0
-vicdanımın mescidine…
Sükûta mahkûm bir cezalı vasfıyla insanın, ağlamaya hakkı olmadığını düşündüğü zamanları yok mudur? Yani insan, söylemekten, şikayet etmekten, ağlamaktan haya edecek bir halin içerisinde yolculuğunu sürdüremez mi? Sonuca katkısı olan kusur sahibinin ortaya çıkan hüsran tablosu üzerine söz koyamamasından daha doğal ne olabilir? Ya damlası olduğu deniz, hırçın bir canavara dönüşerek yutuyorsa gemileri? Ya gölge oluyorsa yağmuru güneşine, beş vakit? Ateşe mukavemet edemeyen sahte bir gülistanı adımlıyorsa yolları? Ya Firavun'u kendisiyse gönlündeki Musa'nın…
Ey gönlümüzün ilk kıblesi, asırlık alınlarımızdaki secde izi!
Bir daha… Maksadımız ve muhabbetimiz, gafletimizin önündeyken bir daha… Kainatı müjdeleyen ilim güneşine karşı gözlerimizi geceyle kapatmışken bir daha… İçimizdeki kalabalık senin yalnızlığını yutmuşken bir daha… Sen orada kırgın bir gül gibi ağlıyorken, biz burada gülümseyen bir bülbül olabiliyorsak bir daha… Coşkulu şarkıların, çılgın kahkahaların, hoyrat telaşların, avare arzuların, rotasını şaşırmış kelimelerin, tahammülünü kaybetmiş bekleyişlerin ortasında kalakalmışlığımızla bir daha... Hep aynı yara ile sınanan ümmetin evlatları olarak, hep aynı esaretle sınanan mahzunluğuna ağlama hakkımız bile kalmadı bizim… Acısını sinenin, hangi süslü kelimeyi cepheye sürerek hafifletebildik ki!
Sen ki, kaç kere dizlerini yaralayan bir çocuk oldun küfrün ve zilletin yanında; kaç kere vuruldun omuzlarından? Yanı başında akan kan nehrine kaç kere düşürdün kırılmış canını? Kardeşlerin Gazze ve Batı Şeria'nın çığlığıyla kaç kere koptun kendinden? Hz. Ömer'in "Sende olan güvendedir; canlarına ve mallarına dokunulmayacaktır." emannamesini kaç kere özledin?
Tevrat'ın içinden bir ahit gibi geçen "Seni unutursam Ey Kudüs, sağ elim hünerini unutsun" mısraına tutunarak ağlama duvarı önünde Sen'den vazgeçmeyeceklerine ant içen Yahudilerin davalarını, zulüm önderliğinde yürütmelerine kaç kere şahit tutuldun?
Ey bizim mahzun canımız, uzak varımız;
Ey utancımız, umudumuz, illaki ruhumuz
Ey El Karye, Arzu'l Mubareke, Zeytûn, Kudüs!
Ey Hz. Âdem'in inşası… Hz. İbrahim'in evladı İshak (a.s.) ile kucakladığı gayret hatırası… Davut Aleyhisselam'ın mübarek fethi… Efendimiz tarafından tasdik edilen Süleyman Peygamberin duası; "Süleyman aleyhisselam, Beyt-i Makdîs'in binasını bitirdikten sonra, Allahü Tealadan üç dilekte bulunmuştur: Kendisinden sonra kimseye nasip olmayan bir mülk ve saltanat, İlahî hükme uygun hüküm verme kudretinin bahşedilmesi. Yalnız namaz kılmak için Mescid-i Aksa'yı kastedip gelenlerin analarından doğdukları gibi günahsız hale gelmeleri. Allahü teala bunlardan ilk ikisini Süleyman aleyhisselama vermiştir. Üçüncü dileğinin de kabul edilmiş olmasını umarım." Ey Hz. İsa'nın peygamberliğini ilan ettiği ve son akşam yemeğini yediği mübarek belde… Ey gönlü şerha şerha olan Allah Resulü'nün teselli durağı, Miracı…
Kıble, Kabe'ye döndürülünceye dek, Müslüman'ın mihrabı… Ey 23 kere işgal altında kalan, 52 kere saldırıya uğrayan ve 44 kez alem-i İslam'a kazandırılan Selahattin Eyyubi rüyası… Ey aziz komutan Yavuz Sultan Selim'in Osmanlı mülküne en kıymetli armağanı… Kıyametten önce yeni bir kahraman özleyen ey!
Şimdi içimiz yanık buğday tarlası… ama ne yazık; ağlamaya bile hakkımız kalmadı.