(Dört gün boyunca Mısır’da olacağım. Bu süre içinde gördüklerimi, yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve Gazze’den gelen ailelere yönelik gerçekleştireceğimiz çalışmaları gün gün kaleme almaya çalışacağım inşallah)

Bazı yolculuklar sadece bir şehirden başka bir şehre gitmek değildir. Bazen insanın yolu bir ülkeden başka bir ülkeye uzanır. Mesafe kilometrelerle ölçülse de adımların taşıdığı anlam, şehirleri ve ülkeleri birbirine bağlayan daha büyük bir hikâyeye dönüşür.
Mısır’a doğru çıktığımız bu yolculuk da böyle bir anlam taşıyordu.
Hazırlıklarımızı bir gün önceden tamamlamaya çalıştık. Evde küçük bir telaş vardı. Valiz açılıyor, kapanıyor bir şeyler yerleştiriliyor, sonra tekrar çıkarılıp yeniden düzenleniyordu. Her yolculuk öncesinde yaşanan o küçük ama tanıdık telaş.
Sultanım valizi hazırlarken bir yandan da sorular soruyordu.
"Şu eksik mi?" "Bunu aldın mı?" "Şunu da koyalım mı?" "Bunu unutmayalım"
Valizin başında yapılan bu küçük konuşmalar aslında her yolculuğun tanıdık sahnelerinden biridir. Bir tarafta hazırlık telaşı, diğer tarafta yolculuğun heyecanı. İnsan bazen "tamamdır, yeter artık" dese de kontrol etme hâli kolay kolay bitmez. Çünkü yolculuğa çıkan sadece bavul değildir, evde kalanların da aklı biraz o valizin içinde gider.
Hazırlıkların en dokunaklı anlarından biri küçük kızım Betül’ün yaptığı şeydi.
Gazze’den gelen yetimlerle bir araya geleceğimizi duyunca kendi dünyasında başka bir hazırlık yapmaya başladı. Elinde ne varsa toplamaya koyuldu. Sevdiği küçük oyuncakları, bazı hediyeleri ve resim kursunda yaptığı resimleri telaşla getirdi.
Hepsini valizin yanına bırakıyor, "bunları da götür" diyerek bavulun içine yerleştirmeye çalışıyordu.
Bir çocuğun kalbinde merhametin ne kadar sade ve doğal olabildiğini o an bir kez daha gördüm. Hesap yapmadan, düşünmeden paylaşmak istiyordu. Küçük elleriyle bavulun içine koyduğu oyuncaklar ve resimler aslında sadece birer eşya değil, bir çocuğun başka çocuklara gönderdiği küçük bir selamdı.
Bazen bir bavulun içine sadece kıyafetler konmaz. Bazen bir çocuğun kalbinden kopup gelen küçük hediyeler de yerleşir.
Gece geç saatlerde yatmış olmama rağmen sabaha karşı tekrar tekrar uyandım. Sabah erkenden yola çıkacak olmamıza rağmen uyku bir türlü tutmadı. Aslında bu, hemen her yolculuk öncesinde yaşadığım tanıdık bir hâl.
Her yolculuktan önce içimde bir heyecan belirir. Ama o heyecanın yanında ince bir telaş da olur. Gideceğim yerin sorumluluğu, karşılaşacağım insanların hikâyeleri ve yapılacak işler zihnimde dolaşmaya başlar.
Bu defa uykusuzluğun başka bir sebebi daha vardı.
Akşam saatlerinde izlediğim haberler zihnimden çıkmadı. Tahran ve diğer şehirlerin üzerinde yükselen dumanlar, bombardıman görüntüleri. Bir tarafta yanan şehirler.
Ekrandan geçen o sahneler insanın zihninde kolay kolay sönmez. Gecenin sessizliğinde o görüntüler tekrar düşünceye dönüşür.
Belki de bu yüzden sabaha kadar sağa sola döndüm. Uyku bir türlü gelmedi.
Sabah olduğunda yolculuk vakti gelmişti.
Evden çıkarken her yolculukta yaşanan o kısa ama derin sessizlik yine vardı. Kapıdan çıkarken insan bir an durur, arkasına bakar. Yolculukların en sade ama en ağır anlarından biridir o birkaç saniye.
Havalimanına vardığımızda yolculuğun ritmi başlamıştı. Check-in işlemlerimizi gerçekleştirdik, hazırlıklarımızı tamamladık.
Bu yolculukta farklı şehirlerden gelen güzel bir ekip vardı yanımızda.
Üç Yunus da aramızdaydı. Biri Tokatlı, ahiretlik kardeşim Yunus. Diğeri uzun yıllardır tanıdığım Yunus abi. Üçüncüsü ise Avrupa’dan gelen Yunus Can kardeşimizdi.
Anadolu Ajansı’ndan Mustafa kardeşimiz bu yolculukta sahadaki gelişmeleri takip edecek, buradaki çalışmaların ve insan hikâyelerinin ulusal medyaya ulaşmasına katkı sağlayacaktı. Çünkü bazen bir haber sadece bir olayı anlatmaz, bir coğrafyanın sessiz hikâyesini de taşır. Muhammed kardeşimiz de ekipte yer alıyordu.
Bu ziyaret sıradan bir program değildi.
Kahire’ye gelişimizin arkasında daha geniş bir sorumluluk vardı. Programımızın merkezinde Gazze’den Mısır’a gelen aileler bulunuyordu. Savaşın gölgesinde evlerini, şehirlerini ve hayatlarını geride bırakmak zorunda kalan insanların hikâyelerine dokunmaya çalışacaktık.
Bazı kardeşlerimizin ameliyatları gerçekleştirilecek. Sağlık ekipleriyle yürütülen çalışmalar sayesinde tedavi bekleyen insanların umutlarına küçük de olsa bir kapı aralanacaktı.
Bunun yanında maddi destekler ulaştırılacaktı. Savaşın geride bıraktığı ağır yükü biraz olsun hafifletebilmek için ailelere nakdi yardımlar yapılacaktı.
Engelli kardeşlerimiz için tekerlekli ve akülü araçlar temin edeceğiz.
Ama bu ziyaret sadece yardım çalışmalarından ibaret değildi.
Her akşam bir iftar sofrasında buluşulacaktı. Yetimlerle, gazilerle, şehit yakınlarıyla ve Gazze’den gelen kardeşlerle.
Uçuşun sonuna doğru uçak yavaş yavaş alçalmaya başladı.
Camdan dışarı bakıldığında gökyüzü gri tonlara bürünmüştü. Hafif sarımsı bir ışık akşamın yaklaştığını hissettiriyordu. Şehrin üzerinde ince bir pus gibi duran o gri ton, Kahire’nin kendine özgü manzarasını ortaya çıkarıyordu.
Bir süre sonra aşağıda uzanan o tanıdık çizgi göründü. Nil Nehri.
Uçak Nil’in üzerinden geçerken insan ister istemez camdan biraz daha dikkatli bakıyor. Tarihin içinden akan bir nehrin üzerinden geçmek, sadece bir coğrafyanın değil, binlerce yıllık bir medeniyetin üzerinden süzülmek gibi geliyor insana.
Nil’in iki yakasına yayılan Kahire, akşamın gri ve sarı tonları içinde sessizce uzanıyordu.
Artık Kahire’deydik.
Uzun süren pasaport ve giriş işlemlerinin ardından şehirle ilk temas başladı. Yolculuğun yorgunluğu ile yeni bir coğrafyaya gelmenin heyecanı birbirine karışıyordu.
Aslında bu Kahire’ye ilk gelişim değildi. Bu şehirle üçüncü kez yollarımız kesişiyordu. Ama bazı şehirler her gelişte yeniden tanınır. Sokakları aynı kalsa da insanın iç dünyası değişir.
Bir süre sonra otele yerleştik. Günün yorgunluğu üzerimizdeydi.
İftar için Gazze’den gelen kardeşlerin açtığı restoranda ezanla birlikte iftarımızı açtık.
İftarın ardından tekrar otele döndük ve odalarımıza geçtik.
Kahire’de ilk gün böyle geçti.
Yarın sahada asıl çalışmalar başlayacak. Gazze’den gelen ailelerle, yetimlerle, gazilerle ve şehit yakınlarıyla bir araya gelinecek.
Bazen bir yolculuk insanların hikâyelerine dokunabilmek içindir.
Önümüzde üç gün daha var.