Münci Kapani, Ağabeyine son bir def’a cevâb vererek, onu, devekuşu tavrı takınmakla ithâm etmiş, bu tesbîtle münâkaşayı kesmiştir:
“…Bugünkü totaliter gidişin müdâfii, bir zamanlar kendisi ile iftihar ettiğim ateşli hürriyet mücahidi, idealist Osman Kapani’nin, bugün hürriyeti boğmak isteyenlere yardım hususunda gösterdiği ceht, tehâlükten ileri geliyor… […] Osman Kapani, diğer iktidar partisi mensupları gibi, hakikatleri görüp onlardan faydalanmak yerine, başını kuma sokan devekuşu mantığı ile kaçmayı tercih etmiştir.” (Milliyet, 2.10.1957, ss. 1 ve 3)
27 Ekim 1957 Erken Seçimlerini, Osman Kapani’nin de tahmîn ve ümîd ettiği gibi, yine DP kazanmıştır: Muhâliflerin toplam 186 Millet Vekîline (CHP: 178, CMP: 4, HP: 4) mukâbil 424 Millet Vekîli ile, Meclis’de mutlak üstünlük…
Bir-iki sene evvelindeki şu iddiâ da ona âiddir:
“Bizim parti, onlarınki gibi, Bulvar Palasın duvarları arasında İnönü ile kadeh tokuşturarak kurulan bir parti değildir! Onlar, 1958 de, değil 29 mebus, 9 mebus bile çıkarırlarsa, ben, Osman Kapani değilim!” (Milliyet, 22.1.1956, s. 7)
O, bu bakımdan, doğru tahmînde bulunmuştur. L̃âkin öyle anlaşılıyor ki küçük kardeşi, ona, DP’nin serbest reyle değil, bir darbeyle silinip süpürüleceğini îmâ ve ihtâr etmiş ve o da, tahakkuku için bizzât uğraştığı bu tahmîninde haklı çıkmıştır…

1 Ekim 1957 târihli Milliyet’in birinci sayfasının ortasında Osman ve Münci Kapani birâderlerin siyâsî çekişmelerinin haberi, sol tarafında ise, “Müslüman” geçinmekle berâber, dünyevî hırslarla, “Tek Adam”ın “Öztürkce İbâdet Vâsıtasıyle Dîn İnkılâbı” projesine ve sahte târih îmâl̃ine âlet olan (evvelâ İttihâdcı, bilâhare) Fanatik Kemalist, “Millî Şef”in son Başvekîli, “Millî Şef” devrinden îtibâren ölümüne kadar 20 sene zarfında (17.12.1941 – 19.10.1961) –1931’de Müessis Âzâlarından olduğu- Kemalist Tarih Kurumu’nun Reîsi, 1957’de CHP İstanbul Vilâyet Reîsi Şemseddin Günaltay’ın (Erzincan, Kemaliye, 17.7.1883 – İstanbul, 19.10.1961, Ankara Cebeci Asrî Mezarlığı) beyânâtı… Bu pişkin siyâsetci, Beşiktaş Kazâ Merkesindeki hitâbesinde, bizzât katkıda bulunduğu “Tek Adam” ve “Millî Şef” devirlerini bahis mevzûu etmeksizin, mugâl̃ata ve tahrîk̃ât yapıyor:
“Bizi demokrasi vadiyle aldatmış bir teşekkül vardır. İmanlı olanlar daima galip gelmişlerdir. Sizden inanç bekliyorum. Devir sizin devrinizdir. Biz Padişahlık devrinde mücadelemizi yaptık, şimdi sıra sizindir. 1950 de memlekete hürriyet havası ve kanaati gelmişti. Şimdi ona ihanet ettiler. Bilhassa son çıkan Seçim Kanunu onların hakiki hüviyetini ortaya koydu. D. P. Yeniden iktidarda kalırsa böyle bir arada toplanmak imkânı dahi ortadan kalkacaktır. Siz koyu istibdadı bilmezsiniz. Dünyada en ağır şey odur. İlh…”
Böyle böyle o meş’ûm 27 Mayıs’ı hazırladılar ve İhtilâlden bol bol nemâlandılar (“Kurucu Meclis CHP Temsîlcisi”: 6.1.1961 – 15.10.1961)…
***
27 Mayısçı Münci Kapani, “hak̆îk̆î L̃aiklik”i îzâh ediyor
Yukarıda da kaydettiğimiz vechiyle, Mustafa Kemâl’in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi ünvânlı vâsi araştırmamızda, ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ’nin Müessis Umûmî Reîsi Prof. Dr. Muammer Aksoy’un -başında bulunduğu Dernek nâmına- têlîf ettiği Laikliğe Çağrı (1988 - 1989) kitabından yola çıkarak, ayrıca, aynı Derneğin Müessis Âzâları Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu (Muammer Aksoy’un Hocası ve Yoldaşı, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Fahrî Umûmî Reîsi) ve Prof. Dr. Bahri Savcı’nın îzâhatları üzerinde durarak, bu meyânda, aynı mevzûda geçmişte yaptığımız kitab çalışmamıza mesned olan araştırmaları da nazar-ı dikkate alarak, L̃aikliğin, en basît, en fazla kabûl̃ görmüş, en umûmî târifiyle dahi Âhiret ve Allâh’ı ink̃âr, dîğer tâbirle Ateizm-Materyalizm, yâni Dînsizlik demek olduğunu, bu felsefî-siyâsî cereyânların hayât telak̆k̆îsini ifâde ettiğini ve nihâyet bunlardan daha vahîm olarak, en temel İnsan Hakkı olan Vicdân Hürriyetinin ihlâli mânâsına geldiğini, binâenaleyh Müslümanlığın böyle bir umdeyi aslâ ve kat’â kabûl edemiyeceğini, Müslümanların bu korkunc zul̃me boyun eğemiyeceklerini, onların içinden ancak Müslümanlığın rûhuna nüfûz edememiş gâfillerin –Sabataîler, Masonlar ve sâir Münâfıklar ile bilumûm Ateistlerin desteklediği- L̃aiklik dayatmasına rızâ gösterebileceklerini, bu müessif hâlin de Müslümanlığı bağlamıyacağını delîlleriyle îzâh etmiştik. (Bu vesîleyle zikrettiğimiz L̃aiklik hakkındaki kitab çalışmamız şudur: Yesevîzâde, Laisizm; İlme Göre Dîn-Dünyâ Münâsebeti, İstanbul: Hakîkati Arayış Neşriyâtı, Zaman Dağıtım, 1986, 15,5x23,5 cm, 219 s.)
Âmme Hukûku Prof. Dr. Münci Kapani’nin de, L̃aiklik hakkında yukarıdaki belli başlı tesbîtlerimizi têyîd eden bir makâlesi bulunuyor. “Sözde Lâiklik” başlığını taşıyan bu makâle (Milliyet, 27 Mart 1966, s. 2), DP ve AP Hük̃ûmetleri tarafından (Sahîh Ezâna dönülmesi, ilk mekteblere ihtiyârî Dîn dersleri konulması ve bilhâssa, Müslümanlığın, Mü’minlerin siyâsî-ictimâî hayâttaki davranışlarında têsîrini göstermesine mâni olunmaması sûretiyle) “L̃aiklikden verilen tâvîzleri” mahk̃ûm ve bu nisbeten yumuşamış L̃aiklik siyâsetiyle “hak̆îk̆î L̃aiklik”den uzaklaşılmasını şiddetle tenk̆îd ediyor, bunu, Kemalizme ihânet sayıyor…
Kemalizmin üssülesâsları: L̃aiklik ve Frenk mukallidliği (Avrupacılık)
Münci Kapani’nin tesbîtiyle de, Kemalizmin üssülesâsları, L̃aiklik ve Frenk mukallidliği veyâ kamufl̃aj kelimeleriyle “Muâsır Medeniyetcilik” (Uydurmacasıyle “Çağdaş Uygarlık”) yâhud “Avrupacılık”tır:
“Atatürk Devrimlerine içten inanmış ve bağlanmış olup da, laiklik ilkesinin bu devrimlerin temel dayanağı ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın birinci şartı olduğunu kabul etmemeğe imkân var mıdır? Gene bu inancı taşıyıp da, laiklik ilkesinin bugün etrafını kuşatan tehlikeler karşısında endişeye kapılmamak mümkün müdür?”
Bittabi, bunlara, bir de şahısperestliği ilâve etmek lâzımdır…

Ercüment Karacan - Abdi İpekçi idâresindeki Milliyet gazetesinin 27 Mart 1966 târihli nüshasının ikinci sayfasında, aynı Cemâatten Prof. Dr. Münci Kapani’nin “Sözde Lâiklik” başlıklı makâlesi… Birçok Kemalist müellifin neşriyâtına muvâzî olarak, L̃aiklik umdesinin, netîce olarak, cem’iyeti de, ferdleri de, “Dîn”in (yâni Müslümanlığın) murâkabesinden, hattâ her çeşid têsîrinden kurtarmayı, kal̃blere Ateizm ak̆îdesini hâkim kılmayı, böylece ictimâî hayâta ve ferdin bütün davranışlarına Dünyevîliğin istikâmet vermesini istihdâf ettiğini îzâh ediyor…
Makâlenin üst tarafına, Turhan’ın bir karikatürü dercedilmiş: Motosiklet kullanan çarşaflı bir kadın ve alt yazısı, “Batı yolundayız”… Aşırı kuvvetin ve ik̆tidârın şımarttığı Mütehakkim Zümre, bir buçuk asırdır Müslümanları ve Müslümanlığı tezyîf ve tahk̆îr etmiye devâm ediyor… Bu hâle isyân edersek, “sizinle çatışır ve sizi bir kerre daha dize getiririz” diyorlar… Âşik̃âr ki Müslümanlar topyek̃ûn uyanıp haklarına sâhib çıkıncıya kadar, öz Vatanımızda, zillet içinde, parya gibi yaşamaktan kurtulamıyacağız…
***
Kapani’nin iddiâsına nazaran, DP, rey toplama hırsıyle, L̃aiklikden tâvîz vermiştir:
“Eğitimden geçmemiş büyük muhafazakâr kitlenin oy potansiyelini hesaplayan ve bu ‘yatırım alanına’ her şeyin üstünde öncelik tanıyan bir siyasî tutum, sadece muhafazacı kitlenin din duygularını okşamakla kalmıyarak gerici cereyanlara büyük ölçüde tâvizler vermekten de geri durmamıştır. Demokrat Parti zamanında başlayan ve bugün yeniden hız kazanan bu tutum neticesinde toplumumuz adım adım laiklik düzeyinden uzaklaşmış bulunmaktadır.” [Herhâlde sehven “Laiklik düzeyinden” şeklinde dizilen ifâdenin doğrusu, “Laiklik düzeninden” olsa gerekdir…]
Kapani’ye nazaran, Laiklikden uzaklaşmanın bir başka al̃âmeti de, “bugün Meclis içinde ve Meclis dışında bir kısım siyaset erbabının dindar görünme yarışına girmiş olmalarıdır”…
“…Üst kademeden gelen bu davranışların, toplumumuzu Ortaçağ karanlıklarına sürüklemek hevesindeki gerici cereyanlara hergün biraz daha cür’et aşıladığına hiç şüphe edilmemelidir.”
Kapani’nin de, bu vesîleyle, Avrupalı ağzıyle “Ortaçağ karanlıkları”ndan dem vurması, daha evvel îzâh ettiğimiz vechiyle, tipik bir sömürge beyinlilik tezâhürüdür…