Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş yıllardır devam ediyor.

savaşın siyasi sebepleri, kimin ne istediği ve tarafların hesapları üzerine çok şey yazıldı. ben bugün bunları yazmak istemiyorum.

benim asıl dikkat çekmek istediğim konu şu.

Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları, özellikle İslami sivil toplum yapıları, bu savaş karşısında neden daha güçlü bir eylem ve bakış açısı ortaya koymadık?

Gazze ve Filistin konusunda gösterdiğimiz duyarlılığı burada neden aynı ölçüde göremedik? Ukrayna'da ve Rusya'da hayatını kaybeden siviller, özellikle çocuklar için neden daha güçlü bir söz söylemedik?

elbette bunun siyasi sebepleri ve farklı değerlendirmeleri olabilir. benim sorguladığım, bütün bu farklılıkların ötesinde insanî ve vicdanî bir duruşun neden yeterince görünür olmadığıdır.

insan.

daha doğrusu, savaşın ortasında kalan insan.

çocuk, bebek, kadın, yaşlı, hasta.

siren sesiyle yatağından fırlayan çocuk…

bunlar savaş haritalarında görünmüyor.

oysa savaşın asıl yükünü onlar taşıyor.

insanların ölümünü anlatırken sayı vermekten hoşlanmıyorum. hele söz konusu çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve hastalar olduğunda, onların ölümünü bir istatistiğin parçası gibi ifade etmek ağır geliyor. ama yaşanan gerçeği ortaya koyabilmek için bazen bu sayıları paylaşmak zorundayız.

BM İnsan Hakları İzleme Misyonu'nun verilerine göre, 2026'nın ilk altı ayında Ukrayna'da en az 1.396 sivil hayatını kaybetti, 7.978 sivil yaralandı. sadece temmuz ayında 437 sivil öldü, 2.610 sivil yaralandı. çocuk kayıpları ise 17 ölüm ve 166 yaralanmayla Nisan 2022'den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.

acı sadece Ukrayna'da yaşanmıyor.

Rusya'daki siviller de saldırıların mağduru oluyor. Rus makamları, temmuz ayında Ukrayna saldırıları nedeniyle Rusya Federasyonu'nda 79 sivilin öldüğünü, 601 sivilin yaralandığını bildirdi. BM ise bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadığını belirtiyor.

bunu özellikle belirtmek gerekiyor.

çünkü Rusya ile Ukrayna'nın siyasi ve askeri tutumlarını birbirine eşitlemiyorum.

Ukrayna'daki bir çocuğun ölümüne üzülmek, Ukray'nın politikalarını desteklemek değildir. Rusya'da bir çocuğun ölümüne üzülmek de Rusya'nın bütün politikalarını onaylamak anlamına gelmez.

bir insanın ölümüne üzülmek için onun ülkesinin bütün politikalarını benimsemek zorunda değiliz.

biz Müslümanlar, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan zulümlere karşı duyarlılık göstermeyi önemsemeliyiz.

Gazze'de öldürülen çocukları gördüğümüzde içimiz yanıyor. Filistin'de şehit olan çocukların görüntüleri karşısında susamıyoruz. İran'da savaşın ve saldırıların ortasında hayatını kaybeden çocukların acısını da hissediyoruz.

fakat kendimize dürüstçe bakmamız gerekiyor.

Türkiye'deki İslami sivil toplum kuruluşlarımızı, derneklerimizi, vakıflarımızı ve sivil hareketlerimizi de bu muhasebenin dışında tutmuyorum.

Gazze için meydanlara çıktık. Filistin için yürüyüşler yaptık. Boykotlar, basın açıklamaları ve kampanyalar düzenledik.

peki Ukrayna'daki çocuklar için kaç kez meydanlara çıktık?

Rusya'daki çocuklar için kaç kez sesimizi yükselttik?

belki bu sorular bizi rahatsız edecek.

ama bazen insanın kendi vicdanına sorması gereken soru, başkasına soracağı sorudan daha değerlidir.

iyi ki dünyanın birçok yerindeki insanlar Gazze'nin çocuklarının sesini duydu. iyi ki öğrenciler, akademisyenler, sanatçılar, yazarlar ve sıradan insanlar dünyanın farklı şehirlerinde vicdanlarını ortaya koydu.

ben sadece şunu söylüyorum.

bu duyarlılığın başka coğrafyalara da taşınması gerekmez mi?

bir çocuğun acısını başka bir çocuğun acısından daha değerli yapan nedir?

bunlar siyasi sorular değil.

bunlar vicdan soruları.

insan bazen kendi tarafının acısını çok iyi görürken, karşı tarafta yaşanan acıya karşı körleşebiliyor.

bazen öfke, aidiyet, ideolojik bağlılık veya seçici haber akışı buna sebep oluyor.

İslami duyarlılığımızın yalnızca bize yakın gördüğümüz insanların acısına yönelen bir duyarlılık olmasını istemiyorum.

elbette siyasi değerlendirmelerimiz olacak. Gazze ile Ukrayna'yı, Filistin meselesi ile Rusya-Ukrayna savaşını aynı siyasi ve tarihi zeminde değerlendirmiyoruz. ben de değerlendirmiyorum.

inancım ve yaşanan hadiseler karşısındaki kanaatim beni bazı taraflarla farklı bir yerde durmaya sevk ediyor.

bunda problem görmüyorum.

çünkü taraf olmakla vicdan sahibi olmak birbirine engel değildir.

bu savaş bizim savaşımız değil. Rusya ile Ukrayna arasındaki siyasi hesapların tarafı değiliz. bu, İslam ile küfür arasında bir savaş da değil. tam da bu nedenle Müslümanlar olarak her iki tarafa da insanı merkeze alan bir savaş ahlakını hatırlatabiliriz.

çocukların, kadınların, yaşlıların, hastanelerin, okulların ve ibadethanelerin korunması, masumların zarar görmemesi… İslam'ın ortaya koyduğu bu ölçüler, bütün insanlık için bir değer olarak ortaya konulabilir.

bir süre önce Ukrayna üzerine çalışmalar yapan ve bölgeye giderek gözlemlerini kaleme alan Osman Atalay ile de bu mesele üzerine konuştuk.

sahadan gelen anlatılar, ekranlarda birkaç saniyelik görüntülerle gördüğümüz savaşın insanların hayatına ne kadar derinden girdiğini yeniden düşündürüyor.

çünkü uzaktan bakınca savaş, harita üzerindeki çizgilerden ve şehir isimlerinden ibaret.

yaklaştığınızda ise karşınıza insanlar çıkıyor.

hastane, okul, çocuk, anne, yaşlı…

ben bugün o çocuğa bakmak istiyorum.

kendime şu soruyu soruyorum.

ben onun yerinde olsaydım, dünyanın benim için de ayağa kalkmasını istemez miydim?

Gazze'de öldürülen bir çocuk için yürüyen insanların Ukrayna'daki bir çocuk için de yürümesini isterdim.

Filistin'deki bir annenin acısını paylaşan bir toplumun, Rusya'daki bir annenin acısını da anlayabilmesini isterdim.

ben bugün Müslümanlara yeni bir siyasi pozisyon önermiyorum.

sadece bir vicdan muhasebesi öneriyorum.

Osman Atalay'ın Serbestiyet'teki Ukrayna gözlemlerini de okumanızı tavsiye ederim.

Ukrayna'da ölen çocuğu da görelim.

Rusya'da ölen sivili de görelim.

Gazze'de öldürülen çocuğu da unutmayalım.

Filistin'de şehit olan çocukları da unutmayalım.

İran'da hayatını kaybeden çocukların acısını da görmezden gelmeyelim.

bütün bunları aynı siyasi dosyanın içine koymak zorunda değiliz.

ama aynı vicdanın içine koyabiliriz.

bize düşen, bütün savaşları aynı şekilde okumak değil; savaşların içinde ölen masum insanları görebilmektir.

devletlerin hesapları, orduların hedefleri, siyasetin dili vardır.

ama bir çocuğun ölümü bunların hiçbirini bilmez.

o sadece hayattan kopar.

geride bizim vicdanımıza bırakılmış ağır bir soru kalır,

biz o çocuğu gördük mü?