıkmıyor ki bilet üç kat pahalansın. Personel maaşları bir gün içinde değişmiyor. Değişen tek şey, vatandaşın mecburiyeti.
Sistem aslında maliyeti değil, çaresizliği fiyatlandırıyor.
Ne kadar mecbursanız o kadar fazla ödüyorsunuz.
Ne kadar sıkışırsanız o kadar cezalandırılıyorsunuz.
Üstelik buna modern ekonomi denilerek meşruiyet kazandırılıyor.
Serbest piyasa elbette önemlidir. Ancak serbest piyasa ile fırsatçılık arasındaki çizginin de korunması gerekir. İnsanların zorunlu ihtiyaçlarını, aciliyetlerini ve çaresizliklerini gelir kapısına dönüştüren anlayışın sorgulanması gerekir.
Bugün milyonlarca insan uçak bileti ararken aynı soruyu soruyor:
"Benimle aynı koltukta oturacak kişi neden benden dört kat daha az ödedi?"
Bu sorunun makul ve vicdani bir cevabı yoktur.
Belki de asıl soru şudur:
Vatandaşın cebine bu kadar doğrudan dokunan bir sistem karşısında neden herkes sessiz kalıyor?
Gerçekten de bu konu, dokunulamaz anayasa maddeleri kadar mı kutsal görülüyor?
Yoksa alıştığımız her adaletsizliği zamanla normal kabul etmeyi mi öğrendik?