İnsanlık tarihi boyunca toplumları ayakta tutan en önemli değerlerden biri de hassasiyet yani duyarlılık şuurudur. Hassasiyet; sadece kendi ihtiyaçlarımızı düşünmek değil, çevremizde olup bitenlere karşı da sorumluluk hissetmektir. Bir mazlumun feryadını işitebilmek, bir yetimin gözyaşını fark edebilmek, çevreye verilen zararları kendi geleceğimize verilmiş bir zararlar olarak görebilmektir.
Yüce dinimiz İslâm, mümini sadece kendi ibadetleriyle meşgul olan bir fert olarak değil; ailesine, komşusuna, topluma ve hatta bütün mahlûkata karşı sorumluluk taşıyan bir şahsiyet olarak yetiştirmeyi hedefler. Binaenaleyh bu mâniadaki hassasiyet, İslam ahlakının önemli temel taşlarından biridir.
Âyet-i kerimede buyuruldu ki: “İyilik ve takvada birbirinizle yardımlaşın; günah ve düşmanlıkta ise yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Maide 2)
Hadis-i şerifte ise, şöyle buyurulmaktadır: “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur’a çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdir. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlar. Alt katta oturanlar: Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, derler. Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.” (Buhari) Buna göre Müslüman, çevresinde meydana gelen olaylara karşı kayıtsız kalamaz. Çünkü iyiliğin yayılması da kötülüğün önlenmesi de ancak duyarlı bireylerle mümkündür.
Ne yazık ki modern dünyanın en büyük problemlerinden biri, insanların giderek yalnızlaşması, bencilleşmesi ve başkalarının acılarına karşı duyarsızlaşmasıdır. Halbuki yüce Dinimiz, bunun tersini emretmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Tirmizi) Demek ki müminin kalbinde, diğer müminlere karşı derin bir mesuliyet duygusunun bulunması gerekir.
Hassasiyet, öncelikle ailede başlar. Anne ve babaya karşı saygılı olmak, eşlerin birbirlerine merhametle yaklaşması, çocukların maddî ve manevî ihtiyaçlarını gözetmek İslam’ın emrettiği hassâsiyetin ilk halkasını oluşturur. Ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen bir kişinin toplumsal sorumluluklardan söz etmesi etkili olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.” (İmam Ahmed)
Ancak yüce Dinimizin hassasiyet anlayışı, aile sınırlarını aşar. Komşusu açken tok yatmayı doğru bulmayan bir dinin mensupları olarak dünyanın herhangi bir yerindeki mazlumun acısını da yüreğimizde hissedebilmeliyiz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhari)
Hassasiyetin önemli bir boyutu da çevre bilincidir. İnsan, yeryüzünün sahibi değil emanetçisidir. Bu nedenle ormanları korumak, suyu israf etmemek, çevreyi kirletmemek sadece medeni bir davranış değil aynı zamanda dinî bir mesuliyettir. Âyet-i kerimelerde buyuruldu ki:
“…Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Araf 31)
“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya hakkını ver; fakat malını israf ederek saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (İsra 26-27) Bu emir, çevre ahlakının da temel prensiplerinden biridir.
Bugün yaşadığımız bereketsizlik, pahalılık, su kıtlığı, orman yangınları ve çevre felaketleri aslında insanlığın duyarsızlığının ve vurdumduymazlığının tabiî birer sonucudur.
Sonuç olarak duyarlılık; sadece bir karakter özelliği değil, imanımızın hayata yansıyan bir göstergesidir. Ailemize, komşularımıza, çevremize ve mazlumlara karşı ne kadar duyarlıysak, İslam’ın ahlak anlayışını da o kadar hayatımıza yansıtmış oluruz. Bugün insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey; daha fazla iman, daha fazla vicdan ve daha fazla hassasiyettir. Çünkü hassasiyet kaybolduğunda insanlık da yavaş yavaş kaybolmaya başlar, vesselam…