0

ABD'de kulisler bir hayli karışmış durumda. Trump göreve geldiği günden bugüne daralan çemberin içine sıkıştı. İnsanlık onurunu, şerefini kaybeden Trump, şimdi de koltuğunu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya. ABD basınından takip ettiğim haberlerde, Trump ve yakın çevresine o kadar çok dava açılmış ki, içinde yok yok diyebilirim. Şimdi bir de avukatı Rusya ile ilişkilerini anlatmaya karar verdiğine göre Trump'ın sonu yakın gözüküyor…

ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions, Fox televizyonu ile mülakatında "Adalet Bakanlığı'nı hiçbir zaman idare edemedi" sözleriyle kendisini hedef alan Başkan Donald Trump'a yanıt verdi. Sessions, yaptığı yazılı açıklamada "Adalet Bakanlığı'nın eylemleri siyasi hesaplardan etkilenmeyecektir" ifadelerini kullandı.

Session'ın açıklaması, Başkan Trump'ın 'azledilebileceğine' yönelik tartışmaların ortasında geldi.

Bu açıklama ve yakın çevresinin seçim kampanyalarındaki usulsüzlükler, cinsel ilişkiler, vergi kaçırma gibi konularda bir biri tanıklık ediyor olmaları, Trump'ın gitmesinin kesin gibi olduğunu ve paçayı kurtaran kurtardı anlayışı ile döküldüklerini ortaya koyuyor.

Salı günü Trump'ın eski avukatı Michael Cohen, 2016 başkanlık seçim kampanyası sırasında Trump'ın ilişkisi olduğu iddia edilen iki pornocu kadına ödeme yaparak seçim kampanyalarının finansmanıyla ilgili yasaları deldiğini itiraf etmiş, aynı gün Trump'ın eski kampanya direktörü Paul Manafort'da, vergi kaçırma iddialarının araştırıldığı bir davada 18 suçlamanın 8'inden suçlu bulunmuştu.

Manafort aynı zamanda, Rusya'nın ABD başkanlık seçimlerine müdahale ettiği ve Trump kampanyasının Kremlin yönetimiyle işbirliği yaptığı iddialarına yönelik soruşturmada adı geçen isimlerden.

Jeff Sessions ise Adalet Bakanı sıfatıyla bu soruşturmaya nezaret etmekten affını istemişti.

Tüm bu olumsuz tablo Trump için daha da büyüyecek ve Trump yakın gelecekte ABD'de yaşanan bütün olumsuzlukların müsebbibi olarak gösterilerek bir "günah keçisi"ne dönüştürülmeye çalışılacak. Ama gerçek şu ki, ABD krizi göründüğünden/gösterilmeye çalışıldığından daha yaygın, daha derin ve daha vahim. İşin daha da kötü yanı, bir çözümü de yok. Yapısal bir hastalık söz konusu. Toplumsal olarak da bir uzlaşı zemini yok. Bu noktada din, tarih, bilim, siyaset ve ekonomi kendilerine sığınacak bir alan bırakmıyor. Konjonktür tamamen aleyhlerine. Gerçeklerle yüzleşmeye cesaretleri yok...

ABD aslında örtülü bir iç savaş yaşıyor. Sürekli kendi dışındaki bölgelerde sıcak çatışmalar çıkararak kendi içindeki krizi gizlemeye ve içeride birlik sağlamaya çalışıyor.

ABD sadece bu dönemde böyle değildi. Kuruluşundan bugüne kanlı ve sansasyoneldi. ABD bir uygarlık değil. Yağma, cinayet, terör ve aldatma üzerine kurulu bir zulmün demokrasi ile kurulmuş, ambalajına da insan haklarını almış bir düzendir. Adalet, barış, özgürlük, refah sadece madalyonun parlatılan yüzü, bir illüzyon, bir makyaj malzemesi.

Kendilerini kurtarmak adına dünyayı yakmak isteyen bu çılgınlar topluluğu bilmiyorlar ki, aynı dünyada kendisi de var. Dünyayı yok ederek kendileri var olamaz.

Tek çözüm olarak gördükleri şey ise "Tanrıyı kıyamete zorlamak". Yani Evanjelist düşünce.

Bu düşünceye istemsizce kapılan Amerikalıların durumu, dünyaca ünlenen ve her istediğini elde ederek sapkınlaşan, kafayı yiyen magazin malzemesi mesleklerin erbaplarına benziyor. Özgürlükler ülkesi ya sınırları çok geniş…

ABD bugün kendi içinde ve dışında herkesle kavgalı. Amerikan kıtası halkları ile kavgalı, Avrupa ülkeleri, Asya ve Afrika ile kavgalı. Tek dostları, Suudi yönetimi, İsrail ve halklarına rağmen iktidarda olan, dünün ve bugünün işbirlikçi kapitalizm reisleri dışında etraflarında kimse kalmadı.

Ancak… ABD sadece kendinden ibaret bir ülke değil. "Biz hepimiz biraz Amerikalıyız"…

Asıl sorun da bu. Cebinizde ne kadar zaruri olmayan dolarınız varsa o kadar Amerikalısınız. Zaruri durumlar hariç kullandığınız Amerikan ürünleri kadar Amerikalısınız. Onların yaşam tarzını model aldığınız kadar Amerikalısınız. Amerikalıyız! ABD'nin yıkılışını geciktiren asıl sebep de bu: İçimizdeki Amerikalılar!

Kendi etrafını ateş çemberi ile çevirmiş bir sarı akrep!

Trump seçimden önce giderse eğer, ben kansız gidebileceği ihtimalini zayıf görüyorum. Dünyayı bir savaş ve terör bataklığına doğru sürüklerken, sırtını Siyonist Yahudiler, Siyonist Hristiyanlar ve Siyonist Müslümanlar (FETÖ) bu çılgına destek veriyorlardı. Böyle bir durumda seslerini çıkaracaklardır. Ki onlar başkalarının çığlıkları ile duyuranlar!

Sarışın kovboyun boynunda bunca kement ile ABD'de 6 Kasım 2018'de yapılacak yılın en önemli siyasi süreci olarak büyük önem taşıyan Kongre ara seçimlerine bu şartlarda girebilmesi çok zor ancak girse bile etrafında güvenebileceği cumhuriyetçi güçlü adaylar bulamayacaktır. Cumhuriyetçiler her iki kanatta da üstünlüklerini devam ettirmek hayal olmaktan öteye geçemez. Demokratlar ise üstünlüğü ele geçirerek 2020 başkanlık seçimleri için avantaj sağlamayı amaçlıyor.

Amerika ve Trump için genel tablo böyleyken Trump'dan sonra Amerika-Türkiye ilişkileri düzelir mi?

Trump'ın gitmesiyle Amerika ile Türkiye ilişkileri bir anda güllük gülistanlık hale gelmeyecek. Çünkü ondan sonra göreve gelecek olan yardımcısı Pence'de en az Trump kadar Türkiye düşmanı...

Netice itibarıyla "Casus Brunson" meselesinde krizin fitilini ateşleyen "Ya rahibi verin ya da gereğini yaparız" diyen kişinin Pence olduğunu unutmayalım.

Trump'ın bu aşamadan sonra bütün planları "Casus Brunson"ı kurtarmak üzerine olacak. Çünkü ancak onu kurtarırsa Evanjelistlerin ve Hristiyan kesimin desteğini arkasına alabilecek. Unutulmamalıdır ki, tüm bu plan etrafındaki Türkiye düşmanı yardımcısı ve danışmanları ile birlikte aldıkları bir karardır. O nedenle seçimden önce giderse değişen pekte bir şey olacağını söylemek yanlış olur.

Hatta Trump'ın Brunson'a şimdi her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğu için işin boyutları değişebilir…

Bundan "Türkiye'nin eli güçlenir ve pazarlık daha rahat yapılır" anlamı da çıkarmayın. Trump'ın Brunson'ı alma karşılığında Türkiye'nin taleplerini karşılama gücü de aynı oranda zayıflıyor.

Bu nedenle krizi tırmandırmanın yollarını arıyor, önemli gördüğü isimler üzerinden Türkiye'ye yeni mesajlar gönderiyor.

İşte onlardan iki gün önce ortaya çıktı. Türkiye'nin ekonomik politikalarından dolayı olduğunu düşünen iyi niyetli ahmaklar varsa, Türkiye'ye dış politikada diz çöktürme operasyonunun kamuflajı olarak kullanılan tutuklu rahip Brunson davası ile birlikte TL'de son 1 buçuk ayda yaşananların, ABD'nin 'kur saldırısının' olduğu tescillendi. Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'dan söz ediyorum. Reuters haber ajansına yaptığı açıklamalarda:

"Türkiye Brunson'ı bırakmayarak büyük bir hata yaptı. Eğer koşulsuz serbest bırakmayı düşünürlerse kriz hemen biter" diyor.

Devamındaki sözleri de son dönemlerde alışkın olduğumuz tehditlerden birini barındırıyor: "Katar'dan gelen para Türkiye ekonomisini kurtarmaya yardım etmez."

Aslında en başından itibaren bizim yapmamız gerekeni onlar yapıyor.

Normal şartlarda bizim açıklama yaparak "FETÖ elebaşını vermezseniz bütün ilişkilerimizi keseriz ve mallarınıza ambargo uygularız" dememiz gerekiyordu ama bu fırsatı kaçıralı çok oldu.

İşe bakın ki biz, bize karşı suç işlemiş bir haini istiyoruz ama vermiyorlar. Vermedikleri gibi, yine bize karşı çeşitli suçlara bulaşmış kendi casuslarını istiyorlar.

Çünkü ikisi de onların adamı.

Aslında bu kısa süreçte tiyatro perdesi aralanarak, sahnenin ve oyuncuların hazırlanışının direkt olarak yansıdığı bir tablo meydana geldi ve ikinci perde başladığında seyirciler Washington'un oyuna nasıl hazırlandığını görmüş oldu…

Tüm bu gelişmeler de kendi bağımsız politikalarını geliştiremeyip Trump'a bel bağlayanların onunla birlikte çöküş endişesi yaşadıkları gerçeğini gözler önüne seriyor. Suudi rejimi şu an Trump'la bu kadar yakın ilişki içinde olmasına fazla güveniyor gibi görünüyor. Ama Trump'ın siyasetinin önünün kapanması durumunda ABD'nin Suudi rejimi karşısında nasıl bir tavır sergileyeceğini de bilemiyor ancak bilinen ve daha da önemli bir gerçek var ki ümmeti kaybettiler!

Türkiye ise Amerika'ya karşı onurlu ve dik duruşu ile sadece Ümmet'in kalbini tekrar kazanmadı, dünyada ki tüm anti-kapitalistlerinde saygısını kazandı. Süreç uzunda olsa kazanan Türkiye olacak.

ABD için gelecek günlerin geçen günleri aratacağını söylemek mümkün. Bugün en ağır faturalarından birini Türkiye ödüyor gibi gözükse de, bunun anlamı ABD belasından dünya Türkiye'nin eli ile kurtulacak olması ile ilgili bir durum bu…

Yarına rahatlama olmayacak hatta kriz daha da derinleşebilir ama ne deriz biz:

"Her kutlu doğum sancılı olur."