Eskiden bir adamın başkasının malını yemesi için biraz zahmete girmesi gerekirdi. Terazinin ayarıyla oynar, çürük malı sağlam diye satar, borçlunun çaresizliğinden faydalanırdı. Şimdi iş daha incelikli. Para bazen bir uygulama ekranında, bazen bir fonun içinde, bazen de birkaç saatte zenginlik vaat eden bir hisse senedinin peşinde kayboluyor.

Nisâ Sûresi’nde, “Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin” buyrulur. Âyetin gücü, “bâtıl” kelimesindedir. Çünkü haksız kazanç her çağda aynı kılığa girmez. Dün eksik tartı vardı, bugün yanlış bilgi, fiyat şişirme, manipülasyon ve insanın bilgisizliğini kazanca çevirme var.

Buradan bankaya, borsaya veya yatırım fonuna toptan hüküm vermek doğru olmaz. Borsa bir şirkete ortak olmanın, fon tasarrufu yatırıma yöneltmenin, banka da ekonomik hayatı finanse etmenin aracı olabilir. Fakat aracın meşru olması, yapılan her işlemi meşru kılmaz.

Bir şirket gerçekten üretir, yatırımcı da onun riskine ve kazancına ortak olur. Fakat sosyal medyada bir hisse parlatılıyor, kalabalık yüksek kazanç ümidiyle içeri çekiliyor, önceden alanlar çıkarken sonradan gelenlerin elinde zarar kalıyorsa ahlâkın sorusu açıktır: Kim, kimin bilgisizliğinden kazandı?

Fon için de banka için de aynı soru geçerlidir. İnsan parasını bir kuruma teslim ediyorsa orada güven vardır. Güvenin bulunduğu yerde emanet de vardır. Kâr oranı yüksek diye o kazancın nasıl doğduğunu sormaktan vazgeçemeyiz.

Bahis ekonomisinde durum daha çıplak. Artık maçın sonucu yetmiyor. Korner, kart, gol dakikası, oyuncunun şutu bile para konusu. İnsan futbol seyretmekten çıkıp ihtimal seyretmeye başlıyor. Borsayla bahsi aynı şey saymak yanlış olur. Fakat yatırım, gerçek bir şirkete ortak olma fikrinden kopup saniyelik fiyat hareketlerinin peşine düştüğünde zihniyet değişiyor.

Kur’an malın insan üzerindeki tesirine de dikkat çeker: “İnsan kendisini müstağni gördüğü için azar.” Müstağni, çok parası olan kişiden öte, parası sayesinde kimseye muhtaç olmadığını sanan kişidir. Mal burada ihtiyaç gidermekten çıkar, insana kendi gücü hakkında yanlış bir kanaat vermeye başlar.

Haşr Sûresi’ndeki, “Servet içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın” ikazı da meseleyi tamamlar. Borsanın yükselmesi, fonların büyümesi, bankaların kâr açıklaması tek başına refahı anlatmaz. Aynı sırada insanlar borçla yaşıyor, ev almak yahut küçük bir iş kurmak gittikçe zorlaşıyorsa rakamların arkasına bakmak gerekir.

Kur’an’ın iktisat anlayışını yalnız faiz başlığına sıkıştırmak bu yüzden eksiktir. Bâtıl kazanç, rıza, emanet, borç, ölçü, israf, infak ve servetin dolaşımı da aynı ahlâkın parçalarıdır.

Eskiden pazarda terazinin kefesine bakılıyordu. Bugün ekrana bakıyoruz.

Sorunun özü yine aynı:

Kazandın. Peki o para sana hangi hakla geçti?