Mısır asıllı dünyaca ünlü İngiliz tarihçisi Aziz Suryal Atiya, “The Crusade of Nicopolis” (Niğbolu Haçlılar Seferi)[i] isimli eserinde: “Yıldırım Bayezid’in zaferi, o kadar beklenmedik ve askerlik ilmi açısından o kadar mantık ve aklın üstünde idi ki, Haç aşkı için oraya koşanların hiçbirisini suçlu göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Burada söylenecek tek söz, Yıldırım Bayezid’in, o tarihe kadar dünyanın gördüğü en cesur ve kurnaz komutan olduğu ve Türklerin savaş kudretlerinin başka milletlerle kolaylıkla mukayese edilemeyeceğidir. Çünkü Niğbolu’da Haçlı ordusu, Osmanlı ordusundan hem sayıca, hem de silâh ve malzeme bakımından üstündü.”
***
Macar Kralı Sigismund, sürekli büyüyüp kuvvetlenen ve Rumeli’de her gün yeni bölgelere akınlar yapan Osmanlı’nın günün birinde Macaristan’a yükleneceğini anlamıştı. Eğer Hıristiyanlık gayretiyle geniş tedbirler alınmazsa, Bulgaristan ve Sırbistan’ın başına gelen felâket onların başına da gelebilirdi. Bu konuda Batı dünyasını ikna eden Sigismund, başta Macarlar olmak üzere, Fransız, Alman, İngiliz, İtalyan, İspanyol, Leh, Belçika, Ulah ve Rodos kuvvetlerinden meydana gelen 100 bin kişilik bir ordu kurmuş ve Niğbolu’ya doğru yola çıkmıştı. Tuna’yı geçerek, Vidin, Orsova ve Raca şehirlerini zapt etmiş, oradaki Türkleri çoluk çocuk ayırmadan kılıçtan geçirmiş, 1396 Eylül’ünde Niğbolu önlerine gelmiş, şehri kuşatmıştı.
***
Yeryüzünün mehtap ile aydınlandığı bir geceydi… Yıldırım, ordusuyla Niğbolu’ya yaklaşınca düşman safları arasından geçerek kaleye süzülmeyi ve kale komutanı Doğan Bey’le konuşmayı göze almıştı. Bu, bir hükümdarın yapacağı bir iş değildi, ama Bayezid, kendi sesinin duyulmasının kale müdafileri üzerinde büyük bir moral etki meydana getireceğinin farkındaydı. Düşüncesinden kimseye söz etmedi, zira onu caydırmaya çalışacaklardı. Hızla atına bindi, karanlığa karıştı, kaleye ulaşan bir geçit buldu. Surların karşısına gelince, gür sesiyle haykırdı:
“Bre Doğan! Bre Doğan!”
Doğan Bey, heyecanla kalenin burcuna koşmuş ve:
“Yıldırım Hakanım! Koç yiğitlerin başbuğu hoş geldin!” diye gürlemişti. Gözlerinden sevinç yaşları dökülüyordu.
“Bre Doğan, halin nicedir?”
Doğan Bey, düşmanın bir haftadır kaleyi kuşattığını, direndiklerini, cephane ve erzakın bir hafta daha dayanacağını söylemişti. Yıldırım:
“Hele dayanın, göreyim seni! İşte bizler vardık, Allah yardımcımızdır!” diye bağırmış, sonra küheylanının başını çevirmiş, geldiği gibi şimşek hızıyla uzaklaşmıştı.
***
Niğbolu önünde cereyan eden bu büyük meydan savaşı Fransız şövalyelerinin taarruzu ile başlamış, diğer Haçlı askerlerinin de katılmasıyla genişlemişti. Başlangıçta Haçlılar lehine gelişen savaş, Yıldırım’ın usta manevralarıyla tersine dönmüş, üçüncü saatin sonunda savaşın kaderi belli olmuş, düşman ağır zayiat vererek kaçmaya başlamıştı. Kaçabilenlerin dışındakiler ya öldürülmüş, ya esir alınmış, çekilmeye çalışan Macar askerlerinin çoğu Tuna’nın azgın sularında boğulmuştu. Ordusunun sayısına bakarak, “Gök çökecek olsa, mızraklarımızla tutarız,” diye kibirlenen Macar Kralı Sigismund, bir Venedik kadırgasına binerek canını güç kurtarmıştı. Savaşta, Haçlı ordusunda bulunan pek çok asılzâde öldürülmüş, başta Nevers Kontu Korkusuz Jan olmak üzere birçoğu da esir alınmıştı.
***
Meşhur esirlerini Bursa’ya getirten Yıldırım, yaptıkları korkunç zulümlere rağmen onların hayatlarını bağışlamış, kendilerinden sadece kurtuluş bedeli ödemelerini istemişti. O günün savaş kurallarını büyük bir hoşgörü ile değiştiren Osmanlı sultanının merhameti, Haçlı kumandanları arasında derin tesir uyandırmış, Cesareti sebebiyle ‘Korkusuz’ olarak isimlendirilen Nevers Kontu Prens Jan: “Kurtulursam, bir daha Türklere karşı savaşmam!” diye yemin etmişti. Yıldırım Bayezid, kendisini serbest bırakırken şöyle konuştu:
“Duydum ki, benimle savaşmamaya yemin etmişsin, yeminini sana iade ediyorum. Benimle savaşmak istersen, bütün Avrupa’yı topla, arkana tak, yine gel! Şanımı arttırmak için bana yeni bir fırsat vermiş olursun. Çünkü ben, zaferler için doğmuşum!”
Zafer, zafere inananlarındır!
[i] Niğbolu Zaferi’nin 630. Yıldönümü (25 Eylül 1396) dolayısıyla…