Osmanlı’nın son sadrazamlarından Said Halim Paşa, İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un büyük saygı duyduğu aydın ve mütefekkir şahsiyetlerden biriydi. Said Halim Paşa’nın 1864, Mehmet Akif’in ise 1873 doğumlu olduğu göz önüne alınırsa, aralarında on-on bir yaş fark olduğu söylenebilir. Akif’in, Said Halim Paşa’ya bir "ağabey" gözüyle baktığı aşikârdır. Öte yandan Akif’in, Paşa’nın küçük kardeşi Abbas Halim Paşa ile olan dostluğu da öteden beri bilinmektedir.

Said Halim Paşa, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olarak, belki de tarihle ve Osmanlı gerçeğiyle yüzleşen ender figürlerden biridir. 1870 yılında ailesiyle Kahire’den İstanbul’a taşınırken, beraberinde zengin bir coğrafya ve tarih bilinci getiriyordu. Düşünün; dedesi bugün Yunanistan sınırları içinde kalan bir Osmanlı sahil şehri olan Kavala’da doğmuştu. Babası Mehmet Abdülhalim Paşa Kahire’de doğduğunda artık bir Mısır hıdiviydi; kendisi ise Osmanlı payitahtına geldikten sonra devletin en önemli devlet adamlarından biri oluvermişti.

Mehmet Akif Ersoy’un ailesi Osmanlı bakiyesi olan Arnavutluk’un İpek kasabasından, Said Halim Paşa’nın ailesi ise Kavala’dan gelmiştir. Bazı tarihçiler Said Halim Paşa’nın ailesi için "Kavala’daki Arnavut kökenli bir aile" derken, bazıları da Konya’dan Kavala’ya göç eden Türk bir aile olduklarını belirtir. Gerçek olan şudur ki; hem Mehmet Akif hem de Said Halim Paşa, ırki bir temelden ziyade dini bir şuurla birbirlerine dost ve arkadaş olmuşlardır. Yine de ortak kültür, örf ve adetler bazen insanların birbirine yakınlaşmasına vesile olabilmektedir.

Said Halim Paşa, özel hocalardan aldığı ilköğrenimi sırasında Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce öğrendi. Üniversiteyi İsviçre’de siyasi ilimler alanında tamamladı. II. Abdülhamid tarafından kendisine sivil paşalık rütbesi verilerek 1888 yılında Şura-yı Devlet üyeliğine tayin edildi. Görevindeki başarısından dolayı kısa zamanda Rumeli Beylerbeyliği payesine getirildi. Paşa’nın kitapları, makaleleri ve mektuplarının çoğu, Mehmet Akif Ersoy tarafından önce Sırat-ı Müstakim ve daha sonra Sebilürreşad dergilerinde yayımlanmıştır.

İslâmlaşmak, Said Halim Paşa’nın en önemli eserlerinden biridir. Mehmet Akif tarafından Fransızca’dan tercüme edilerek 15 Kasım 1918’den itibaren Sebilürreşad’da tefrika edilmiş, aynı yıl içinde kitap olarak da basılmıştır. Eserde Müslümanlığın inanç, ahlak, cemiyet ve siyaset unsurlarını içine alan bir bütün olduğu tezi savunulmaktadır.

Said Halim Paşa, bu eserinde İslam dışı gayelerle "İslamlaşmanın" mümkün olmayacağını ifade ederek bir bakıma tüm İslamcıların öncüsü olmuştur. Bu nedenle milli şairimiz Mehmet Akif, kitap ve Paşa için şu yorumu yapmıştır:

"Said Halim Paşa Hazretleri tarafından ‘İslâmlaşmak’ mevzuuna dair serdedilen mütalaaları pek güzel anlıyoruz. Çünkü bu mütalaalar; metin, sabit ve hakiki bir kanaati müdafaa için kemal-i samimiyetle serdediliyor. Müellif başkasının kanaatlerini değil, kendi kanaatini ortaya sürüyor. Duyguları, düşünceleri tamamıyla kendisinin. Ortada ariyet (ödünç), sahte bir şey yok."

Şimdiye kadar İttihat ve Terakki çevresine hep "Batıcı ve muarız" bir hareket gözüyle bakmıştım. Ancak Mehmet Akif ve Said Nursi gibi İslamcı düşünürlerin yanı sıra Said Halim Paşa gibi entelektüel devlet adamlarının da bu yapının içinde yer aldığını görünce düşüncem yeniden şekillendi. Tabii buradan "İttihat ve Terakki yöneticileri sütten çıkmış ak kaşıktı" sonucu çıkarılmamalıdır; hakeza dönemin padişahı için de bu geçerlidir.

Devletin yıkılış döneminde kurulan bu yapının hem ütopik hem de reel karakterini anlamak adına şu örnek verilebilir: Said Halim Paşa bu yapıda Mısır ve Arap bölgesini, İbrahim Temo Arnavutları, Çerkez Mehmet Reşit Bey Çerkezleri temsil etmiştir. Mehmet Akif ve Said Nursi de hem İslamcıları hem de kısmen Arnavutları temsil eden bir vaziyette bulunmuşlardır. Libya ve Tunus taraflarını Şeyh Sunusi temsil ederken, partinin resmi üyesi olmasa da Mekke Emirliği, İttihat ve Terakki tarafından Şerif Hüseyin’e verilmiştir.

Said Halim Paşa ve Mehmet Akif dostluğuna dönersek; Paşa, Ermeni meselesinden dolayı Malta’ya sürgün edilirken, Mehmet Akif de Mısır’a gitmek durumunda kalmıştır. Said Halim Paşa sürgündeyken Mısır’a geçmek istemiş ancak İngilizler buna izin vermemiştir. Hâlbuki kardeşi Abbas Halim Paşa Mısır’a dönebilmişti.

Said Halim Paşa’nın hayat hikâyesi; çevresi, düşünceleri, Birinci Dünya Savaşı hatıraları ve Mehmet Akif ile olan kadim dostluğu takdire şayandır. Sürgündeyken Milli Mücadele’ye verdiği destek, her türlü övgünün üzerindedir. Yeni dünya düzeni kurulurken yaptığı entelektüel müdahaleler, günümüz aydınları için hâlâ rol model niteliğindedir. Devrinin diğer aydınlarından farklı olarak sahip olduğu kuşatıcı bakış açısı, bugünün gençliği tarafından örnek alınmalıdır.

Paşa'nın devlet adamlığı, meseleleri teorik bir çerçevede değerlendiren düşünür kimliğiyle ve tecrübeyle zenginleşmiştir. Eserlerinde yankı bulan fikirleri, Akif’in deyimiyle "sağlam, sabit ve hakiki bir inancı müdafaa etmek için samimiyetle" ileri sürülmüştür. Bu yönüyle başta Buhranlarımız olmak üzere eserlerindeki derinlik, Ortadoğu’daki dengeler göz önüne alındığında günümüzde yeniden önem kazanmıştır. Ertuğrul Düzdağ ve İsmail Kara gibi değerli isimler, Paşa’nın düşüncelerini sistemleştirerek günümüze taşımışlardır.