Fatih'in kadim sokaklarında gece yarısını devirirken, taşların arasına sinmiş o tuhaf ve köklü dinginliği soluyorum. Gölgeler uzuyor, asırlık kubbelerin üzerinden süzülen ışık yepyeni bir hesaba duruyor. Bugün ikindi vaktinin o kızıla çalan serinliğinde, bu topraklara, surların hemen yamacına ebedi bir komşu gelecek. Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu şehrin görünmez hafızasının en ağır ciltlerinden biri olarak toprağın altındaki o büyük meclise katılmaya hazırlanıyor.

Akşam yürüyüşlerimde onun kabrinin yanından geçerken adımlarımı istemsizce yavaşlatacağımı şimdiden biliyorum.

Dudaklarımdan dökülecek dualar sıradan birer veda değil; o vakur sessizlikle, tarihin ve zamanın ağırlığıyla bir dertleşme umudu taşıyacak. Hayatın ve tarihin akışını yalnızca ardı ardına dizilen hadiseler bütünü sananlar fena halde yanılıyor. Gündelik telaşların içinde, yaşamın o görünmez matematiğini fark etmek çoğu zaman zordur. Oysa ihtimallere kulak verdiğinizde hakikat çok daha berraklaşır. Geleceği ölçerken hiçbir zaman kesin ve tek bir sonucu sabitleyemeyiz. Elimizde kalan, yalnızca mutlak bir 'ortalamanın' etrafında kümelenen sapmalardır.

İşte insan ömrü de tam olarak bu görünmez tahmin aralığında; belirsizliğin içinde ölçüyü kaybetmeden durabilen o ağırbaşlı olgunluk spektrumunda demlenir.

Tarih, sıradan zihinler için sadece üst üste binen doğrusal bir toplama işlemidir. Oysa büyük toplumsal kırılmalar birbirini katlayarak, çarparak büyür ve o devasa, baş döndürücü eğrilere dönüşür. Bu çarpımsal süreçler doğası gereği karmaşaya ve sarsılmaya meyillidir. İlber Hoca'nın asıl ustalığı tam olarak buradaydı. O keskin zekasıyla tarihin bu katlanarak büyüyen yükünü alır, kendi zihninin süzgecinde adeta logaritmik bir işleme tabi tutardı. Karmaşık ve ürkütücü olanı; rasyonel ve insani bir seviyeye çekerdi. Şimdi onun toprağına bakmak, o derin çözümleme yeteneğinden son bir ölçü kopyalamak demek.

Fakat bu bakış sadece geçmişe bir veda değil; bir kayıpla bir muştunun, bir veda ile bir vuslatın aynı manevi eşikte buluşmasıdır. İşte bu yüzden, hüzünle karışık o tarifsiz ağırlık, yeni başlayan bu pazartesi sabahına taze bir umut taşıyor. Kadir Gecesi, hayatımızın o tahmin edilemez ve uçlara savrulan kusurlarını dengeleyen muazzam bir sığınak. Çan eğrisinin dışına taştığımız, belirsizliğin o geniş ve gri boşluğunda yittiğimiz vakit, bu mübarek gece bizi en doğru, en saf ortalamaya geri çağırıyor.

Hataların bile kusursuz bir dağılımı vardır.

Eğer eksiklerimiz, kendi içimizde yüzleştiğimiz dürüst bir kalıba oturuyorsa, doğru yoldayız demektir. Onun o muazzam hafızasında, Bozdoğan Kemeri'nin üzerinden asırlar evvel geçen suların kusursuz akış hızı kayıtlıydı; bizim payımıza ise bugün o taşların arasından süzülen sarsılmaz rüzgarın matematiği düştü. İlber Hoca'yı ebedi uykusuna uğurlayacağımız bugünün ikindisinde, aydınlığın en yoğun sızışına şahit olacağız. Bu gece, içimizdeki o engebeli verileri saflaştıran bir filtredir.

Yeni güne uyanırken, bütün o dünya hesaplarının ve ihtimallerin ötesinde, ilahi bir rahmetle temize çekilmiş derin bir tevekkül duruyor elimizde. Ölçülerin bittiği, usullerin, rızanın ve o mutlak sükunetin başladığı bir sabah vakti; "Sadakallahülazim"lerden sonra "Vira bismillah" deme zamanıdır.