İlkokulda okuduğum bazı hikâyeler var.
Aradan yıllar geçmesine rağmen insanın zihninin bir köşesinde kalır.
O zamanlar sadece bir okuma parçasıdır.
Okur, geçeriz.
Ne anlattığını, hayatımıza yıllar sonra nasıl dokunacağını belki de hiç düşünmeyiz.
Benim için o hikâyelerden biri de “Son Yaprak”tı.
Çocukken hızlı okumuş, belki anlamını tam kavrayamamıştım.
Ama insan büyüdükçe, hayatın ağırlığı arttıkça,
kalbin bir köşesinde yeniden filizleniyor.
Dün gece hanımla yürürken geldi aklıma.
Vadi sakin, içimizde ince bir huzur vardı.
Adımlarımız birbirini takip ediyordu.
Dün gece yürürken,
son yaprak hikâyesi yeniden belirdi zihnimde.
Hikâye şöyleydi.
Genç bir kadın hastanede yatıyordu.
Pencerenin dışında bir ağaç vardı.
Sonbahar, yaprakları tek tek döküyordu.
Her düşen yaprak, kadının içinden bir şey daha alıp götürüyordu.
Bir gün sadece bir yaprak kaldı.
Dalın ucunda tutunmaya çalışan son bir nefes gibiydi.
Kadın kendi ömrünü o yaprağa bağlamıştı.
"Bu yaprak düşerse, ben de düşerim" diye düşündü.
Hastanenin hademesi, kadının bu halini fark etti.
İnsanın bazen bir tek işarete bile tutunabileceğini anladı.
Bir gece,
hava sert,
yağmur yağıyor,
o son yaprak da düşmek üzereydi.
Hademe bir yaprak çizdi.
Özenle boyadı.
o boyalı yaprağı ağacın dalına sıkıca sabitledi.
Gece boyunca fırtına devam etti.
Yağmur ağacı dövdü.
Rüzgâr dalları savurdu.
Ama o yaprak düşmedi.
Çünkü onu tutan rüzgâr değil,
bir insanın merhametiydi.
Sabah olunca genç kadın pencereye baktı.
Yaprak halâ oradaydı.
Direniyordu.
insan bir yaprakla nasıl hayata tutunur demeyin.
Bir yaprakla nasıl hayattan düşer demeyin.
kimi zaman kalbin yükü, bir yaprağın ağırlığı kadardır.
Kimi zaman ümit, bir yaprağın inceliğine sığar.
Kimi zaman da kader, bir yaprağın gölgesine saklanır.
Anladım ki.
İnsan öyle karmaşık bir varlık değil.
Bir sözle toparlanıyor.
Bir davranışla iyileşiyor.
Bir bakışla nefes alıyor.
Bazen de bir yaprakla yeniden doğruluyor.
Peki bizim son yaprağımız ne?
Neye tutunuyoruz?
Neyle ayakta duruyoruz?
Çocuğumuzun gülüşüne mi?
Annemizin duasına mı?
Hanımımızın huzur veren bakışına mı?
Herkesin kendine ait bir yaprağı var.
Ama hepsi kırılgan.
Hepsi rüzgâra açık.
Hepsi bir dokunuşluk.
bu yüzden,
Kimse kimsenin son yaprağı olmamalı.
Kimse bir başkasının tüm umudunu üstlenmemeli.
Kimse birinin tek dayanağı haline gelmemeli.
Bu yük ağır.
Sırtı büker.
Kalbi zorlar.
Taşıyanı da yorur, tutunanı da incitir.
Fark ettim ki,
kimsenin gönlüne yük olmayayım diye,
kimsenin kederi olmayayım diye,
henüz yükselmemiş duvarlar örüyorum içimde.
İçime kapandığım anlar oluyor.
Sessizleşiyorum.
Kendimce bir korunma alanı kuruyorum.
Belki bu bir savunma.
Belki de kimseyi kendime mecbur bırakmama isteği.
Biliyorum ki,
insan kendi kökleriyle dik durur.
İnsanın dayanacağı ilk yer Rabbi’dir.
Sonra kendi iradesidir.
Sonra kendi sabrı, kendi çabasıdır.
Biz yalnızca vesileyiz.
Sadece birbirimize dokunuruz.
Ama birbirimizi taşımayız.
Taşımamalıyız da.
Birinin duasına sebep olalım.
Birinin yüzünde bir tebessüm bırakalım.
Birinin kalbine serinlik verelim.
Ama kimsenin tek yaprağı olmayalım.
omuz verelim.
Ama omuz olmadan da yürüyebilsinler.
Biz iyi olalım.
Dün gece hanımla yürürken tüm bunları düşündüm.
Adımlarımız uzadı.
Sessizlik güzelleşti.
Cümleler içimde çoğaldı.
kimsenin son yaprağı olmayın.
baharı olabilirsiniz.
Kimsenin kederi olmayın.
Ama bir kalbe ferahlık verebilirsiniz.
Benim son yaprağım ise,
gecenin tam ortasında Rabbime açtığım münâcaat.
Bu satırları gönüllere bırakıp,
şimdi Rabbimin huzurunda sessiz bir yakarışa duracağım.