Kudüs!
Soğuk bir kış günü, soğuk adımlarla yürüdüm sokaklarında.
Mescid-i Aksa'ya, Kubbetüssahra'ya doğru yürüdüm.
Kabarmış ellerimle tuttuğum sapanı saklayabilirim
Her zamanki yerinde
Bir çocuk gibiydim elimdeki sapanla
Oysa ilk gelen işgalciye taş atmak isterdim.
Bütün vefasız şarkılara kulaklarımı tıkayıp
Kalbime dar gelen bir elbise giyeceğim
Nuri Pakdil bana ne dediyse
Akif İnan bana ne dediyse
Kudüs'ü Mescid-i Aksa'yı
Bir düşünce nöbetine gark edeceğim
Mescid-i Aksayı görmüştü şair düşünde
Şimdi ben hakikatte görüyorum
Düşmeden, sendelemeden bütün meydanı
Kubbetüssahra'yı, Kıble mescidini, Muallaka taşını...
Günümüzden çok öncelere bir hayal kurabilirim
Sultan Salahaddine bir asker olabilirim
Kalbi, paramparça olan coğrafyamızı
Yeniden yeniden onarabilirim
Bir şair kalbi var üzerimde, yırtık bir muskayla
Şehrin hangi kapısından çıktım bilmiyorum
Karşımda gördüğüm ilk cadde Sultan Süleyman
Kudüs! Sabır kenti...Büyük hurma ağaçları
Süleyman peygamberden, Musa peygamberden,
İsa peygamber'den haberlerin var.
Yahya Peygamber ve Hz. Zekeriya hamilerindi
Ama yine de hicab içinde Hz. Meryem, insanlardan uzakta
mübarek bir İsa'nın doğumunda.
Bir hurma ağacı altında gerçekleşir doğum.
Kudüste Hurma ağacı ve gölgesi ne mübarektir.
Zeytin Ağaçları da...
Dahası Kudüs mübarektir.
Meryem Kudüs'te utanır, bir Kudüs akşamında.
İlahi bir ses ona sahip çıkar. Doğacak çocuk şereflidir.
Gelip gitmeleri, bebekle birlikte topluluğa nasıl döner.
Ve bebek konuşur.
Allah, beni peygamber yaptı.
Annem iffetlidir ve ben Ruhu'l-Kudüs'üm.
Biraz da Salahaddinden dem vuralım
Salahaddin Eyyubi olmak, büyük olmak demektir.
Kudüs fethine giden yol biraz da Salahattin'den geçer.
Gurbet yokuşlarında kaybettik Salahattin'i
Bir kılıç, bir zırh ve bir at bırakmıştı ardında
Dünyaya gözlerini kapadığında
Dünyalıklara bağlanmamıştı dünyada
Şimdi and içiyorum Salahaddin
Seni unutan bu hafıza unutulsun