0
YOĞUN bir kış sezonunun ardından, birçok aile tatil planlarını yapmak için yola koyuldu. Bir çok kişi köyüne, memleketine veya yazlık kalabileceği mekanlar için tercihini kullanmaya başladı bile. Erken rezervasyon hakkı ile ön kayıt yaptırarak tatil planlarını otelden yana kullananlar da var. Bu türden tatil mekanlarının hepsi uzun soluklu geçen bir senenin ardından dinlenmek ve yeni yerler görmek için güzel alternatifler oluşturdu. Denize girmek, havuzda yüzmek, oyun alanlarında oynamak, eğlence merkezlerinde animatörlerle vakit geçirmek yani kısacası hayatın bir senelik diliminin bir haftalık süresini ekmek elden su gölden yaşamak… Üzere kurulmuş bir çok keyifli bir tatil anlayışı oluştu son yirmi senede.
Gerçekten bu tatil merkezlerine ihtiyaç mı var, yoksa bir senelik çalışma temposu bu tatil koşullarına insanları itmekte mi? Gerçekten bir sene boyunca tükenircesine çalışıp sonrasında da bir haftalık tatil programı ile olası yorgunluğun atılması ne derece mümkündür bilinmez. Fakat bu yorgunluğun atılması için bir hafta dinlenmek bile kulağa hoş gelmiyor değil.
İnsanların yoğun çalışma şartları ve tempoları, modernize olan hayat tarzı ile örtüştü ve tüketim toplumu olduğumuz için çeşit çeşit tatil planları, tatil mekanları, paket programlar hayatımızın içine girdi. Bazı köşe yazarları bu duruma çok eleştirel bakmakta fakat bana göre, tatil algısının çok yıldızlı otellerle ifade buluyor olması asla ayıplanmamalı veya kötülenmemelidir. Aksine hayatımızın bu kadar içine hatta merkezine bu derece hızlı girmesine neden olan kısmı ile ilgilenilmelidir. Çünkü tehlikeli ve ürkütücü olan yanı burasıdır. Toplum olarak çok hızlı bir değişim yaşıyoruz.
Bireyin belli bir alanda ruhsal olarak açlık yaşaması, o kişinin bu açlığını doyurması için başka alanlardan elde etmesine sevk etmektedir. Yaptığı eylemden dolayı veya kendi varlığından dolayı kendini değerli hissetmeyen, önemsenmediğini düşünen bir kişi bu durumun yoksunluğunu kapatacak, başka alanlar bulmaya çalışır. Bunlar insanın iç dünyasındaki derin boşluğu zengin etmez, oluşturduğu fiziksel koşullarla sadece sanal ve kısa süreli bir tatmin oluşturur. Yaşanan bu kısa süreli tatminin ardından bir kaç gün sonra, birey daha büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Birey ihtiyacı olan ruhsal doyumu, içinde bulunduğu fiziksel koşullarla bile sağlayamayacağı için ,"yetmedi galiba" düşüncesi ile bir sonraki tatil planlarını da daha da yüksek standartlı mekanlarda karşılamak ister. En endişe verici tarafı ise; bu hissiyatı paylaşan insanların sayısı her geçen gün artmaktadır.
"Otelimize gelin ruhunuzda hissettiğiniz değersizlik duygusunu, size oluşturduğumuz sanal dünyada biz sunalım, kendinizi hem sultanlar gibi hissedin, hem de krallar gibi yaşayın" tarzı reklam sloganlarıyla insanların ruhlarında yaşadığı iflası gün yüzüne çıkarır. Çünkü ortada gerçek anlamda ne sultan vardır ne de kral…