Gürcü asıllı olduğu rivayet edilen ve câriye olarak Saray-ı Hümayuna alınıp burada gereken eğitimi gördükten sonra 24 Aralık 1761’de on üç yaşında iken 26. Osmanlı hükümdarı Sultan III. Mustafa’nın evlenen Mihrişah Sultan, padişaha cihangirlik hayalleriyle bağlandığı bir şehzade vererek onun en sevgili kadınlarından olmuştu.
Müneccimbaşı Yakup Efendi, o tarihteki birçok Avrupa hükümdarı gibi yıldız falına çok meraklı olan padişaha, şehzadenin kendi tayin ettiği Eşref Saat’te doğarsa “Cihangîr-i bînazîr” olacağını söylemişti. Rivayete göre Selim, tespit edilen zamandan beş dakika önce doğmuş, o sırada dışarıda doğumu bekleyen müneccimbaşı saatini biraz geriye alarak, şehzadenin tam zamanında doğduğunu ileri sürmüştü! Böylece Sultan Mustafa’ya, ilk erkek çocuğu olan ve tarihimizde ‘Selim-i Sâlis’ olarak bilinen III. Selim’in, Cihangîr-i bînazîrolacağını müjdelemişti! Osmanoğulları tarihinde son 36 yıl boyunca hiç şehzade doğmamış olduğu dikkate alınırsa, Selim’in dünyaya gelişinin ne kadar önemli ve sevindirici olduğu anlaşılır. Bu mutlu doğum, hem sarayda, hem şehirde yedi gün yedi gece şenlik yapılarak kutlanmıştı.
***
Süveyş Kanalı’nın açılmasına daha o tarihlerde teşebbüs eden, Kara ve Deniz Mühendishaneleri açan bu ileri görüşlü ve gayretli hükümdar, 21 Aralık 1774’te astımının şiddetlenmesi üzerine 57 yaşında vefat etmişti. Padişahın vefatında Mihrişah otuz, oğlu Selim ise on üç yaşında bulunuyordu. Osmanlı tahtına, Sultan Mustafa’nın kardeşi, I. Abdülhamid geçmiş, Mihrişah Sultan ise eşinin vefatı üzerine Bayezid’deki Eski Saray’a gönderilmişti. Şehzade Selim, amcasından öz evlat muamelesi görerek yetişmiş, devletin her imkânı önüne serilmişti. Sultan I. Abdülhamid 14 yıllık hükümdarlığının ardından 7 Nisan 1789’da vefat edince, Osmanlı tahtına Şehzade Selim geçmiş, böylece Mihrişah Sultan’ın on dört yıllık hasreti sona ermiş, o sırada yaşı kırk beşe yaklaşan Valide Sultan, muhteşem bir ‘Valide Alayı’ ile Topkapı Sarayı’na geri dönmüştü. Valide Sultan, oğlunun aşırı sevgisine rağmen validelik nüfuzunu kötüye kullanmamış, devlet işlerine hiç karışmamıştı. Duygulu, hayırsever ve nazik bir saray kadını olan Mihrişah Valide, oğlunun yenilikçi teşebbüslerini de sonuna kadar desteklemişti.
***
Oğlu Selim gibi Mevlevî tarikatına mensup olan Mihrişah Valide, Kur’an âyetleri ve Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri istikametinde yaptığı hayır faaliyetleriyle, hayır ve hasenat sahipleri kervanına katılmış, gelecek nesillere örnek olma saadetine erişen hayırsever kadınlarımız arasında yerini almıştı. Valide Sultanlar arasında, İstanbul’a eser kazandıranların ön sıralarında yer alan Mihrişah Sultan, Eyüp Sultan’da imaret, mektep, kütüphane, sebil ve türbeyi de içine alan geniş bir Külliye ile Halıcıoğlu Camii’ni, ayrıcaLevent ve Hasköy kışlalarına da birer cami yaptırmış, Kasımpaşa Mevlevîhânesi’ni de onarmıştı. Bunlarla yetinmemiş, şehrin pek çok yerine sayısız çeşme inşa ettirmiş, âdetânerede su ihtiyacı görmüşse, oraya bir çeşme yaptırmıştı. Mihrişah Valide 1796’da, Eyüp Sultan Camii içinde bir de kütüphane tesis etmiş, 447’si yazma, 93’ü basma olan toplam 540 eser, 1957’de Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmişti.
Mihrişah Valide, kendi adına yaptırdığı veya tamir ettiği pek çok çeşmenin yanı sıra, oğlu Selim tarafından onun hayrına inşa edilen çeşmeleriyle de anılır. Bunların en önemlisiKüçüksu Kasrı’nın bitişiğindeki, 1806’da yaptırılan meydan çeşmesidir. Çeşme, içinde bulunduğu ünlü mesirenin varlığına bağlı olarak kültür tarihimizde önemli bir yer işgal eder.
Dindarlığı herkesçe maruf olan, hayır eserleri yaptırmak ve onları vakfetmek için olağanüstü gayret gösteren, bu hamiyet ve şefkat sahibi Valide, ömrünün son yıllarını hastalıklarla geçirmiş, sonunda 4 Ekim 1805’de, altmış bir yaşının içinde iken Hakkın rahmetine kavuşmuştu. Cenazesi, kalabalık bir cemaatin iştirakiyle kılınan namazının ardından, Eyüp Sultan’da kendi inşa ettirdiği türbesine defnedilmişti.