Bizim kitaplarda “Araplar Türklere ihanet etti” diye yazar. Arap kitaplarında “Osmanlılar bizi sömürdü” diye yazar.

Sonra Türk, Araba; Arap, Türke; Türk ve Kürt de birbirine şüpheyle bakmaya başlar.

Peki gerçekten yüzlerce yıllık tarihimiz bundan mı ibarettir?

Elbette tarihte yanlışlar, isyanlar, ihanetler ve zulümler yaşanmıştır. Bunları inkâr etmek doğru değildir. Fakat birkaç olay üzerinden milyonlarca insanı suçlamak, geçmişin bütününü bir düşmanlık hikâyesine dönüştürmek de tarih değildir.

Çünkü milletleri birbirinden koparmanın en etkili yolu, ortak hafızalarını parçalamaktır.

Türkler, Kürtler ve Araplar aynı coğrafyanın, aynı medeniyet havzasının ve yüzyıllara uzanan ortak tarihin parçalarıdır. Acılarımız da ortaktır, zaferlerimiz de. Camilerimiz, medreselerimiz, şehirlerimiz ve kültürümüz birbirine dokunarak şekillenmiştir.

Bugün ise çok önemli bir eşikteyiz.

Özellikle Türkler ve Kürtler açısından içinde bulunduğumuz süreç, yalnızca bugünün siyasetiyle açıklanabilecek sıradan bir dönem değildir. Bu süreç, çocuklarımızın ve torunlarımızın birbirine nasıl bakacağını belirleyecek kadar önemlidir.

Artık birbirimize sürekli geçmişin yaralarını anlatmak yerine, geleceğin ortaklığını konuşmalıyız.

Kürt'ün kimliğiyle onurlu yaşaması Türk'ün kaybı değildir. Türk'ün kimliğiyle onurlu yaşaması da Kürt'ün kaybı değildir.

Adalet varsa kardeşlik güçlenir. Hak varsa güven büyür. Güven varsa ortak gelecek kurulur.

Kur'an bize insanların farklı kavim ve milletler hâlinde yaratıldığını, birbirlerini tanımaları gerektiğini bildirir. Demek ki farklılıklarımız birbirimizi düşmanlaştırmak için değil, birbirimizi tanımak için vardır.

Bugün ihtiyacımız olan şey, geçmişi silmek değil; geçmişten ders çıkararak geleceği birlikte kurmaktır.

Türkler Kürtlerin acılarını, Kürtler Türklerin kaygılarını anlamalıdır. Her iki taraf da birbirinin varlığını, onurunu ve hakkını tehdit olarak görmekten vazgeçmelidir.

Çünkü bizi birbirimize düşman edenler, dün de vardı; bugün de olabilir.

Ama artık onların yazdığı senaryoları tekrar etmek zorunda değiliz.

Geçmişin kavgalarını değil, geleceğin kardeşliğini konuşalım.

Çocuklarımıza “Onlar bize şunu yaptı” demek yerine, “Biz birlikte neler başarabiliriz?” diyelim.

Çünkü bazı süreçler yalnızca siyasi kararlar doğurmaz; nesillerin kaderini değiştirir.

Ve bugün Türkler ile Kürtler için böyle bir eşikteyiz.

Ya geçmişin acılarını birbirimize miras bırakacağız…

Ya da tarihin bütün ağırlığına rağmen yeni bir cümle kuracağız:

“Bizi ayırmak isteyenlere rağmen kardeşliğimizi koruduk ve geleceğimizi birlikte kurduk.”