Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda Ramazan ayına dair etkinlikler düzenlemesini “talibanlaşma” olarak nitelendirenler yine sahneye çıktı. Çocuklara orucun anlamını anlatmak, paylaşmayı öğretmek, yardımlaşmayı teşvik etmek bir anda bir rejimin provası gibi sunuluyor. Bir ay boyunca sabrı, merhameti, infakı, kul hakkını konuşmak nasıl olur da bir toplum için tehdit sayılabilir?
Asıl mesele Ramazan değil. Asıl mesele bu milletin değerleriyle barışık bir nesil fikridir.
Ramazan; aç kalma provası değil, empati eğitimidir. Zekât ve fitre; sosyal adalet bilincidir. İftar sofraları; sınıf farklarını kaldıran kardeşlik mektebidir. Bir çocuğa “komşun açken tok yatma” ahlakını öğretmek hangi çağ dışılığın göstergesidir? Hangi pedagojik ilkeye aykırıdır?
Ne gariptir ki aynı çevreler, Batı’daki kültürel dayatmaları “evrensel değerler” diye alkışlarken; kendi toplumunun inanç referanslarını görünce panik butonuna basıyor. “Laiklik elden gidiyor” çığlıkları atılıyor. Oysa laiklik, devletin din karşıtı olması değil; inançlar karşısında tarafsız olmasıdır. Bu ülkenin çocuklarının büyük çoğunluğu Müslüman bir ailede doğuyor. Ramazan’ı tanımaları kadar doğal ne olabilir?
Fakat mesele pedagojik kaygı değil; ideolojik refleks.
Bir yandan okullarda Ramazan etkinliğini “Taliban zihniyeti” diye yaftalayacaksınız, diğer yandan örnek olarak aldığınız Batı’daki ahlaki çöküşü görmezden geleceksiniz. Çocuk hakları nutukları atarken, yıllarca dünyanın elit çevrelerinin adının karıştığı skandallara sessiz kalacaksınız. Jeffrey Epstein’ın adası, siyaset ve finans dünyasının kirli ilişkileriyle hafızalara kazındı. Küresel elitlerin adının geçtiği çocuk istismarı dosyaları, medyada günlerce konuşuldu. O tabloya karşı öfke üretmeyenlerin, Ramazan etkinliğine karşı gösterdiği hassasiyet gerçekten “çocuk sevgisi” mi?
Bir tarafta çocuklara sabrı, şükrü, paylaşmayı anlatan bir ay…
Diğer tarafta tüketimi, hazcılığı ve sınırsız özgürlüğü kutsayan bir kültür…
Hangisi çocuk için daha güvenli?
Taliban benzetmesi, kolay bir etiketlemedir. Ama haksızdır. Türkiye’de yapılan şey; silahlı bir ideoloji dayatmak değil, kültürel bir mirası tanıtmaktır. Çocuğa orucu anlatmak, onu zorla aç bırakmak değildir. İftar programı düzenlemek, teokrasi ilan etmek değildir. Değerler eğitimi vermek, özgürlüğü yok etmek değildir.
Asıl tehlike, köksüzlüktür. Kendi değerlerinden utanan bir eğitim anlayışıdır. Çocuğu sadece akademik başarıya indirgeyen, ruhunu ihmal eden bir sistemdir.
Bu milletin çocukları Ramazan’ı da öğrenecek, matematiği de. Hem fenni ilimleri hem manevi değerleri birlikte taşıyacak. Çünkü bu toprakların mayasında ikisi bir aradadır.
Ramazan etkinliklerini “talibanlaşma” diye yaftalayanlara sormak gerekir:
Sizin ideal nesliniz nasıl bir nesil? Kimliğinden arındırılmış, tarihinden koparılmış, inancını kamusal alandan silmiş bir nesil mi?
Bu toplumun değerleriyle kavgalı bir laiklik anlayışı, barış değil gerilim üretir. Oysa gerçek çoğulculuk, toplumun inancını yok saymak değil; onu doğal akışı içinde kabul etmektir.
Ramazan; bu milletin hafızasıdır.
Bu hafızayı çocuklara aktarmak ise suç değil, sorumluluktur.