Kur’an’ın hükmü açıktır:

“Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri! Umulur ki sakınırsınız.” (Bakara, 2/179)

Bu ayet, ilk bakışta yalnızca bir ceza hükmü gibi görülebilir. Oysa kısasın arkasında çok daha büyük bir hakikat vardır: Bir canı korumak için caydırıcı bir adalet gerekir.

Bilerek, tasarlayarak ve hiçbir meşru gerekçe olmadan bir insanın hayatına son vermek, sıradan bir suç değildir. Bir insanı öldüren kişi yalnızca bir canı değil; bir ailenin huzurunu, çocukların geleceğini, anne-babanın yüreğini ve toplumun adalet duygusunu da yok eder.

Bugün idam cezasına karşı çıkanların önemli bir kısmı meseleyi soyut bir hukuk tartışması olarak ele alıyor. “Devlet bir insanın hayatına son vermemeli” deniliyor. Peki ya öldürülen insanın hayatı? Onun yaşama hakkı ne olacak?

Bir gün en sevdiğiniz insanın, hiçbir suçu yokken, planlı ve kasıtlı bir cinayete kurban gittiğini düşünün. O zaman mesele artık bir televizyon tartışması, bir hukuk teorisi veya akademik bir münazara olmaktan çıkar. O zaman insan, adaletin ne anlama geldiğini yüreğinde hisseder.

Elbette adalet öfkeyle verilmez. Kısas intikam değildir. Kişisel hesaplaşma hiç değildir. Kısas, devlet eliyle ve hukuk içerisinde uygulanan bir adalet anlayışıdır. Bu nedenle böylesine ağır bir cezanın uygulanacağı bir sistemde delillerin kesinliği, adil yargılanma, savunma hakkı ve yanlış hükmün önlenmesi için en yüksek güvenceler bulunmalıdır.

Çünkü mesele sadece suçluyu cezalandırmak değildir.

Mesele, masum insanların hayatını korumaktır.

Bir toplumda insan öldürmenin bedeli ne kadar ağırsa, insan hayatının değeri de o kadar güçlü biçimde ortaya konulur. Caydırıcılık elbette tek başına bütün cinayetleri ortadan kaldıracak sihirli bir çözüm değildir; fakat özellikle planlı ve kasten işlenen cinayetlerde en ağır yaptırımın ciddi biçimde tartışılması gerekir.

Kur’an’ın “Kısasta sizin için hayat vardır” demesi boşuna değildir.

Çünkü bazen bir katile merhamet adına gösterilen ölçüsüz merhamet, gelecekte başka masumların hayatına mal olabilir.

Adalet, yalnızca suçlunun haklarını konuşmak değildir. Adalet; mağdurun hakkını, toplumun güvenliğini ve gelecekte öldürülebilecek insanların hayatını da düşünmektir.

Bugün tartışmamız gereken soru şudur:

Bir insanın hayatını bilerek ve planlayarak sona erdiren kişi için toplum hangi cezayı haklı, adil ve caydırıcı görmelidir?

Bu sorudan kaçmayalım.

Çünkü adalet zayıfladığında suç cesaret kazanır.

Cezasızlık algısı büyüdüğünde masumlar korkmaya başlar.

Ve devletin görevi yalnızca suçluyu korumak değil, masumun hayatını korumaktır.

Kısasta hayat vardır.

Çünkü adaletin amacı ölümün çoğalması değil, masumların öldürülmesini engellemektir.