ABD yeni yıl sürprizi olarak 3 Ocak’ta Hollywood yapımı “Karayip Korsanı” filmini vizyona soktu. Senaryosunu küreselcilerle birlikte CIA’nın yazdığı, plato olarak Venezuela’nın seçildiği film, dünya prömiyeriyle gösterime girdi. Filmin gişe rekoru kıracağı, hasılatının ise (Venezuela 300 milyar varillik petrol kaynağıyla 18 trilyon dolarlık petrol rezervine sahip. Bununla birlikte petrol ürünleri, doğalgaz, altın, demir cevheri, boksit, alüminyum ve nadir toprak elementleri de cabası) 30 trilyon doları bulacağı konuşulmaya başlandı. Bakalım bu film, Rambo serisi gibi ABD’ye kaç trilyon dolar hasılat sağlayacak?!..

*

Dünya, 2025 yılına Kiribati’de başlayan ve Meksika’da son bulan yılbaşı kutlamalarıyla 2026 yılına merhaba demenin sarhoşluğunu üzerinden atamamışken, ABD Başkanı Donald John Trump, dezenformasyon algoritması ile dünyayı manipüle ederek, yeni bir emperyal hikâye yazmak için düğmeye bastı. 2025 yılının “barış havarisi” Nobel Barış Ödülü adayı ABD Başkanı Trump, yeni yılın sürprizi olarak önce CIA marifetiyle İran sokaklarını karıştırıp, arkasından da “bir gece ansızın gelebiliriz” dediği Venezuela’ya “Mutlak Kararlılık Operasyonu” çekti.

TARİH BİR KEZ DAHA TEKERRÜR ETTİ

Dünya’nın İsrail’in Gazze’yi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline tahammülü kalmamışken, ABD’nin Venezuela’ya çökmesiyle nur topu gibi bir krize daha sahne oldu. Trump, göçmen politikası ile seçildiği günden beri komşu ülkelere saldırgan tutum sergilerken, narko-terör örgütü lideri ilan ettiği Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya karşı hava destekli operasyon başlattı. Başkent Karakas’ı bombalayıp, yüzlerce sivili katledip, arkasından da Maduro ve eşi Cilia Flores’i kale gibi korunan yatak odasından hainlerin yardımıyla alıp kaçırdı. Tıpkı bundan 36 yıl önce, 3 Ocak 1990’da dönemin ABD Başkanı George H.W Bush'un emriyle başlatılan operasyonla Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega’yı ülkesinde alıkoyarak ABD’ye götürülmesi gibi... Tarih bir kez daha Venezuela’da tekerrür etti.

Tıpkı kimyasal silah bahanesiyle ülkesi işgal edilen Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin gibi... Tıpkı 11 Eylül saldırılarından sonra “teröre karşı küresel savaş” iddiasıyla 2001’de işgal edilen, uyuşturucu ve kan bataklığına çevrilerek istikrarsızlaştırılan Afganistan gibi... Tıpkı Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin 20 Ekim 2011’de hunharca linç edilerek katledilmesi gibi... Tıpkı Mısır’da ilk defa seçimle gelen Devlet Başkanı Muhammed Mursî’nin 3 Temmuz 2013’te askeri darbe ile devrilmesi gibi... Ve tıpkı Türkiye’de 15 Temmuz 2016'da FETÖ marifetiyle gerçekleştirilen hain darbe girişimi gibi...

Evet bu emperyalist operasyonların bir benzeri önceki gün Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya gerçekleştirildi. Son 11 ayda İran, Yemen, Irak, Suriye, Nijerya, Somali, Karayipler ve Pasifik’e saldıran ABD, bozuk siciline bir yenisini daha ekledi...

BARIŞ HAVARİSİ TRUMP GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERDİ

2025 yılında insan üstü(!) bir gayret göstererek sözde 8 savaşı (Tayland-Kamboçya, Kongo-Ruanda, Mısır-Etiyopya, Kosova-Sırbistan, Hindistan-Pakistan, Azerbaycan-Ermenistan, İsrail-İran, İsail-Filistin) bitiren(!) Nobel Barış Ödülü’ne aday megaloman Trump, 2026 yılının ilk günlerinde gerçek yüzünü gösterdi.

Barış, huzur ve mutluluğa hasret dünyanın nur topu gibi bir krizi daha oldu. Venezuela’daki operasyon için “Delta Force”ye emir veren Trump, Nicolas Maduro’nun kaçarılışını “dizi film izler gibi izledim” açıklamasıyla nasıl bir ruh hâline sahip olduğunu bir kez daha ispatladı.

Orta Doğu ve Avrasya’dan sonra Latin Amerika da kaynamaya başladı. Bu vahim gelişmelerle birlikte Venezuela’nın “Latin Amerika’nın Suriye”si olma riski tartışmaya açılırken, Kolombiya, Küba ve Meksika gibi ülkeler teyakkuza geçti. Bu ne demek, hiç kimse güvende değil demek.

OLAN YİNE BİR ÜLKENİN HALKINA OLDU

Analistler 3 Ocak Cumartesi gününün sabahından beri aralıksız Trump’ın Venezuela’ya çöküşüne dair çözümleme yapıyor... Ekonomik, sosyolojik, siyasi ve uluslararası etkilerine dair makro ve mikro kırılganlıkların doğuracağı sonuçları hesaplamaya çalışıyor.

Öyle görülüyor ki, otobüs şoförlüğünden sendikacılığı, siyasetten devlet başkanlığına uzanan Nicolas Maduro, günün sonunda en yakın çevresi tarafından satıldı!.. Derdest edilerek New York’taki Metropolitan Gözaltı Merkezi’ne getirildi.

Peki önümüzdeki süreçte ne olacak?.. Maduro, ibret-i âlem için bol bol kelepçeli fotoğrafları dünyaya servis edilip, itibarsızlaştırıp, iyice gözden düşürüldükten sonra narko-terörizm, kokain kaçakçılığı ve yıkıcı silahlara sahip olmak suçlarından mahkemeye çıkarılacak ve yargılanacak!..

Liderlerinin başına çorap örülen Venezuela halkı ise dünyanın en zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olmasına rağmen; açlık, yoksulluk ve sefalet içinde başlarına ABD tarafından atanan vekil güçlerin zulmüne boyun eğerek hayatta kalma mücadelesi verecek.

Zulüm ile âbâd olanın âkıbeti berbat olur. Ve dahi unutulmamalı ki, bu zalimlerin cezası yarına kalır, amma velâkin yanına kalmaz. Bakalım, gün doğmadan daha neler doğacak...