0
| Şehir ve Kültür dergisinin Aralık 2014 sayısında Mahmut Bıyıklı'nın gerçekleştirdiği enfes söyleşide Ortaköy Ressamı Fethi Baba, "Ben ölmeyeceğim, çünkü dünyanın her yerinde eserim var... " ifadesiyle "ölümsüzleşme "nin tarifini veriyordu. İşte bu tarife uyarak, "Bütün kitaplar sadece bir Kitabı daha iyi anlamak için okunur " şiarıyla yaşayıp ölümsüzlük alemine göçen bir isimden bahsedeceğiz; Ali Emirî Efendi. |
1857 senesinde Diyarbakır'da dünyaya gelen Ali Emirî, daha gençlik yıllarında Doğu Edebiyatı'na ait bir çok kitabı okuyup ezberledi. Daha sonraki dönemlerde, bütün Tanzimat memurları gibi ömrünü imparatorluk coğrafyasını bir uçtan diğerine adımlamakla geçiren Ali Emirî Efendi, katip ve defterdar olarak Diyarbakır, Selanik, Adana, Leskovik, Kırşehir, Trablusşam, Elazığ, Erzurum, Yanya, İşkodra, Halep ve Yemen'de otuz yıl kadar memuriyet görevinde bulundu.
Gittiği her yerde kaderine terkedilen nadide kitapları topladı. Kitaplar onun için bir koleksiyon malzemesi değil, okunarak geçmişi keşfetmenin birer aracıydı. Kitap sevdalısı Ali Emirî Efendi'nin en büyük hayali, Doğu'nun ve Batı'nın bütün temel eserlerini kapsayan bir kütüphane oluşturmaktı. Bu sevda uğruna; Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerinde memuriyeti gereği, gittiği her yerde hiç ara vermeden okumaya ve kitap biriktirmeye devam etti. Hatta bir defasında, İşkodra ve Yanya vilayetleri maliye müfettişi iken, sırf Yemen'deki değerli eserleri toplayabilmek için, Yemen Defterdarlığı'na talip oldu ve kendisini Yemen'e tayin ettirdi. Onun otuz yıllık memuriyet döneminde buna benzer birçok örnek bulunmaktadır.
Ali Emirî Efendi, 1908'de çok sevdiği kitaplarıyla daha çok meşgul olabilmek için emekli olup İstanbul'a döndüğünde 40 küsur sandıktan oluşan; Osmanlı tarihleri, padişah divanları, şuara tezkireleri ve çoğu nadir ve tek nüsha eserlerden oluşan zengin kütüphanesini beraberinde getirdi. İstanbul'da uzun süre kütüphanesine yer arayan Ali Emirî Efendi'ye, Vakıflar Bakanlığı 1701 yılında Darülhadis olarak yaptırılan Feyzullah Efendi Medresesi'ni tahsis etti. Ali Emirî, "Ben bu kitapları milletim için topladım ve milletime vakfediyorum" diyerek 1916 yılında kütüphaneye "Millet Kütüphanesi" adını verdi. Mütevazı, ihlaslı bir zat olan Ali Emirî Efendi yaptıklarıyla milletin gönlünde yer etti. Millet Kütüphanesi'ni kuran ve onaltıbini aşkın nadide eseri milletine bağışlayan Ali Emirî Efendi; şair, tarihçi, biyografi yazarı ve yayıncılık gibi birçok özelliğe sahiptir.
Milletinin kültür mirasının korunmasında böylesine çok büyük hassasiyetler gösteren, her türlü maddi menfaatleri hiç düşünmeden elinin tersiyle iten Ali Emirî Efendi, üç gün süren bir hastalıktan sonra,23 Ocak 1924'te Fransız hastanesinde vefat etti. Ali Emirî Efendi'nin cenaze merasimine son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi de refakat etti. Ali Emirî Efendi, vasiyeti üzerine Fatih Camii'ndeki hazireye defnedildi. Rahmetle yad ediyoruz.
***
YEMEYİ İÇMEYİ UNUTTURAN KİTAP:
Divan-ı Lügati't Türk
Millet Kütüphanesi'ni dolduran binlerce cilt eser Ali Emirî Efendi'nin emeğinin, gayretinin, fedakarlığının, mahsulüdür. Ali Emirî Efendi otuz yıl boyunca İslam aleminin kültür merkezlerini dolaşıp, varını yoğunu harcayarak bu kütüphaneyi dolduran eserleri toplamış, bu uğurda bütün maaşını ve kazancını vermiştir. Hiç evlenmeyen Ali Emirî Efendi, hayatını ilme, milletinin kültürünü yükseltmeye adamıştır. Onun kitap aşkına misal teşkil edecek en önemli olaylardan birisi de, dünyada tek nüsha olan Kaşgarlı Mahmûd'un Divan-ı Lügati't Türk isimli eserini kaybolup gitmekten kurtarıp kültür dünyamıza kazandırışıdır.
İşte Ali Emirî Efendi'nin kaybolup gitmekten kurtardığı Divan-ı Lügat'üt Türk'ün hikayesi: Yaşlıca bir kadın ihtiyacı olduğundan kendisine miras kalan bazı kitapları satmak ister ve kitapları sahaflar çarşısına getirir. Bu kitaplar arasındaki çok eski bir eser kimsenin dikkatini çekmez. Ali Emirî Efendi, her zaman olduğu gibi sahaflarda kitapları karıştırırken bu eski kitap gözüne çarpar. Bu kitap, Osmanlı ulemasının asırlardır peşinde koştuğu "Divan-ı Lügati't Türk"tür. Ali Emirî Efendi, dünyada başka nüshası bulunmayan Divan-ı Lügati't Türk olduğunu anlayınca, üzerindeki bütün parayı Sahaf Burhan'a verir ve kitap için istenen ücretin kalanını eve giderek getireceğini, kitabı kimseye satmamasını telkin eder. Emirî, eve kadar gitmeye de tahammül edemez ve yolda rastladığı tanıdıklarından aldığı borç parayı getirip 33 lirayı Sahaf Burhan'a vererek eşsiz eseri alır. (1910)
"Kitabı aldım, eve geldim. Yemeyi, içmeyi unuttum..." diyen Ali Emirî Efendi, Ziya Gökalp ve Fuad Köprülü'nün kitabı görme taleplerini geri çevirir ve sadece güvendiği Kilisli Rıfat Efendi'ye gösterir. Hırpalanmış ve sayfaları birbirine karışmış olan bu nadide kitabı, Kilisli Rıfat Efendi 2 ay gibi bir sürede tekrar tasnif ederek Ali Emirî Efendi'ye teslim eder. Emirî Efendi, emeğinin karşılığı olarak Kilisli Rıfat Efendi'ye bir ev hediye etmek istese de, o bunu kabul etmez. Kendisine verilecek en büyük mükafatın, bu değerli eserin yayınlanarak topluma kazandırılması olduğunu söyler. Kilisli Rıfat Efendi tarafından yayıma hazırlanan eser, 1917-1919 yıllarında üç cilt olarak yayımlanır.
HAMİŞ (1):
Kaşgarlı Mahmûd ve "Divan-ı Lügati't-Türk"e hemen hemen hepimizin ilkokul yıllarımızdan itibaren bir kulak aşinalığı vardır. Zihnimizi yokladığımızda, bu nadide eserin Abbasi Halifesi Muhtedi Billah'a sunulmak üzere Bağdat'ta 1072-1074 yılları arasında Kaşgarlı Mahmud tarafından iki yılda yazılmış olduğunu hatırlayıp, Araplara Türkçeyi öğretmek maksadı taşıyan, Türkçe'nin en eski sözlüğü, Türklerin o dönemdeki tarihi, edebiyatı, folkloru, coğrafyası, destanları ve efsaneleri hakkında ilk ve en temel kaynakları ihtiva eden ansiklopedik bir kaynak olduğunu hatırlarız.
HAMİŞ (2):
Ali Emirî Efendivefatının 91. yıldönümü dolayısıyla 23 Ocak 2014'te Fatih Camii haziresindeki kabri başında ve Millet Kütüphanesi'nde düzenlenecek programlarla anılacak.